İstinaf başvurusunun kabulüne/reddine

Taraflar arasındaki hak sahipliğinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili ile davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

2015 yılında yapılan güncelleme çalışması sırasında, Antalya ili Aksu ilçesi ... mahallesi çalışma alanında bulunan 1810 ada 1 parsel sayılı 6.135 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 1977 yılından beri ... oğlu ... 'ın kullanımında olduğu " şerhi yazılmak suretiyle, arsa vasfında, Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Yargılama sırasında çekişmeli taşınmaz 04.03.2019 tarihli imar işlemi ile 14991 ada 2 parsel, 15003 ada 1 - 2 ve 5 parsel sayılı taşınmazlara gitmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu 1810 ada 1 parsel sayılı taşınmazın taşınmazın 1977 yılından beri ... oğlu ... 'ın kullanımında ve mülkiyetinin Hazine'ye ait olduğunu, kullanıcısı ... mirasçısı ... tarafından taşınmazdaki tüm haklarının 24.10.2016 tarihinde davacının bayii ...'e devredildiğini, onun da haklarını 31.10.2017 tarihinde ...'a, ...'ın da taşınmazdaki haklarını 23.11.2017 tarihinde davacıya devrettiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazda hak sahipliğinin davacı adına tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... 6292 sayılı Kanun kapsamında zilyetlik tespiti isteminde bulunulabilmesi için davanın tapunun beyanlar hanesinde lehine zilyetlik şerhi verilen kişi ya da kişiler aleyhine açılması gerektiği, davacı tarafın ise eldeki davayı lehine zilyetlik şerhi tesis edilen ... aleyhine ye de onun miraşçılarına karşı açmadığı ..." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili ile davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; "...6292 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi olan dava dışı ... tarafından, bu pay üzerinde 6292 sayılı Kanundan ... haklarını dava dışı ...'e noter muvafakatnamesiyle devrettikten sonra, bu devir nedeniyle taşınmazda hak sahipliği sıfatı kalmadığı halde daha sonraki bir tarihte davalı ...'ya noter muvafakatnamesiyle yaptığı hak devrinin, kendisine ait olmayan bir hakkın devri niteliğinde olması nedeniyle geçerli sayılamayacağı; davanın, dava dilekçesinde yalnızca davalı ...'ya karşı yöneltilmesine karşın ilk derece mahkemesince davanın yanlış nitelendirilmesi sonucunda yasal hasım olduğu kabul edilerek Hazineye tebligat yapılarak davalı olarak yargılama sürecine dahil edilmiş ise de, davanın taşınmazın kullanıcısını ya da malikini belirlemeye yönelik olmaması nedeniyle Hazinenin taraf sıfatının bulunmadığı, kaldı ki yasal hasım sıfatı bulunsa ve bu nedenle davaya dahil edilmesi gerekse dahi, davanın Hazineye yöneltilmesi için davacı tarafa süre ve imkan verilerek dahili dava dilekçesi sunulması sağlanarak, sunulması durumunda Hazineye tebliği yoluyla davada dahili davalı olarak yer alması gerekirken, mahkemece kendiliğinden yapılan tebligatla davada taraf sıfatını kazandığı da kabul edilemeyeceğinden ve bu nedenle de lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı; davacı tarafın, dava konusu taşınmaz payında 3402 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi anlamında zilyetlik iddiasında değil, 6292 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği iddiasında bulunduğu, bu kapsamda davacının hak sahipliği sıfatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince davanın yanlış nitelendirilmesi sonucunda, 6292 sayılı Kanun kapsamında zilyetlik tespiti isteminde bulunulabilmesi için davanın tapunun beyanlar hanesinde lehine zilyetlik şerhi verilen kişi ya da kişiler aleyhine açılması gerektiği, davacı tarafın ise eldeki davayı lehine zilyetlik şerhi tesis edilen ... aleyhine ye de onun miraşçılarına karşı açmadığının görüldüğü gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş olunması doğru olmadığı ..." gerekçesiyle davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Antalya 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.02.2020 tarihli 2018/240 Esas 2020/58 Karar sayılı kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.2 nci maddesi gereğince kaldırılmasına, işin esasına ilişkin yeniden hüküm tesisi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve iş bu karar, davalı ... vekili ve dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, 2/B madde uygulaması nedeniyle Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmazın beyanlar hanesindeki zilyetlik şerhine yönelik olarak açılmış olup kullanım kadastrosuna ilişkindir.

Davacı, çekişmeli taşınmazı, 2015 yılında yapılan güncelleme çalışması ile kullanıcı olarak belirlenen ve adına zilyetlik şerhi verilen ... 'ın mirasçısı olan ...'dan güncellemeden sonra 24.10.2016 tarihli sözleşme ile bayii ...'in satın aldığı iddiasıyla dava açmıştır. Güncelleme işlemine karşı açılacak davalarda, davacıların güncellemeden önceki hakka dayanarak önceki zilyedin irsi ya da akdi halefi olduklarını ileri sürüp, kanıtlamaları gerekir. Ne var ki, davacı güncelleme işleminden önceki hakka değil, güncellemeden sonraki bir tarihteki satın alma nedenine dayanmaktadır. Bu nedenle, davacının idari bir işlem olan güncelleme çalışmalarının yenilenmesi veya yeniden güncelleme yapılması için idareye başvurma olanağı varken, açtığı davanın dinlenme olanağı yoktur. Öte yandan elbirliği halinde mülkiyette elbirliği maliklerinin birbirlerine pay devri-temlik yapmaları mümkün olup, paydaş olmayan 3. kişilere pay devri-temliki yapmaları da hukuken olanaklı değildir.

Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına ilişkin yeniden hüküm tesisi ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

S O N U Ç: Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekili ve dahili davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.