İtirazname No: 2019/68899
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 1. Ceza Dairesi
Sanıkların, beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan yakın akrabayı töre saiki ile kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-d-e-k, 62,53,54 ve 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı olmak üzere müebbet hapis cezaları ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, müsadereye ve mahsuba ilişkin Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.03.2016 tarihli ve 237-117 sayılı resen temyize tabi hükümlerin, sanıklar müdafiileri ve suçtan zarar gören kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.11.2018 tarih ve 3117-4655 sayı ile; "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK'nın 233. ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMK'nın mağdur ... katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 11.04.2019 tarih ve 299-62 sayı ile önceki hükümler gibi sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
Resen temyize tabi olan bu hükümlerin de, sanıklar müdafiileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.02.2021 tarih ve 3960-803 sayı ile; "Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü tanık ...'ın, 0539 710 **** numaralı telefon hattından maktulün ikamet ettiği evdeki 0474 458 **** numaralı sabit ev telefon hattını saat 10: 59: 02'de aradığı ve 36 saniye görüştüğü, yine saat 11: 01: 35'de arayıp 43 saniye görüştüğü, maktulün telefonla görüştüğünü gören annesi ...'in, durumu diğer odada bulunan eşi ... ile oğulları ... ve ...'a bildirdiği, maktulün istemedikleri birisiyle görüşmesini kendi ahlak anlayışlarına aykırı gören sanıkların, maktulü sopa ve elle vurmak ve de saçını çekmek suretiyle darp ettikleri, devamında sanık ...'in, şakağına tabancayı dayayarak bir el ateş etmek suretiyle maktulü öldürdüğü anlaşılan olayda, sanıklar ... ve ...'in, maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan mahkûmiyetlerine dair şüpheden uzak, kesin ve yeterli bir delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, beraatleri yerine dosya içeriği ile uyumlu olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.04.2021 tarih ve 68899 sayı ile; "...Olay tarihinde sanık ...'in, maktulün arkadaşıyla telefonda konuştuğunu duyması üzerine durumu diğer odada bulunan eşi ... ile çocukları ... ve ...'e söylediği, ...'ın sopayla kollarına ve bacaklarına vurmak suretiyle maktulü dövdüğü, maktulün bağırması üzerine diğerlerinin de eşarpla ağzını kapatmak ve saçlarını çekmek suretiyle onu darp ettikleri, bayılarak kendisinden geçen maktulü öldürme ve olaya intihar süsü vererek jandarmayı arama yönünde hep birlikte karar alan sanıkların, ...'in bizzat öldürme eylemine TCK'nın 37. maddesi kapsamında iştirak ettikleri," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 05.10.2021 tarih ve 9534-13051 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanık ... ... hakkında ölüm nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş, inceleme dışı sanık ... hakkında beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kardeşi töre saikiyle kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında verilen beraat kararları Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında verilen hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara isnat edilen beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan yakın akrabayı töre saikiyle kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının, bu bağlamda sanıkların, inceleme dışı sanık ...'in kasten öldürme suçuna iştirak edip etmediklerinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
