Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.01.2017 tarih ve 2015/302 E- 2017/66 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.11.2019 tarih ve 2017/192 E- 2019/1467 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... Bakmak ile vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket ortağı olduğunu, müvekkilinin diğer ortaklardan gördüğü haksız davranışlar üzerine şirket ortaklığından ayrılmaya karar verdiğini, müvekkilinin davalı şirketin ticari defter ve belgelerini incelemek için noter kanalıyla ihtarname göndermesine rağmen davalının defterlerin şirket adresinde incelenebileceğini cevaben bildirdiğini, hiçbir genel kurul kararı alınmadan şirket ortağı olan müvekkilinin şirket hesapları ve defterlerinin incelenmesinin engellendiğini, müvekkilinin şirket ortaklığından ayrılacağını bildirmesi üzerine taraflar arasında protokol imzalandığını, ortaklar kurul toplantısı ile müvekkilinin yetkileri alınarak şirket yetkilisinin ... yapıldığını, bu süreçte şirketin anahtarlarının değiştirildiğini ve müvekkiline hiçbir kolaylığın sağlanmadığını, güvensizlik ortamının oluştuğunu ileri sürerek, davalı şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini, aksi takdirde %27 pay sahibi olan müvekkilinin haklı sebeplerle davalı şirket ortaklığından ayrılmasına izin verilmesine, müvekkiline isabet eden oranın tespit edilerek verilmesine, müvekkilinin şirket müdürü olarak çalıştığı dönemde hak etmiş olduğu maaşının hesaplanarak ödenmesine, isim-unvan hakkına ilişkin değerin bilirkişi marifetiyle tespit edilerek müvekkiline isabet eden oranın ödenmesine, müvekkilinin davalıya teminat olarak verdiği senedin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taleplerin tümümün zamanaşımına uğradığını, davacı dışındaki diğer ortakların Konya dışında ikamet etmesi sebebiyle şirket kurulduktan sonra para işleriyle davacının ilgilendiğini, davacının diğer ortakların güvenini suistimal ederek müvekkilini zararlandıracak eylemlerde bulunduğunu, şahsi kullanımında bulunan kredi kartlarının şirketten ödendiğini, bu konunun dile getirilmesi üzerine davacının şirkete koymayı taahhüt ettiği sermayeyi ödeyememesinden dolayı kredi kartlarından nakit çekim yaparak bu nakit çekim bedellerini de şirket hesabından ödeyerek sermayeyi diğer ortaklara tamamlattırdığını ifade ettiğini, davacının dürüstlük ilkesine riayet etmediğini, davacının müvekkiline gönderdiği ilk ihtarnamede defter ve belgeleri incelemek üzere nereye ait olduğu belli olmayan bir adrese defter ve belgelerin gönderilmesini istediğini, defter ve belgelerin şirkette incelenmesi gerektiğini, bunun belirtilmesine rağmen davacının şirkete gelmediğini, davacının şirket defter ve belgelerini incelemesi yönünde hiç bir engel bulunmadığını, davacının şirket merkezine inceleme yapmak için gelmediğini, davacının şirkete gelmemesi üzerine defter ve belgelerin bir suretinin kendisine teslim edildiğini, protokolde davacının şirketten ayrılacağından hiç söz konusu olmadığını, davacının teminat senedi olduğuna dair iddia ve beyanlarının şirketin feshi istemi ile açmış olduğu bu davada ileri sürülmesinin mümkün olmayacağını, 25/09/2014 tarihinde Ortaklar Kurulu kararı ile ...'in şirket müdürlüğüne seçildiğini, şirket anahtarlarının yeni temsilci tarafından muhafaza edildiğini, 2014 yılının Eylül ayında davacı tarafından kasa defterindeki kayıtların değiştirildiğini fabrikanın güvenlik kamerasından anlaşıldığını, bunun üzerine güvenliği sağlamak adına belgelerin muhafaza altına alındığını, davacının şirketi zarara uğratacak tutum ve davranışlar sergilediğini, iddia edilen araçların davacı üzerine kayıtlı olmasına rağmen ödemelerinin davacının kredi kartı ile yapıldığını, kredi kartının da şirket hesabından ödendiğini, davacının şirket hesapları yerine kendi adına açtığı PTT hesabını şirket işlerinde kullandığını, davacının şirkete borçlu olduğunu, şirketin fesih ve tasfiyesini gerektirir bir durum bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının şahsi harcamalarının davalı şirket kasasından ödendiği, davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasındaki tartışmalar nedeni ile ortaklık ilişkisinin temelinden sarsıldığı, sorunun kaynağının davacının davalı şirkete ciddi miktarda borçlanması olduğu, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona ermesinde davacının kusurlu bulunduğu, hiç kimsenin kendi kusurlu davranışlarından kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının davalı şirkete kendi kusuruna dayanarak fesih ve tasfiyeyi istemesinin mümkün olmadığının kabulünde bir isabetsizlik yok ise de yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporuna davacı vekilinin itirazları karşılanmadan, davalı kayıtlarında yer alan alacağın dayanak belgeleri incelenmeden davacının davalı şirkete borçlu olduğu miktarın tespitinde isabet görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulüne, mahkeme kararının gerekçe yönünden kaldırılmasına davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 16/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.