SAYISI: 2022/İHK-33038
SAYISI: K-2022/85691
Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karara davacılar vekili ve davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davacıların itirazının reddine, davalının itirazın kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
İtiraz Hakem Heyeti karara davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; 17.05.2008 tarihinde davacıların desteğinin, sürücüsü olduğu traktörün yaptığı tek taraflı kaza sonucu vefat ettiğini belirterek destek yoksun kalma tazminatı olarak davacılar eş ve çocukları için HMK 107 uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 37.00,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacılar vekili 24.03.2022 tarihinde bedel artırım dilekçesi ile taleplerini davacı ... için 19.388,11 TL'ye, davacı ... için 20.190,33 TL'ye, davacı Hüseyin Gazi için 60.421 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; olay tarihinde yürürlükte olan Türk Ticaret Kanunu'nun 1268 inci maddesi ile Karayolları Trafik Kanunu'nu 109 uncu maddesi uyarınca davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, kazanın 17.05.2008 tarihinde meydana geldiği, hakem heyetine 20.10.2021 tarihinde başvurulduğu, TCK 89/1 maddesinde aranan 8 yıllık sürenin geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine göre uzamış zamanaşımı süresi 15 yıl olduğundan zamaşımı süresinin dolmadığı, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant tekniğiyle tazminatın hesaplandığı aktüer raporunun benimsendiği, davacılardan Nur Sultan vefat ettiğinden tazminat alamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı ... için 19.388,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, davacı Hüseyin Gazi Sağdıç için 59.422,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 2.000,00 TL cenaze masrafının 18.10.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, davacı ... Kuzu için talep edilen 19.190,00 TL bedelin reddine karar verilmiştir.
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunmuştur.
B. İtiraz Sebepleri
Davacılar vekili itiraz dilekçesinde; davacılardan Nur Sultan Kuzu'nun hayatta olduğu halde bilirkişinin öldüğü gerekçesiyle hesaplama yapmamasının hatalı olduğunu, müvekkilleri ihtiyari dava arkadaşı olduğu için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek karara itiraz etmiştir.
Davalı vekili itiraz dilekçesinde; olay tarihinde yürürlükte olan Türk Ticaret Kanunu'nun 1268 inci maddesi ile Karayolları Trafik Kanunu'nu 109 uncu maddesi uyarınca davacını talebinin zamanaşımına uğradığını, kazanın desteğin kusuru ile meydana geldiğinden mirasçıların tazminat talep etme hakları olmadığını, eşin yeniden evlenip evlenmediğinin araştırılması gerektiğini, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini ve vekalet ücretinin 1/5 olarak hesaplanması gerektiğini ileri sürerek karara itiraz etmiştir.
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ölümle sonuçlanan trafik kazaları bakımından ceza zamanaşımı her ne kadar 15 yıl olsa da bu durumun cezayı gerektiren bir fiil sonucu olması gerektiği, dosya kapsamında olayın müteveffanın %100 kusuru ile meydana geldiği, müteveffa dışında kazaya etki eden başka sebep olmadığı, kişinin kendi kusuru ile ölümüne neden olmasının cezayı gerektirmediği, kaldı ki davalı tazminattan sorumlu olsa dahi ödediği tazminatı sorumlusuna rücu edeceğinden, mirasçılar hak sahibi olduğundan alacak ve borçluluk sıfatlarının birleşeceği gerekçesiyle davalının itirazının kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
İtiraz Hakem Heyetince yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin 29.06.2022 T. 2022.i.20237 - K-2022/İHK-33038 sayılı kararı ile hatalı bir şekilde (15 yıllık zaman aşımı süresi dolmamış olmasına rağmen) zaman aşımının dolduğundan ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin içtihatlarına aykırı olarak alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, ölümlü kazalarda zaman aşımı süresinin 15 yıl olduğunu,sigorta şirketinin rücu iddia veya imkanına sahip olmasının alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiği anlamına da gelmediğini, destekten yoksun kalanların 3. kişi sıfatı olduğunu, rücu hakkı tazminat ödemesi gerçekleştikten sonra doğacağından ve buna bağlı olarak mirasçıların borçlu sıfatı olup olmayacağı da ödeme sonrasında ortaya çıkacağından, destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesinden önce yargılama sırasında ortada mirasçılara izafe edilebilecek bir borç bulunmadığından mirasçılara borçlu sıfatının atfedilebilmesi imkanı da bulunmadığını ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi bulunmayan aracın yaptığı tek taraflı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90,91 ve 92 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, ... Yönetmeliğinin 16 ve 17 nci maddeleri, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, kaza sonucu sadece davacıların desteği sürücü vefat etmiş, başkaca kimse yaralanmamış, hayatını kaybetmemiş olup kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre söz konusu eylemin trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olup zamanaşımı süresinin 8 yıl olmasına, dava tarihi dikkate alındığında KTK'nın 109/2 nci maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde davanın açılmadığı gözetilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddi kararının doğru olmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,24.09.2024 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'un karşı oyu ve Üye ...'ün farklı gerekçesiyle ve oy çokluğuyla karar verildi.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen hem sorumluluğu gerektiren, hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya ...) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi, ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
Somut olayda dosya kapsamından17.05.2008 tarihinde gerçekleşen tek taraflı trafik kazası sonucu araç sürücüsü olan davacının desteğinin vefat ettiği anlaşılmakta olup, işbu dava ise 20.10.2021 tarihinde açılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, KTK'nın 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Ölümle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre suça konu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85. ve 66/1-d maddelerinde öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle mahkemece davalının zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı vekilinin bozma nedenine göre incelenmeyen temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken, sayın çoğunluğun sürücü desteğin eylemi trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olarak nitelendirilerek 8 yıllık zamanaşımı süresinin ve değişik gerekçe ile ceza zamanaşımı yerine 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımından reddedilmesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesine katılmıyoruz.