06.01.2010 tarihinde saat 12.00 sıralarında ailesi tarafından intihar ettiği iddiasıyla Sarıkamış Devlet Hastanesi’ne getirilen ölü bir kadın olduğunun güvenlik güçlerince öğrenilmesi üzerine soruşturmaya başlandığı,
Olay yeri inceleme raporunda; olayın gerçekleştiği odanın doğu ve kuzey cephe duvarlarında yatak yığınlarının bulunduğu, kuzey cephe duvarının önünde yer alan yatakların olduğu zeminde yoğun hâlde kan birikintisinin görüldüğü, bu birikintinin 14 cm ilerisinde şarjörü takılı, horozu geriye doğru kurulmuş ve emniyeti açık şekilde siyah renkli bir tabancanın olduğu, tabancanın 10 cm ilerisinde bir adet kırık sopa parçasının yer aldığı, kuzey cephe duvarına yaslı yatak yığınları ve perde üzerindeki değişik noktalarda damla ve sürtünme şeklinde kan izlerinin bulunduğu, pencere önündeki halının iç kısmında bir adet 7,65 mm çapında kovanın görüldüğü, tabancanın emniyete alınarak şarjörünün çıkarıldığı, şarjör içerisinde iki adet MKE ibareli 7,65 mm fişeğin mevcut olduğu, kurma kolu geriye çekildiğinde de atım yatağı içerisinde bir adet daha fişeğin bulunduğu bilgilerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesince hazırlanan 08.02.2010 tarihli raporda; maktulün, sağ frontal dışta kulağın 3 cm önünde, etrafında vurma halkası bulunan, alt kısmında 1 cm çapında çizgisel ve yüzeysel sıyrık olan ateşli silah giriş deliği yarası, sol frontal dışta kulağın 3 cm önünde 1,5x1 cm’lik yırtık şeklinde ateşli silah çıkış deliği yarasının mevcut olduğu, mermi çekirdeğinin kafatası içerisinde yaklaşık aynı seviye ve hat üzerinde sağdan sola doğru seyir izlediği, sağ kolda proksimal dış yanda 5x2 cm’lik, iki adet, ortası 1 cm genişliğinde sağlam dokulu, kenarları mor renkte ekimoze lezyonlar bulunduğu, sağ ön kol orta iç yanda 2,5 cm çaplı kahverengi ekimoz, her iki kalça dış yanda mor-yeşil renkte ekimoz, sol uyluk orta dış yanda 5’er cm çapında, ortası 1 cm’lik, sağlam dokulu, kenarları mor renkte 3 adet ekimotik lezyon görüldüğü, sağ yanakta 4-5 adet 1 cm çapında kahverengi ekimoz ve 1 adet 1 cm çapında tırnak izi ile uyumlu sıyrık olduğu, sağ göz altında 2x2 cm’lik parşömenleşmiş, sol göz altında 1 cm çapında çizgisel tarzda tırnak izi ile uyumlu sıyrık görüldüğü, sol meme alt dış kadranda 0,5x2 cm’lik mor renkte ekimoz, sol göğüs orta hattın solunda 1x2 cm’lik kahverengi ekimoz bulunduğu, ateşli silah giriş lezyonu altında barut, is ve asarı olması dikkate alındığında, atış mesafesinin bitişik-bitişiğe yakın atış olduğu, vajinal muayenede himen sağlam olup açıklığının duhule müsait olmadığı, anal-vajinal sürüntü örneklerinde sperm saptanmadığı, ateşli silah yarası dışındaki diğer küt travmatik nitelikteki darp cebir bulgularının öldürücü nitelikte olmadığı, sonuç olarak maktulün ölümünün, ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ile müterafık beyin doku harabiyeti ve beyin kanaması sonucu meydana geldiğinin bildirildiği,
07.01.2010 tarihli ekspertiz raporunda; suçta kullanılan tabanca, bu tabancaya ait şarjör ile kırık sopa parçası üzerinde parmak izine rastlanmadığının belirtildiği, aynı tarihli tutanağa göre tabancanın herhangi bir kişi adına kayıtlı olmadığı,
15.01.2010 tarihli ekspertiz raporuna göre; olay sonrası sanıklar ve maktulün el svapları üzerinde yapılan incelemede atış artıklarına rastlanmadığı,
Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığınca hazırlanan 18.01.2010 tarihli ekspertiz raporunda; suçta kullanılan J 18220 seri numaralı, 7,65 mm çapında Browning tipi fişek atar Ceska (Vzor) marka 70 model yarı otomatik tabanca ile patlama niteliklerini koruyan 3 adet fişeğin, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz olup tetkik konusu 7.65 mm çapındaki Browning tipi bir adet kovan ile aynı çap ve tipteki bir adet mermi çekirdeğinin bu silahtan atılmış olduğunun bildirildiği,
