Esastan ret

Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakınının davalı işveren nezdinde çalışmaktayken 10.09.2010 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu 21.09.2010 tarihinde vefat ettiğini, olayın iş kazası niteliğinde olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın iş kazası olmadığını, müteveffanın ölüm olayında kusurlarının da bulunmadığını, işyerinde gerekli iş güvenliği önlemlerinin de alındığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile davacı ... yönünden 319,256,42 TL maddi tazminatın, davacı ... yönünden 3.134,73 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 10.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 35.000,00 TL manevi tazminat, davacı ... yönünden 17.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... yönünden 17.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 10.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemeden davacı eş için 60.000,00 TL manevi tazminat, çocuklar için ayrı ayrı 30.000,00 TL olmak üzere toplam 120.000,00 TL manevi tazminat talep edildiğini, taleplerinin vicdanen ve hakkaniyet ölçülerinde makulün çok altında olmasına rağmen, nispi kabulün dosya kapsamına uygun olmadığını beyan ederek Mahkemenin kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, müteveffanın bünyesinden kaynaklanan ölüm olayında herhangi bir kusurunun bulunmaması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu ölüm olayının kaçınılmazlıktan ziyade müteveffanın kendi kusuru olduğunu, müvekkili şirket için işçiye bu kadar müdahale hakkı olmadığından müvekkilinin engellememesi hususu için kaçınılmaz olurken, ... bakımından kaçınılmaz değil, ağır kusur olduğunu, söz konusu olayda iki taraf için kaçınılmazlık olmadığını, Mahkemece ve bilirkişilerce bu hususun gözardı edildiğini, maddi tazminat takdirinde tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, şahsi hallerini, yaş gibi durumlarını zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin yoğunluk ve ağırlığını, kişilerin eğitim durumları, yine ölüme bağlı temlik ve tasarruflardan yoksun kalma gibi nedenlerle kaybedilen veya yararlanılamayan menfaatlerin nazara alındığını, hakimin maddi tazminata peşin olarak hükmettiğinde buna uygun bir indirim de yapması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle, alınan hesap raporunda hesaplama hataları mevcut olduğunu, hesaba yapmış oldukları itirazları burada da tekrar ettiklerini, eşe düşen miktar ve çocuğa düşen miktarın fazla hesaplandığını, kadının evlenme oranının da düşük hesaplandığını, ayrıca yapılan faiz hesabının da hatalı olduğunu, faiz başlangıcının kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacıların alacakları tazminatın zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacı lehine verilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin de hatalı hesaplandığını, Mahkemenin kabul ettiği manevi tazminat miktarının da fazla kabul edildiğini, davacılar lehine manevi tazminat taleplerinin zenginleşme aracı olmadığını beyan ederek Mahkemenin kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu olayın, davalıya ait işyerinde (makinist) işçi olarak çalışan ...'ın, ... içerisinde, cüruf sahası mevkiinde, cüruf boşaltmak için gittiğinde, cürufu boşalttıktan sonra potaların yer değiştirilmesi işlemini yaparken, müteveffanın potaların yer değiştirmesini yapmak için araya gireceği zaman, ... ayaktayken hafif sallanıp dizleri üzerinden yan tarafa düşmesi, kaldırıldığı hastanede bir müddet yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetmesi şeklinde meydana geldiği, olayın iş kazası olup olmadığı hususunda Karabük İş Mahkemesinde açılan davada alınan bilirkişi raporunda, felcin, işçinin yoğun çalışmasıyla ilişkili olarak aniden ortaya çıktığı, kalp damar hastalığı sebebiyle beyinde tıkanıklık sonucu felç geçirdiğinin belirtildiği, olayın iş kazası olduğuna karar verildiği ve anılan kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, Mahkemece gerçekleşen kaza ile ilgili üç ayrı heyetten kusur raporu alındığı, olay mahallinde keşif yapıldığı, her üç kusur heyeti raporunda da, ... ...'ın belirlenebilmiş bir kusurunun olmadığı, ayrıca davalı ... A.Ş.’nin bir kusurunun tespit edilemediği, olayın meydana gelişinde %100 kaçınılmazlık faktörünün olduğunun belirtildiği, desteğin gelirinin paylaştırmasının nasıl yapılacağına dair matematiksel bir ölçüt bulunmamakla birlikte yerleşmiş uygulamalar ile destek ile eşe ayrılan payın çocuklar ile aynı olmadığı çocuk sayısının çocuklar arasındaki paylaşımda etkili olduğu kabul edilmekle birlikte bu payın sağ kalan eş ile aynı olmadığı, destek muris ile eşin paylarının daha yüksek oranda belirlendikten sonra kalanın çocuklar arasında çocuk sayısı dikkate alınarak belirlendiği ve bu uygulamanın SGK’nın eş ve çocuklar yönünden gelir bağlama işlemlerinde esas alınan oranlara da benzerlik sağladığı gibi yerleşmiş Yargıtay ilkelerinin, uygulamada toplumsal adalet duygusunun tatmini yönünden de kabul gördüğü, bu nedenlerle, istinafa konu olayda, davacı kız çocuğunun 22 yaşına kadar müteveffadan destek alacağı kabul edilerek, çocuk ile birlikte eşe %40, çocuğa %15 ve eş tek kaldığında ise %50 destek payı verilmiş olup, davalının bu yöne ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı, davacı eşin, hesap tarihinde halen evlenmediği, hal böyle olunca, sağ eşin yeniden evlenme ihtimalinin hesap tarihindeki yaşı (53) dikkate alınarak AYİM tablosuna göre %1 olarak belirlenmesinin yerinde olduğu, Mahkemece hüküm altına alınan tazminat miktarları için kaza tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesinin isabetli olduğu, kaza tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, tarafların sosyal ekonomik halleri, iş kazasının meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumları gözetildiğinde, Mahkemenin takdir edilen manevi tazminat miktarlarına ilişkin kararının isabetli olduğu, yargılama giderleri ve vekalet ücreti hesaplamalarında da, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminatların az olduğunu, müvekkillerinin maddi tazminat alacağının eksik hesaplandığını belirterek kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebeplerle aynı doğrultuda kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.

Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci, 36 ncı, 40/4 üncü maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 üncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi.

1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğudur. İşveren, çalışanlarının işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede işçisinin yasal sınırları aşar süratte araç kullanmasını önlemek için gerekli tedbirleri alması, risklerden kaçınması, kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmesi, risk değerlendirmesi yapması ve/veya yaptırması, teknik gelişmelere uyum göstermesi, tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmesi, mesleki riskleri önlemesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbiri alması, gerekli araç ve gereçleri sağlaması, sağlık ve güvenlik tedbirlerini değişen şartlara uygun hale getirmesi ve mevcut iş yerinin iyileştirilmesi için çalışmalar yapması gerekmektedir.

2.İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.

3.Öte yandan kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.

4.Serebrovasküler hastalık - felç sonucu gerçekleşen iş kazalarında kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınarak işveren kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir.

5.Dosya kapsamından sigortalının 10.09.2010 tarihinde davalıya ait işyerinde, cüruf sahası mevkiinde, cüruf boşaltmak için gittiğinde, cürufu boşalttıktan sonra potaların yer değiştirilmesi işlemini yaparken, potaların yer değiştirmesini yapmak için araya gireceği zaman, ayaktayken hafif sallanıp dizleri üzerinden yan tarafa düşmesi, kaldırıldığı hastanede bir müddet yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybettiği, 21.09.2010 tarihli ölüm belgesinde ölüm sebebinin “serebrovasküler hastalık” olduğunun belirtildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından olayın iş kazası olarak kabul edilmediği, olayın iş kazası olup olmadığı hususunda Karabük İş Mahkemesinde açılan davada alınan bilirkişi raporunda, felcin, işçinin yoğun çalışmasıyla ilişkili olarak aniden ortaya çıktığı, kalp damar hastalığı sebebiyle beyinde tıkanıklık sonucu felç geçirdiğinin belirtildiği, olayın iş kazası olduğuna karar verildiği ve anılan kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği, Mahkemece gerçekleşen kaza ile ilgili üç ayrı heyetten kusur raporu alındığı, her üç kusur heyeti raporunda da, ... ...'ın belirlenebilmiş bir kusurunun olmadığının, davalı ... A.Ş.’nin bir kusurunun tespit edilemediğinin, olayın meydana gelişinde %100 kaçınılmazlık faktörü olduğunun belirtildiği, Mahkemece bu raporlara itibar edilerek karar verildiği, ancak düzenlenen işbu raporların oluşa uygun olmadığı, meydana gelen olayda kaçınılmazlığın olamayacağının gözden kaçırıldığı, bünyesel faktörlerin iş kazasının oluşumunda bir etkisinin olup olmadığı, tartışılıp irdelenmediği anlaşılmaktadır.

6.Tüm yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa maddeleri doğrultusunda; somut olayda, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda ölüm sonucunun ortaya çıkmasında % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün olmayıp, Mahkemece yapılacak iş; öncelikle hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, aynı olaya ilişkin var ise Sosyal Güvenlik Kurumu tarfından açılmış olan rücuan tazminat dava dosyasındaki kusur raporunun dosya kapsamına getirtilerek -verilen kararın kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek- davacının kaza öncesi ve kaza sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporları dosyaya celp edildikten sonra yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda işverenin sigortalının periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde felç riskine yol açacak rahatsızlıklarına ilişkin bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, olaydan önceki tarihlerde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, olay günü sigortalıyı işyerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği araştırılmak, işyeri hekimliği, işgücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir nöroloğun ve kardiyoloğun da yer alacağı üçlü bilirkişi heyetinden meydana gelen iş kazası olayında davacı veya davalının kusurunun bulunup bulunmadığını, kusuru bulunanlar varsa her bir taraf için ayrı ayrı açıklanmak suretiyle nedenlerini, müteveffanın felç geçirmesinde işyeri koşullarının etkili olup olmadığını, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin ne kadar etkili olduğunu ve tarafların iddia ve itiraz sebeplerinin değerlendirilmesini de kapsar şekilde tespit eden kusur raporu aldıktan sonra - dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek- oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

7. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

8. O hâlde, davacılar ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden davacılar ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.