FARKLI GEREKÇE
davacının desteği olan motorlu araç sürücüsünün %100 kendi kusuruyla meydana gelen trafik kazası sonucu ölümü nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalan mirasçının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davalı taraf süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Davanın dayanağı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten yoksun kalmaya ilişkin olduğundan somut olayda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109. maddesi uygulanacaktır. Anılan düzenleme uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.
Öncelikle belirtilmelidir ki ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup mahkûmiyet veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi aranmayacağı gibi suçun çeşitli nedenlerle soruşturulamaması da ceza zamanaşımının uygulanmasını engellemez. Ceza mahkemesince suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak hükme bağlandığı hâllerde hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin bu tespiti ile bağlı olmakla birlikte dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediğini kural olarak hukuk hâkimi belirleyecektir.
Somut davada davacının desteği olan sürücünün sevk ve idaresindeki traktörün tarlada devrilmesi sonucu %100 kendi kusuruyla 17/05/2008 tarihinde vefat etmiş, dava ise 20/10/2021 tarihinde açılmıştır.
Dairemizin çoğunluğu ile farklı kanaate vardığımız husus, dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediği, ediyorsa taksirle öldürme suçuna mı yoksa trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna mı vücut verdiği hususudur.
a) Taksirle Öldürme Suçu Bakımından Değerlendirme
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 85. maddesi uyarınca kanun koyucu, taksirle bir veya birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma hâllerini cezai müeyyideye bağlamıştır.
Söz konusu suçun konusu, taksirle bir kişinin öldürülmesi eylemidir. Ölenin desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olan aleyhine tazminat davası açmaktadır. Somut davada olduğu gibi kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olması hâlinde taksirle öldürme suçunun tek muhatabı ölenin kendisi olduğundan ölen bakımından cezayı gerektiren bir fiilden bahsedebilmek mümkün değildir. Dolayısıyla dava, destek bakımından cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığından bu suç için öngörülen zamanaşımı süresinin eldeki tazminat davasında uygulanması mümkün değildir.
b) Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Bakımından Değerlendirme
5237 sayılı TCK’nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden; alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişiler cezalandırılmaktadır.
Söz konusu suç TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” başlıklı birinci bölümünde yer almakta olup kasten işlenebilen bir suçtur. Tamamıyla kendi kusuruyla tek taraflı trafik kazasında ölümüne neden olan kişinin eyleminde davanın, cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklandığından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü davanın konusu, ölenin desteğinden yoksun kaldıklarını iddia eden kişilerin, kanun gereği ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olanlar aleyhine açtıkları tazminata ilişkin olup, zarar trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan doğan bir sonuç değildir.
Haksız fiilin konusu ölümle neticelenen trafik kazası sonucu ortaya çıkan zararın tazmini, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun konusu ise genel tehlike yaratan suçun cezalandırılmasına ilişkindir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan kaynaklanan bir zarar ve bunun giderilmesinde yarışan haklar söz konusu olmadığı gibi ceza yargılamasının beklenmesiyle hukuk davası bakımından elde edilecek bir yarar da bulunmamaktadır. Aksi takdirde kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümünden, diğer taraf aleyhine sonuç çıkarılmış olur ki kanun koyucunun amacının bu olmadığı açıktır.
Öte yandan uzamış zamanaşımının benimsenmesinde kanun koyucunun bir diğer amacı da ceza ve hukuk yargılaması arasındaki paralelliği sağlamak ve ceza yargılaması için öngörülmüş zamanaşımı süresince suçtan zarar görenin hakkını arama imkânını kaybetmesini önlemektir. Böylece esasen; hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik, hukuki güvenlik, yargı kararlarındaki istikrar ve yargıya güven tesis edilmektedir. Buna karşılık kişinin tamamen kendi kusuruyla ölümüne neden olma eyleminden doğan zarar ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu arasında böyle bir bağlantı kurulabilmesi de mümkün değildir.
Yukarıda açıklandığı üzere somut olayda tazminat davası, cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığı için uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde dolduğunu kabul etmek zorunludur. Olayın meydana geldiği ve davacının desteğinin vefat ettiği tarihte davacı, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmiştir. Bu tarihten itibaren iki yıl içerisinde başvuru yapılmadığından bu farklı gerekçeyle çoğunluğun davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşüne katılıyorum