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Başkanlığınca hazırlanmış olan 21.01.2010 tarihli raporda; incelenen 16 STR ve Y-STR gen bölgelerine göre, maktulün sağ ve sol el tırnakları altında yalnızca kendisine ait STR DNA profili elde edildiğinin, şüphelilere ait STR DNA profili tespit edilemediğinin, bununla birlikte maktulün sağ ve sol el tırnakları altında erkek şahsa ait Y-STR DNA profili elde edilmekle, bahse konu bulgunun, Ş1, Ş2 ve Ş3 kodları verilen sırasıyla sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...’a ait Y-STR DNA profilleri ile birebir uyumlu olduğunun, sanık ... inceleme dışı sanıkların Y-STR DNA profillerinin aynı olması nedeniyle aynı erkek soydan (erkek kardeş, baba, oğul, amca, amca oğlu...) geldikleri hususunun sabit olduğu, ancak maktulün tırnakları altında sanık ... inceleme dışı sanıklara ait STR DNA profili tespit edilemediği için ele geçirilen bulgunun aynı soydan gelen hangi erkek şahsa ait olduğunun tespit edilmesinin mümkün olmadığının; 18.02.2010 tarihli ek raporda da, maktulün olaydaki hâli ile üzerinden çıkartılan kıyafetlerin incelenmesi sonucunda, üst iç çamaşırından alınan örneklerden Ş1, Ş2 ve Ş3 kodları verilen sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ... ve ...’a ait Y-STR DNA profili elde edildiği, ancak otozomal STR çalışılamamış olması nedeniyle kime ait olduğuna dair bireyselleştirme işlemi yapılamadığının belirtildiği,
04.09.2014 tarihli kolluk araştırma tutanağında; olay günü maktulün ... ile telefonda konuştuğunu duyan annesi ...'in, durumu diğer odada bulunan eşi ... ile çocukları ... ve ...'e söylediği, önce ...'ın sopayla maktulü dövmeye başladığı, maktulün bağırması üzerine annesinin; "O...., hem telefon ile konuşuyorsun, hem de bağırıyorsun." diyerek eşarbıyla maktulün ağzını kapatmaya çalıştığı ve saçını çektiği, daha sonra ... ve ...'in de maktulü sopalarla yaklaşık bir saat kadar darbettikleri, devamında bayılan maktulün felç kalmasından ve konuşmasından korkarak yapmış oldukları istişare neticesinde ailenin onu öldürme ve olaya intihar süsü verme şeklinde karar aldıkları, ...’ın tabancayı ...’a uzatarak maktulü öldürmesini istediği, tabancayı alan ...'un tetiğe basamadığı ve öldüremeyeceğini söylediği, bunun üzerine ...'ın diğer oğlu ...'e tabancayı verdiği, ...'in de yerde baygın hâlde bulunan maktulün kafasına ateş ederek onu öldürdüğü, silah sesi üzerine ...’in; "Komşular yetişin, Aslı kendini vurmuş!" diye bağırdığı, olay yerine gelen komşuların oda içerisinde maktule ait toka, eşarp ve çok miktarda yolunmuş saç gördükleri, bu sırada ...'in; "Siz karışmayın, ağzınıza sahip olun." diyerek maktule ait saçları ve eşyayı toplamaya başladığı, olayı bilen köylülerin aile tarafından tehdit edilmeleri nedeniyle ifade veremedikleri bilgilerine yer verildiği,
İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesince düzenlenen 29.01.2015 tarihli raporda; sopa parçasının tüm yüzeyi üzerinden alınan sürüntü örneği ile sopanın kesim yerinden alınan sürüntü örneklerinde kan ve mukayeseye elverişli DNA profili ile Ş1, Ş2 ve Ş3 kodlu sanıklara ait DNA profilinin tespit edilmediği, bahse sopanın kesim yerinden alınan sürüntü örneğinden elde edilen DNA profilinin kadın cinsiyetli ve Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 18.02.2010 tarihli ve 1880 sayılı raporunda belirtilen, maktule ait olduğu bildirilen giysiler üzerinden elde edilen kadın cinsiyetli DNA profilinden farklı olduğunun bildirildiği,
İlgili GSM şirketleri tarafından olay tarihi ve öncesinde maktul adına kayıtlı herhangi bir telefon hattı tespit edilemediğinin belirtildiği,
