Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılardan Kemal ve diğerleri vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalılar arasında derdest olan ortaklığın giderilmesi davasına konu davalıların murisi Mehmet adına tapuda kayıtlı 1104 parsel üzerinde bulunan yapının davacı ...'ye ait olduğunun tespiti ile bu hususun tapu kütüğünün beyanlar hanesine tescilini istemiştir.
Davalı ... ile İmoş davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılardan Kemal ve diğerleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ortaklığın giderilmesi davasına konu 1104 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti (muhtesatın tespiti) ve tapunun beyanlar hanesine şerh istemine ilişkindir.
Somut olaya geçmeden önce “taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmalıdır:
Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olma sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava, sıfat yokluğundan reddedilir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kim olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).
Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklığın giderilmesi davasında bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 1104 parsel sayılı taşınmaz davalıların kök murisi 1999 yılında vefat eden ... adına tam pay ile tapuda kayıtlı olup, davacının malik Mehmet'in mirasçısı olmadığı, derdest ortaklığın giderilmesi davasında da taraf olmadığı, bu durumda davacının taşınmaz üzerinde mülkiyetten veya ortaklığın giderilmesi davasından kaynaklı bir hakkı bulunmamaktadır. Dolayısı ile davacının muhdesat tespiti davası yönünden aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece, davanın aktif husumet ehliyetinin yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Açıklanan nedenlerle, davalılardan ... ve diğerleri vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.