Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.10.2020 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılar vekili ... geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacılar vekili, dava konusu 105 ada 22 ve 25,117 ada 40 ve 124 ada 34 parsel sayılı taşınmazların vekil edenlerine ait olduğunu, taşınmazların çeltik tarlası olduğunu, kamulaştırma çalışmaları neticesinde dava konusu taşınmazların baraj sahasında kaldığını, baraj gölünde su tutulmaya başlayınca 2012 yılında taşınmazlarında tarımsal faaliyet gerçekleştiremediklerini, idarenin yasal süre içinde kamulaştırma bedel tespiti ve tescil davası açmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile mahrum kalınan ürün bedeli olan 2.000,00 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 11.06.2013 havale tarihli dilekçesi ile, bilirkişi raporu uyarınca 14.940,37 TL üzerinden davasını ıslah etmiştir.
Davalı vekili, yetkisizlik itirazları olduğunu, taşınmazlar hakkında acele el koyma kararı verildiğini, maliklerin çok olmasından dolayı henüz tapu iptal tescil davasının açılamadığını, kamulaştırma bedellerinin hesaplara yatırıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın değerinin acele el koyma kararında belirlenip hak sahiplerine ödendiği,işleyen prosedürle birlikte maliklerin o taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının idareye geçeceğinin bilincinde olduğu, bedel tespit tescil davasının geç açılmasından bahisle,o süre zarfında elde etme imkanı olduğunu iddia edilen ürünün bedelinin istemesinin TMK'nin 2.maddesinde düzenlenen 'dürüstlük kuralı'na aykırı olduğu, aynı zamanda, davacıların bedel tespit-tescil davasının geç açılması nedeniyle mağduriyetlerinin olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazların tarla niteliğinde, davacılar ile dava dışı ... adına tapuda kayıtlı olduğu, eldeki davalı EPDK tarafından eldeki davacılar aleyhine 24.08.2011 tarihinde, dava konusu taşınmazların 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi gereğince kamulaştırma bedelinin tespiti ve acele el koyma kararı verilmesi talebiyle davalar açıldığı, 11.10.2011 tarihli kararlarla, davaların kabulü ile dava konusu taşınmazların kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazlara el konulmasına karar verildiği, davalı kurumca Mahkemece belirlenen bedellerin banka hesaplarına depo edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ve malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir.
Diğer taraftan, kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koyan idarenin haksız işgalci konumunda olacağı sabittir.
Yine, HGK'nin 19.09.2019 tarihli ve 2017/1-1273 Esas, 2019/911 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, kamulaştırmasız elatma nedeniyle taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar idarenin taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız elatma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davasından sonraki dönem için ecrimisil istenemeyeceği kuşkusuzdur.
Somut olayda, he ne kadar Mahkemece, taşınmazın değerinin acele el koyma kararında belirlenip hak sahiplerine ödendiği,işleyen prosedürle birlikte maliklerin o taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının idareye geçeceğinin bilincinde olduğu,bedel tespit tescil davasının geç açılmasından bahisle,o süre zarfında elde etme imkanı olduğunu iddia ettiği ürünün bedelini istemesinin TMK'nin 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı'na aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda da değinildiği üzere, kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza el koyan idarenin haksız işgalci konumunda olduğu, davalının taşınmazları kullanmada haklı ve geçerli bir nedeninin bulunmadığı, EPDK tarafından taşınmazlarda kamulaştırma kararı alınmasının sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, Kamulaştırma Kanunu'nun 27.maddesine dayanılarak açılan acele el koyma davaları sonucu bedellerin depo edilmesinin ve davacılar tarafından alınmasının da davalı kullanımına rıza gösterildiği anlamına gelmeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca; davalı EPDK'nin haksız işgalci konumunda olduğu ve davacıların ecrimisil istemekte haklı olduğu gözetilerek, taşınmazların ne zaman sular altında kaldığının tespit edilerek, davacıların tapudaki payları oranında, az yukarıda belirtilen ilkeler ışığında hesap edilecek olan ecrimisile karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 2.540,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacılara verilmesine,
HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.