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca (TİB) gönderilen cevabi yazılardan; tanık ... tarafından kullanılan 0539 710 **** numaralı telefondan inceleme dışı sanık ... adına kayıtlı 0474 458 **** numaralı sabit telefon hattının olay tarihinden bir ay öncesine kadar 33 kez arandığı, bazı görüşmelerin uzun süreli olduğu, olay tarihi olan 06.01.2010 günü saat 10.59’da 36; saat 11.01’de 43 saniyelik iki görüşme kaydının bulunduğu,
Adli Tıp Kurumu Kars Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 01.07.2015 tarihli raporda; kural olarak yuvarlak bir sopa, değnek, oklava, demir ve cop gibi aletlerle vurulması hâlinde yüzeyde birbirine paralel ve ray şeklinde ekimozların oluşacağı, ekimozun vurulan yerde değil bu bölgelerin her iki yanında meydana geleceği, dosya içinde mevcut fotoğrafların değerlendirilmesinde ise maktulün sağ kol dış kısımda, sol kalça ve uylukta ray şeklinde ekimozların görüldüğü, bu yaralanmaların karla kaplı zemin üzerinde maktulün birkaç kez düşmesi ya da hastaneye götürüldüğü araç içerisinde bulunan kürek sapı veya demir malzemenin temas etmesi nedeniyle değil, maktule sopa, değnek, baston gibi aletlerle vurulması sonucu oluşabileceğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Gizli tanık 5 soruşturmada; olay tarihinde saat 11.00 sıralarında maktulün ikametinden bir el silah sesi geldiğini, merak ederek ev tarafına gidip pencereden gizlice içeriye baktığında ...'da silah, ...'de sopa gördüğünü, ..., ..., ... ve ...'nın da odada bulunduklarını, sonradan içeriye ... ...'in girdiğini, eline poşet geçirerek silahı ...'dan alıp temizledikten sonra geri verdiğini, ...'ın da silahı yerde kanlar içinde yüz üstü şekilde yatan maktulün eline sıkıştırdığını, o sırada ...'in, ...'e; "Sen ne yaptın, ocağımı yıktın" şeklinde bağırıp vurduğunu, maktulün başının yatak tarafına dönük olduğunu, halıda ve perdede kan izleri gördüğünü, ayrıca üst üste dizilmiş yorganlardan birinin üzerine de kan sıçradığını, adı geçen şahısların birbirlerine; "Sen ne yaptın?" diye bağırdıklarını, daha sonra ...'in, kucağına aldığı maktulü dışarıya çıkardığını, maktulün saçının başının dağınık olduğunu, eteğinde odun kırçılları bulunduğunu, ...'in maktulü, amcası ...’in evine götürüp buradan bindikleri araçla Sarıkamış'a doğru yola çıktıklarını,
Kovuşturmada önceki beyanlarından farklı olarak; herhangi bir silah sesi duymadığını, maktulün evinin önünde bir hareketlilik olduğunu görünce dışarıya çıktığını, baktığında evin önünde ..., ..., ..., ... ve ...’yi gördüğünü, ...’u görmediğini, ...’in elinde beyaz bir beze sarılı, namlusu siyah renkli bir tabanca olup şaşırmış vaziyette sağa sola doğru koştuğunu, bir taraftan da ağladığını, ... ve gelinlerinin ise ellerini dizlerine vurarak feryat figan ettiklerini, ...’in; "Bunlar benim ocağımı yıktılar, kızımı benden aldılar." diye bağırdığını, bu sırada ...'un gelerek bu şahıslara kızdığını, "Niye bağırıp çağırıyorsunuz, çabuk içeri girin." diyerek hepsini eve soktuğunu, kendisinin de merak edip evin etrafını dolandığını, arka kısımda bulunan yatak odasının bulunduğu pencereden içeriye baktığını, maktulün, yüklüğün önünde ve saçı başı dağınık şekilde yerde yatmakta olduğunu, yattığı yerin kan gölüne döndüğünü, duvarlarda da kan izleri olduğunu, içeride de ...’u görmediğini, ...'un, ...’e; "Şerefsiz, sen niye böyle yaptın." diye kızdığını, bu sırada eve gelmekte olanları görünce korkarak oradan ayrıldığını, 15-20 dakika kadar sonra ...’in maktulü kucağına alarak amcasının minibüsüne doğru götürdüğünü, yolda yürürken maktulü kucağından düşürmediğini, ...’u silahı temizlerken görmediğini, ancak daha sonra köyde ...’un eline poşet giyerek tabancayı temizlediğinin konuşulduğunu, bu nedenle savcılıkta bu yönde beyanda bulunduğunu,
