Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde, Bingöl ili Merkez ilçesi Karşıyaka Mahallesinde kain 1356 ada 3 parselin güneyinde kalan ve üzerinde müvekkiline ait muhdesatların bulunduğu taşınmaza ilişkin, ilgili yasalarca kullanıcı ve muhdesatların belirlenmesi işlemi yapıldığını, ancak müvekkilinin kullandığı alanın imar planına göre yeşil alan içerisinde kaldığı için işlem görmediğini, 6292 sayılı Yasa karşısında İmar Kanunu gerekçe gösterilerek mağduriyet yaratılmasının doğru olmadığını açıklayarak, müvekkilinin kullanımındaki muhdesatın müvekkili lehine şerh verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Bingöl Kadastro Mahkemesince dava konusu taşınmaza ilişkin olarak tutanak düzenlenmediği, uyuşmazlığın çözümünün Asliye Hukuk Mahkemesi görevinde olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, her ne kadar davacı tarafından dava konusu yerin Hazine adına tespitine dair işlemin iptali istenilmiş ise de, teknik bilirkişiler Hasan Kadam ve Emrah Altun tarafından düzenlenen 13.04.2015 havale tarihli rapor ve dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgelere göre bahse konu alan ve çevresindeki parsellerin 2/B çalışması ile düzenlendiği, dava konusu yerin 2/B çalışmalarından önce ve sonra yol olarak bırakılan yerde kaldığı ve bu nedenle Hazine adına herhangi bir tespit işlemi görmediği, dava konusu alan üzerindeki muhdesatların ise davacı tarafından meydana getirildiğinin sübut bulduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile dava konusu muhdesatların davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava muhdesat tespiti istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 Sayılı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722,724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h ve 115)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu muhdesatların yol olarak tespit dışı bırakılan taşınmaz üzerinde kaldığı, dolayısıyla davacının taşınmazda paydaş olmadığı, bunun yanısıra taşınmaz hakkında açılmış derdest ortaklığın giderilmesi davasının veya kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunmadığı, böylelikle davacı yönünden mevcut ve güncel hukuki yararın da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
O halde Mahkemece, az yukarıda muhdesat tespiti davalarına yönelik mülkiyet ve hukuki yarar konusundaki açıklama çerçevesinde davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından, 6100 sayılı HMK’nin 114/ h ve 115/2 maddeleri uyarınca, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 24.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.