KARŞI DAVA: Tazminat

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı-karşı davalı vekili, dava konusu 1286 ada 3 parselde(eski 320 ada 165 parsel) davalıya ait yapının malzemelerinin sökülmesi, aksi takdirde masrafın davalı tarafından karşılanması suretiyle yıkımı ya da takas isteminin kabulü ile tarafların yaptıkları yapıların bulundukları taşınmazlara aidiyetine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, imar öncesi sahip olduğu 320 ada 20 ve 21 parsellerde kayıtlı taşınmazların imar sonrası 1286 ada 8 parsel olduğunu, kendi taşınmazı üzerindeki yapıların imar sonrası davacının taşınmazına tecavüzlü hale geldiğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalıya ait tek katlı 2 adet ev için 20.000 TL tazminatın faiziyle davalıya ödenmesine, bedel ödenene kadar davalıya hapis hakkı tanınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacıya ait 1286 ada 3 parsel içinde yer alan B ile gösterilen 51,90 m2 kısma yapılan müdahalenin önlenmesine, kal gideri olan 5,190 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının takas talebinin ve karşı davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm süresi içinde davalı karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı-karşı davacı, taşkın kısmın imar uygulaması sonucu oluştuğu savunmasında bulunarak taşkın kısımdaki yapıların bedelini talep etmiş, ne var ki, Mahkemece, müdahalenin imarla oluşup oluşmadığı yönünden yeterli araştırma yapılmadığı gibi imar öncesi taşınmazlara ilişkin tüm kayıtlar getirtilmeden,karşı davanın reddine ilişkin herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin hüküm kurulmuştur.
Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı, üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus TMK’nin 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ancak, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa’nın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası’nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı Yasa'nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir. Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca, öncelikle yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir araştırma yapılması,dava konusu 1286 ada 3 parsel ve davalı 1286 ada 8 parselde kayıtlı komşu parsele ait tüm kayıtların tedavülleriyle getirtilerek, yerinde uygulama yapılması ve yeniden denetime elverişli uzman bilirkişilerden rapor alınması, mevcut durumun imar uygulamasıyla oluşup oluşmadığının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı karşı davacının iddiası dikkate alınmadan eksik araştırma ile yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 388/4. ve 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.