Tanık ... aşamalarda; sanıkları ve maktulü köylüsü olmaları nedeni ile tanıdığını, sanık ...’un yakın arkadaşı olduğunu, ... ile görüşme amacıyla birkaç kez sabit ev telefonunu aradığını, telefonu açan maktule ağabeyini sorduğunu, aralarında bu yönde konuşma geçtiğini, duygusal bir arkadaşlıklarının bulunmadığını,
İnceleme dışı sanık ... ...; olay günü sabah saat 07.00 sıralarında Sarıkamış’a gittiğini, aynı gün akşam saatlerinde köye döndüğünü, olayla ilgisinin bulunmadığını,
İnceleme dışı sanık ... soruşturmada; olay saatinde kendisi, eşi, oğulları ... ve ... ile birlikte oturdukları sırada diğer odadan bir el silah sesi duyduğunu, eşinin dışarıya çıkarak baktığını ve bağırmaya başladığını, odaya girdiğinde kızını kanlar içinde çırpınırken gördüğünü, daha sonra ...’in kızını kucaklayarak dışarıya çıkardığını, kardeşi ...’in aracıyla hastaneye gittiklerini, olay öncesinde ve sonrasında evde tabanca görmediğini, kızının bu tabancayı nasıl temin ettiğini bilmediğini,
İnceleme dışı sanıklar ... (...) ... ve ... aynı yöndeki ifadelerinde; birlikte temizlik yapmakta olduklarını, diğerlerinin ise başka bir odada oturduklarını, kayınvalidelerinin bağırması üzerine odaya girdiklerinde maktulü kanlar içinde yerde yatarken gördüklerini,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; olay tarihinde sabah saatlerinde babası ile birlikte salonda oturdukları sırada "Kendini vurdu." şeklinde bağrışma sesleri geldiğini, diğer odaya geçtiğinde kardeşini kanlar içinde gördüğünü, hemen kucaklayıp dışarıya çıkardığını, amcasının evinin önüne götürdüğünü, buradan amcasının aracına binerek hastaneye gittiklerini, kardeşinin ne şekilde öldüğünü görmediğini, kendi evleri ile amcasının evi arasında 200-300 metre mesafe bulunduğunu, zeminin karlı olduğunu, birkaç kez düştüğünü, kardeşinin vücudundaki yaralanmaların bundan kaynaklanmış olabileceğini, olaydan önce kendisinin ve diğer aile üyelerinin kardeşini dövmediklerini, olay mahallinde kırık sopa görmediğini, kardeşinin tırnaklarından ve iç çamaşırından alınan örneklerde kendisine ait DNA örneklerinin nasıl çıktığını anlamadığını, ancak kardeşini kucakladığı sırada bulguların meydana gelmiş olabileceğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; olay tarihinde saat 11.00 sıralarında babası ve ağabeyi ... ile birlikte otururken uyuyakaldığını, annesinin sesi ile uyandığını, önde ağabeyi olmak üzere sesin geldiği odaya gittiklerini, içeriye girdiğinde kardeşinin yerde çırpınmakta olduğunu gördüğünü, odanın zemininde de siyah renkli bir tabanca bulunduğunu fark ettiğini, ağabeyinin kardeşini kucaklayıp kaldırdığını, kendisinin de ayaklarından tutarak onu dışarıya çıkardıklarını, bu sırada birkaç kez kapıya çarptıklarını, daha sonra amcasının evinin önüne geldiklerini, ağabeyinin ve babasının buradan araçla kardeşini hastaneye götürdüklerini, tabancanın nereden geldiğini bilmediğini, olay sonrası kimsenin tabancaya dokunmadığını, kardeşinin tırnaklarında ve iç çamaşırında kendisine ait DNA örneklerinin nasıl çıktığını anlamadığını, onu dövmediklerini ve ... ile ilişkisinin bulunup bulunmadığını bilmediğini,
Sanık ... aşamalarda; olay tarihinde salonda oturdukları sırada bir patlama sesi geldiğini, eşinin, "Git, bir bak" demesi üzerine diğer odaya geçtiğinde kızını kanlar içinde yerde yatarken gördüğünü, bağırınca eşinin ve oğullarının da yanına geldiğini, ...’in, kızını kucağına alarak kaynının aracına doğru götürdüğünü, zemin karla kaplı olduğu için yolda giderken birkaç kez yere düştüklerini, olaydan önce kızını dövmediklerini, kızının ... ile görüştüğünü duymadığını,
Savunmuşlardır.
