İstinaf başvurusunun esastan reddine
Taraflar arasındaki 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 8 inci maddesi kapsamında yapılan kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. 3402 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi kapsamında yapılan kadastro tespiti sırasında;
a. Niğde ili Bor ilçesi Kılavuz Köyü Kocalar deresi mevkii, 111 ada 37 parsel numarası ile sınırlandırılması yapılan taşınmazın 20 yılı aşkın bir zamandan beri 1/2'şer hisse itibari ile ... kızı ... ve ... oğlu ... adına tarla olarak çekişmesiz ve aralıksız kullanımlarında olduğu gerekçesiyle 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesine istinaden 7.103,27 m2 yüzölçümü ve tarla vasfıyla senetsizden ... kızı ... ve ... oğlu ... adına tespit edilmiştir.
b. Niğde ili ...ilçesi ... Köyü ... deresi mevkii, 111 Ada 38 parsel numarası ile sınırlandırılması yapılan taşınmazın 20 yılı aşkın bir zamandan beri 1/2'şer hisse itibari ile ... kızı ... ve ... oğlu ... adına tarla olarak çekişmesiz ve aralıksız kullanımlarında olduğu gerekçesiyle 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesine istinaden 8.589,74 m2 yüzölçümü ve tarla vasfıyla senetsizden ... kızı ... ve ... oğlu ... adına tespit edilmiştir.
2. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; Niğde ili ... ilçesi ... Köyü ...Deresi mevkii, 111 ada 37 ve 38 parsel no'lu taşınmazların, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesine istinaden 7.103,27 m2 yüzölçümlü olarak, tarla vasfıyla senetsizden ... kızı ... ile ... oğlu ... adına 2016 yılında tespit ve tescil edildiğini, mahallinde yapılan incelemeye göre, dava konusu 111 ada 37 ve 38 no'lu parsellerin tarla vasfıyla şahıs adına tespit edilmesine karşın söz konusu taşınmazda herhangi bir kullanım olmadığını, taşınmazın uzun süredir kullanılmadığını, bir kısmının taşlık olduğu, taşınmazın kullanılmaması nedeniyle ham toprak niteliğine büründüklerini, davalının dava konusu taşınmazda nizasız ve aralıksız 20 yıllık zilyetliği bulunmadığını ileri sürerek taşınmazların Hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamış, davalı ... tarafından duruşmada davanın reddine karar verilmesi savunulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Dava konusu taşınmazların 1980 yılında bölgede yapılan ve kesinleşen tapulama çalışmaları sırasında tescil harici bırakıldığı, ancak tescil harici bırakılma nedeninin pafta örneğinden anlaşılamadığı, Kadastro Kanunu'nun Geçici 8. maddesine göre 2016 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmazların davalı adına tarla vasfı ile tespit edildiği, orman mühendisi bilirkişinin raporuna göre dava konusu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu, ziraat bilirkişileri kurulunun raporuna göre taşınmazın işlemeli tarım kültürüne uygun son sınıf olan IV. sınıf arazi niteliğinde olduğu, 1956 yılına ilişkin hava fotoğrafında taşınmazda tarımsal kullanımın gözükmediği, 1986 yılına ait hava fotoğrafı ve 2010 yılına ilişkin uydu görüntüsünde ise taşınmazda bu süreç zarfında tarımsal kullanımın tanımlandığı, mahalli bilirkişi beyanlarında davalı taşınmazların davalılara annelerinden kalmış olduğu 50-60 yıldır zilyet bulundukları, dava konusu taşınmazların zilyetlikle iktisap edilmesine engel herhangi bir hukuki durumun olmadığı, ziraat bilirkişi raporu ve mahalli bilirkişi beyanlarının örtüşmekle davalılar açısından senetsizden zilyetlikle iktisap için gerekli 20 yıllık sürenin kadastro tespit tarihi itibari ile ikmal edilmiş olduğu gerekçesiyle davacı Hazinenin davasını reddi ile Niğde ili ...ilçesi ... Köyü 111 ada 37 ve 111 ada 38 parsel numaralı taşınmazların tespit gibi tescillerine" karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı Hazine vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazların öncesinin tescil harici yerlerden olduğu, davalıların dava konusu taşınmazlar üzerinde 20 yıllık zilyetliklerinin bulunmadığı, 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17 nci maddeleri gereğince imar ve ihya suretiyle mülkiyet kazanılması şartlarının oluşmadığı, 2016 yılında yapılan kadastro tespitinden geriye doğru davalıların 20 yıllık zilyetliğinin bulunmadığı, davalılar adına yapılan kadastro tespitinin hatalı olduğu, davanın kabulü yerine hükümde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu açıklayarak, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Kadastro Kanunu'nun Ek-5. maddesi gereği orman kadastrosu yapılan ve orman sınırları kesinleşen bölgede orman sınırları dışında kalan alanların, 2016 yılında Kadastro Kanunu'nun Geçici 8. maddesi kapsamında kadastroya tabi tutulduğu ve daha önce tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedenine dayalı olarak davalı adına, tarla niteliği ile tespit edildiği, tespit tutanaklarının 10.06.2016 ile 11.07.2016 tarihleri arasında 30 günlük askı ilanına çıkartıldığı, Niğde Kadastro Müdürlüğünün yazı cevabına göre, dava konusu taşınmazın 1980 yılında yapılan tapulama çalışmalarında tescil harici bırakıldığı, özel mülkiyete konu parsel olmaması, büyükçe bir boşluk olması nedeniyle pafta üretilmediğinin bildirildiği, taşınmazın yapılan orman sınırlandırmasının dışında olduğu, dava konusu taşınmaz üzerindeki arazinin 4. sınıf tarım kültürüne uygun arazi olduğu, bilirkişi raporuna göre, 1956 tarihli hava fotoğrafına göre tarım belirtisinin olmadığı, 1986 yılına ait hava fotoğrafı ve 2010 yılına ait uydu görüntüsünde tarımsal kullanım belirtisinin görüldüğü, 38 nolu parselin doğusunda 1 nolu mera parseli var ise de, parselin kuzeyi ve güneyindeki 34 ve 39 rolu parsellerin tarla vasıflı şahıs arazisi ve batısındaki taşınmazın 1 nolu ham toprak vasıflı Hazine arazisi olduğu, yine davalı 37 parselin etrafının ham toprak ile çevrili olduğu ve kuzeyindeki 33 parselin tarla vasıflı şahıs arazisi olduğu, Ziraat bilirkişi raporu, jeodezi raporu ve beyanlara göre imar ve ihya edilmek şartıyla nizasız ve fasılasız 20 yıllık zilyetlik şartını sağlayan kişiler adına tescil mümkün olup taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinde belirtilen imar ve ihya şartlarının gerçekleştiği, 38 nolu parseli meradan ayıran sabit sınırların bulunduğu" gerekçesiyle davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi kapsamında yapılan kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1,370 ve 371 inci maddeleri, 3402 sayılı Kanun'un 14,17 ve Geçici 8 inci maddeleri.
