İstinaf başvurusunun kabulüne, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine

Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Kadastro sırasında, Kütahya ili Merkez ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 102 ada 1 parsel sayılı 33.196.976,98 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Türkmen Dağı Devlet Ormanı olarak Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.

Davacılar vekili; davacıların murisi...'in ... doğumlu olup, ...'dan geldiğini, ... Köyü'ne yerleştiğini, ... Köyü ...Mevkii 102 ada 288 parselin kuzeyinde bulunan taşınmazın yıllarca murisin tasarrufu altında bulunduğunu, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın 102 ada 1 parsel olarak Hazine adına tescil edildiğini, 102 ada 1 parselde bulunan yaklaşık 10.000 m2 olan taşınmazın gerçeğe aykırı bir şekilde tespit edildiğini, esasen taşınmazın muris...'e ait olduğunu ileri sürerek Hazine adına yapılan tespitin iptali ile taşınmazın davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın niteliği gereği orman vasfı ile ... Dağı Devlet Ormanı olarak Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın orman olarak kullanılmak üzere tahsis edildiğini, zilyetliğe dayalı olarak iktisap edilmesinin ve özel mülkiyete konu olmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... İdaresi vekili; dava konusu taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tescil edildiğini, ormanların daraltılamayacağını ve zilyetlikle kazanılamayacağını, orman vasfının iptali ile şahıslar adına tapuya tescilinin hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; dava konusu edilen yerin 4 taraf sınırlarının itirazsız kesinleşmiş devlet ormanı ile çevrili orman içi açıklığı olduğunun belirlendiği, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 17 nci maddesinin orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına ve bu kesimlerin özel mülkiyete dönüşmesine izin vermeyeceğini, orman içi açıklıkların zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, tapu ve zilyetlik yolu ile kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45 inci maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesi'nin 1988 ve 1989 yılında verdiği kararlar ile iptal edilmiş, kalan fıkralarının da 5403 sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun (5403 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, bu nedenlerle bu tür yerler kanun gereği orman sayıldığı için orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı, davacılar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince, mahkemece çekişmeli taşınmaz bölümünün dört tarafının itirazsız kesinleşen devlet ormanı ile çevrili olduğu ve buna göre orman içi açıklık konumunda bulunduğu gerekçe gösterilerek karar verilmiş ise de; dosya kapsamına alınan bilgi ve belgelere, düzenlenen teknik bilirkişi raporlarına ve rapor eki krokilerde çekişmeli taşınmazın bulunduğu konuma göre davaya konu edilen taşınmaz bölümünün üç tarafının devlet ormanı olarak tescil edilen 102 ada 1 orman parselinin dava dışı kısımları ile çevrili olmasına rağmen çekişmeli taşınmazın güney bölümünün dava dışı 102 ada 286 ve 288 parsel sayılı taşınmazlara komşu olduğu, dosya içine getirtilen bilgi ve belgelerin incelenmesinde çekişmeli taşınmaz bölümünün güney yönden komşu olduğu 102 ada 286 ve 288 parsel sayılı taşınmazların ise gerçek kişiler adına tarla vasfıyla kayıtlı olduğu, bu hale göre çekişmeli taşınmaz bölümü güney yönden kişi taşınmazlarına komşu olmakla dört tarafının orman ile çevrili olmadığı ve böylelikle nizaya konu bölümün orman içi açıklık konumunda bulunmadığı, sonuç olarak mahkemenin bu yöndeki gerekçesinin yerinde olmadığı, davacıların dava dilekçesi ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde herhangi bir tapu kaydına dayanmadıkları, davacıların isteminin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinme hükümlerine dayalı olduğu, bilindiği üzere kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinilebilmesi için tek başına taşınmazın orman sayılan yerlerden olmaması hususunun yeterli olmadığı, aynı zamanda tespit günü itibariyle davacılar lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinme koşullarının da gerçekleşmesinin gerektiği, bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; davacı tanığı İbrahim Sayma'nın "köyde motor kullanılmaya başladıktan sonra taşınmaza motor çıkmadığından taşınmazın kullanımının sona erdiğini" bildirmesi, keşif tutanağına yansıtılan mahkeme gözlemine göre "taşınmazın kullanılmadığı, taşınmazın etrafında ve içinde bir kısım orman ağaçlarının bulunduğunun" belirtilmesi, hükme esas alınan ziraat mühendisi bilirkişinin raporunda "taşınmazın yaklaşık 20 senedir tarımsal faaliyet amacıyla işlenmediği ve tarımsal faaliyette kullanılmadığı, taşınmaz içinde 10-15 yaşlarında meşe ağaçlarının bulunduğu, zeminde kendiliğinden yetişmiş otsu bitkilerden ibaret bitki örtüsü bulunduğunun" açıklanması, orman mühendis bilirkişi raporunda "taşınmazın 10-15 yaşlarında meşe ağaçları ile kaplı olup tüm yönlerinin meşe ağaçları ile kaplı kapalılık oluşturduğunun" belirtilmesi, orman mühendisi ve fen bilirkişilerden alınan ek raporda "1970 tarihli hava fotoğrafı görüntüsünde herhangi bir tarımsal kullanımın olmadığı, bitki örtüsünün çevresindeki orman parseli ile aynı olduğu, 1991 yılı hava fotoğrafı görüntüsünde tarımsal anlamda kullanılan taşınmazlar açık ve net olarak görünmesine rağmen dava konusu taşınmazın herhangi bir kullanımının olmadığı, bitki örtüsünün ise çevresindeki orman parseli ile aynı olduğunun anlaşıldığının" belirtilmesi, yine fen bilirkişi raporunda da "1991 tarihli hava fotoğrafı üzerinde yapılan incelemede davaya konu alanın tarım arazisi olmadığının" açıklanması ile Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin yerleşmiş kararlarında meşe ağaçlarının ağır tohumlu ağaçlar grubunda yer alıp taşıma suretiyle tohumlanma şeklinde oluşmasının mümkün olmayıp bu durumun taşınmazın bulunduğu yerde en evvelinde de meşe ağaçlarının bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunması hususları birlikte gözetildiğinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açan davacıların zilyetlik koşullarının gerçekleştiğini ispat ile yükümlü olmalarına rağmen tespit günü itibariyle taşınmaz üzerinde yararlarına 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde öngörülen zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu ispat edememelerine göre mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yukarıda yazılı gerekçe gösterilerek karar verilmesi isabetsiz ise de sonucu itibariyle doğru, gerekçesi itibariyle yanılgılı hükmün yargılamada eksiklik bulunmayan ancak hükmün gerekçesinde hata edilen eldeki dava dosyası açısından yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş ve iş bu karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

100,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 327,60 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.