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, Syf. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (M. Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK., 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Olay tarihinde saat 11.00 sıralarında maktulün, arkadaşlık yaptığı tanık ... ile telefonda konuştuğunu öğrenen sanıkların, inceleme dışı sanık ... ile birlikte maktulü darbettikleri, devamında onu öldürme kararı aldıkları, bu kapsamda inceleme dışı sanığın maktule bir el ateş ettiği, sanıkların da olay yerinde bulunarak maktulün mukavemetini kırdıkları, inceleme dışı sanığa engel olmadıkları gibi birbirlerine cesaret vermek suretiyle eylem üzerinde ortak hâkimiyet kurdukları, böylelikle iştirak hâlinde nitelikli kasten öldürme suçunu işlediklerinin iddia ve kabul edildiği olayda;
06.01.2010 tarihinde saat 12.00 sıralarında ağabeyi olan inceleme dışı sanık ... tarafından intihar ettiği beyanı ile hastaneye getirilmesine rağmen yolda yaşamını yitirdiği anlaşılan maktulün yapılan otopsi işlemi sonrasında, baş bölgesinde ateşli silah giriş ve çıkış deliği yaralanmaları haricinde sağ ve sol kolda, her iki kalça dış yanında, uylukta sopa, değnek, baston gibi aletlerle vurma sonucu oluşabilecek şekilde raylı ekimozlar ile yüz bölgesinde 4-5 adet ekimoz ve tırnak iziyle uyumlu sıyrıklar bulunduğunun tespit edilmesi, maktulün el svaplarında atış artıklarına rastlanmaması ve suçta kullanılan tabancada parmak izi ele geçirilememesi, maktulün, tanık ... ile telefonda konuştuğunu öğrenen inceleme dışı sanık ... tarafından önce sopayla dövüldüğü, sonra tabancayla vurularak öldürüldüğüne ilişkin kolluk araştırma tutanağının, maktul ... tanık ... arasında olay günü saat 10.59 ve 11.01'de iki kez görüşme gerçekleştiğine dair HTS raporları ile de uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün, inceleme dışı sanık tarafından öldürüldüğü sabit olmakla birlikte olayı gören bir tanığın bulunmaması, gelen sesler üzerine olaydan hemen sonra suç mahalline giderek maktulün vurulduğu odayı gözetleyen gizli tanık 5'in, sanıkları suçlayıcı bir anlatımda bulunmaması, bilakis sanık ...'u olay yerinde görmediğini; sanık ...'in de inceleme dışı sanık ...'e hitaben; "Ne yaptın? Ocağımı yıktın." şeklinde bağırdığını söylemesi, sanıkların el svaplarında da atış artıklarına rastlanmaması karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanıkların müsnet kasten öldürme suçuna asli fail veya yardım eden sıfatıyla iştirak ettikleri yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraatlerine karar verilmesi gerektiğine ilişkin Özel Daire kararındaki gerekçenin isabetli olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,
İtirazın kabulü yönünde oy kullanmakla birlikte bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanıkların isnat edilen suçtan TCK'nın 39. maddesi kapsamında sorumlu oldukları değişik gerekçesiyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.09.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sanıkların TCK'nın 39.maddesi kapsamında değerlendirilmeleri yönünde farklı gerekçeyle kabul