1. İlk Derece Mahkemesince kurulan hüküm usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinde ''Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.'' hükmü düzenlenmiştir. Dava sırasında taraflardan birinin ölümü halinde taraf teşkilinin sağlanması kamu düzenine ilişkin olup davanın her aşamasında hakim tarafından re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re'sen gözetilmesi gereklidir.
Yargılamaya konu davada, davalı ... yargılama sırasında 08.04.2020 tarihinde vefat etmiş olup, İlk Derece Mahkemesince taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince davalının nüfus kayıtları esas alınarak mirasçılarına tebligat yapılmıştır. UYAP üzerinden mirasçılık belgesi hazırlama ekranından yapılan incelemede davalı ...'in davaya dahil edilmeyen ... isimli bir mirasçısının daha bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının ölümü halinde taraf ehliyeti ortadan kalkacağından taraf teşkili bozulmuştur. Bu durumda mirası reddetmeyen mirasçıların zorunlu dava arkadaşı olarak davaya devam etmesi gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, öncelikle yargılama sırasında vefat eden davalının mirasçılık belgesinin sunulması, mirasçılarına usulüne uygun tebligat yapılıp, mirası reddetmeyen mirasçılarının mecburi dava arkadaşı olarak yöntemince davaya katılımı sağlanmak, taraf teşkili sağlandıktan sonra, hasıl olacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken; taraf teşkili sağlanmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2. Kabule göre de; zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğundan davanın kabulüne karar verilmişse de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. 1980 yılında tescil harici bırakıldığı anlaşılan yerin 2016 yılında 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8 inci maddesi uyarınca yapılan tespitte gerçek kişiler adına zilyetlikle yazıldığı görülmektedir. Dosyada alınan 3 kişilik ziraat bilirkişi heyeti raporunda dava konusu taşınmazın 4. Sınıf tarım arazisi olduğu belirtilmiş ise de aynı raporda taşınmazların komşu parsellerle arasında belirli bir sınır olmadığı, sınırı belli eden doğal veya yapay unsur bulunmadığı, arazilerin birbirlerinin devamı niteliğinde olduklarının görüldüğü belirtilerek komşu parsellerle ilgili vasıf belirlemesi yapılmışsa da, dava konusu taşınmazların sınırlarında gerek tarım arazisi gerekse mera vasfında taşınmazlar bulunması sebebiyle dava konusu taşınmazların bu taşınmazlardan hangisinin devamı niteliğinde olduğu hususunda tereddüte düşülmüştür. Diğer yandan hava fotoğraflarının ziraat mühendisi tarafından uygulanması doğru olmadığı gibi harita mühendisi bilirkişinin raporunda dava konusu taşınmazların hava fotoğraflarında yalnızca gösterilmesi ile yetinilmesi, taşınmazlara ilişkin herhangi bir görüş bildirilmemesi de doğru değildir.
Bu nedenle doğru sonuca ulaşılabilmesi için, önceki bilirkişiler dışında bir ziraat mühendisi bilirkişi ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiden dava konusu taşınmazların 1959,1986 ve 2010 yıllarına ait hava fotoğraflarında ne olarak göründüklerini, taşınmazların kullanım durumlarını, sınırlarının belirgin olup olmadığını, sınırlarında bulunan arazilerle irtibatı gösterilerek irtibatlarının ne olduğunu açıklayan, ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazların tespit tarihinden geriye doğru 20 yıl öncesindeki niteliklerini, hangi tarihten beri ne şekilde kullanıldıklarını, sınırlarındaki meradan açma olup olmadıklarını, gerek mera gerekse komşu tarım arazileri ile benzer ve farklı özelliklerinin neler olduğunu, dava konusu taşınmazların mera arazilerinin mi yoksa tarım arazilerinin mi devamı olduğunu açıklayan bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmasından sonra tüm deliller değerlendirilerek hüküm kurulmalıdır. Açıklandığı üzere yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2024 gününde oybirliğiyle karar verildi.