Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, dava konusu davacıya ait 1300 parsel içerisinde köylüler tarafından yapılmış ark olduğunu, bu arkın taşınmazı ikiye böldüğünü, davacının arkı kapatmasına davalı ... ve oğlunun engel olduğundan bahisle arkın kapatılmasına dair muarazanın men’ini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; kadimden beri su arkının olduğunu, davacının bilerek taşınmazı satın aldığını, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar; davaya konu uyuşmalıkla ilgilerinin olmadığını, suyun ... tarafından kullanıldığını, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; bilirkişilerce arkıN kadim su arkı olduğunun belirtildiği, taşınmazın birleştirilmesi esnasında ne gerekçe ile arkın gösterilmediğinin anlaşılmadığının bildirildiği bu durumda kadim olmayacağı kanaatine varılamayacağı, kadimden beri tüm köylülerin istifade ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

elatmanın önlenmesi talebine ilişkindir.
Burada öncelikle su arkı deyimiyle neyin anlaşılması gerektiği hususu üzerinde durulmalıdır. Bilindiği üzere ark, genellikle insan eliyle yapılan sulama amacıyla kullanılan su yoludur. Şayet, çekişmeli bölgede kadastro çalışmaları yapılmış ark olarak saptanan bir yer kadastro paftasına bu niteliğiyle işlenmişse, paftasından terkin edilene kadar bu yer ancak su arkı olarak kullanılabilir. Fakat, varlığı iddia edilen su arkı kadastro paftasında işaretlenmemişse, bir başkasının çap kaydı kapsamı içinde kalmaktaysa, o takdirde mülkiyet hakkı sahibine üstünlük tanımak gerekir.
Somut olaya gelince; dava konusu arkın 1998 tarihinden önceki tapu kayıtlarında birbirinden bağımsız 539,540 ve 541 parsellerin arasından ve sınırı takip edecek şekilde geçtiği, bu 3 taşınmazın da davacıya ait olduğu ve davacının talebi üzerine Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünün 14.10.1998 tarihli ve 8556 sayılı yazıları, İl İdare Kurulunun 17.09.1998 tarihli ve 1998/4-319 sayılı kararı ve Kadastro Şefliğince tanzim edilen 21.08.1998 tarihli ve 609 sayılı Fen folyesinde birbirine bitişik olan bu parsellerin toplam alanı 12457 m2 olmak üzere 1300 parsel numarası ile tek bir parsel şeklinde tescil edildiği tespit edilmiştir. Dosya içerisinde alınan bilirkişi raporunda; dava konusu edilen arkın en az 60 yıldır taşınmazlar üzerinde olduğu kadim nitelikte olduğu belirtilmişse de 539,540 ve 541 parsellerin davacı talebi üzerine birleştirilmesi sonucu oluşturulan 1300 parselin tapu kayıtları ve paftası incelendiğinde su arkının gösterilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca yine bilirkişi raporunda; sadece davalılardan ...’ın kullanımında olan su arkına ilişkin olarak davacı ve davalı arasındaki ihtilafın her iki tarafın menfaatlerine uygun olarak çözüme ulaştırılabileceği, ilgili yerlerle görüşülerek su kanal hattının dava konusu 1300 parselin orman ile sınır olan üst noktasından geçirilmesinin mümkün olduğu da belirtilmiştir.
O halde; davacının, TMK'nin 683. maddesi uyarınca, hukuk düzeninin sınırları içinde taşınmazı üzerinde istediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olacağı ve mülkiyet hakkı sahibinin, mülkiyet hakkının kullanılmasından doğan yetkilerinin ancak, yasalarla sınırlanabileceği dikkate alındığında Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken arkın kadim ark olduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.