Başvurunun esastan reddi
Taraflar arasındaki tasarım hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin henüz davalı şirket kurulmadan önce 02.02.2015 tarihli hizmet sözleşmesiyle sonradan davalının Ottoman Bostanlı Şubesi olacak binanın iç ve dış cephe konsept tasarımının oluşturulması konusunda anlaştığını, sözleşmenin 3. maddesinde işverenin, bu tasarımları başka herhangi bir yerde yüklenicinin yazılı izni olmadan kullanmamayı kabul ve taahhüt ettiğini, davalı şirket ortağının bu sözleşmeden sonra, önce davalı şirketi kurduğunu, daha sonra da sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak franchise verdiği bazı şubelerin tasarımında da müvekkiline ait tasarımları izinsiz olarak ve bedeli ödenmeden kullanıldığını, bu konuda İzmir FSHHM'nin 2016/95 D.iş sayılı dosyası ile bilirkişi raporu alındığını, davalının haksız olarak Türk Patent ve Marka Kurumu'na TÜRK PATENT başvurarak tasarımı 2016/06242 tescil numaralı başvuru ile "İç Mekan Dizaynı" olarak tescil ettirdiğini, davalının kötü niyetli hareket ettiğini, tescile konu tasarım davalı açısından yeni olmayıp müvekkili açısından yeni ve ayırt edicilik taşıdığını, müvekkiline ait tasarımın davalı tarafça sahiplenildiğini, tasarımın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli tasarımının hükümsüz kılınarak sicilden terkin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının aynı konuda dava açtığını, derdestliğin söz konusu olduğunu, davacının o davada tasarım sahibi olduğunun tespitini istediğini davanın reddildiğini, istinaf aşamasında olduğunu, davacının tasarımlarını hukuki anlamda tasarım olmadığını, tasarımın davacı yan tarafından değil başka bir şirket tarafından bitirildiğini, müvekkilinin tasarıma eklemeler ve çıkartmalar yapması ile başka bir şekilde nihayete erdiğini, tescil ettirilen eserin davacının tasarımı olmadığını, hali hazırda müvekkiline ait işletmelerde tescil edilen bu eser veya davacının tasarımın kullanmadığını, başka bir konseptte işletmeleri sürdürdüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tespit dosyasındaki belgelerin kamuya sunma niteliği taşıması, tarih taşıması ve bu belgelerdeki görselin tescil ile aynı veya belirgin benzer görünümde olması gerekmediği, ancak anılan tespit dosyasındaki rapor ve içeriğindeki dayanak kataloglar tasarımın başvuru tarihinden sonra düzenlendiği, bu nedenle yenilik bozma bakımından dikkate alınmadığı, keza, Bostanlı Şubesine ait çizimler de, 02.02.2015 tarihi taşımakla birlikte, bu tarihte çizildiğinin kesin delillerle kanıtlanamadığı anlaşıldığından, yenilik bozucu kabul edilemediği, herhangi bir taahhütle bu projelerin düzenlenmesi mümkün olduğundan, yazılı kesin delil sayılmadığı, tarih taşımayan kataloglar da delil kıymeti bulunmadığı, nitekim ekli çizimler, resmi bir kurumun meslek odasının onayından geçmediği, bununla birlikte, davacı tarafın itirazı üzerine marka tasarım uzmanı marka vekili ve tasarım uzmanı bilirkişilerden alınan son rapor ile ek rapor kapsamında tekrar değerlendirildiğinde; başvuru tarihi olan 04.10.2016 yenilik değerlendirilirken taraflar arasında davalı tarafın sahip olduğu Bostanlı'da bulunan işletmenin tasarım dekorasyonu konusunda yazışmalar yapıldığı ve sözleşmeler imzalandığı, böylece bu sözleşme kapsamında dekorasyon unsurlarının 02.02.2015 tarihi itibariyle açıklandığı, davacı açısından bu unsurların tasarım başvurusu olma potansiyelinin 02.02.2016 tarihine kadar (grace periot/ hoşgörü süresi) kullanılmadığı, bununla birlikte davalının siparişi üzerine gerçekleşen bu dekorasyon unsurlarının 04.10.2016 tarihinde başvurarak tasarım tesciline bağladığının kantılandığı, davalı taraf, çizimlerin tarih taşımadığını, davacının delil gösterme süresi geçtikten, ilk rapor düzenlendikten sonra temin ettiği kanıtların dikkate alınamayacağını, iddiayı genişletme, yeni delil sunma mahiyetinde olduğunu savunmuşsa da, bu delillerin yasak kapsamında olmadığı, mevcut delillerin eki, uzantısı mahiyetini taşıdığı, incelemesiz tescil sisteminin dezavantajı nedeniyle geniş bir değerlendirmenin esas olacağı, taraflar arasındaki yazışmalar da buna işaret ettiği, böylece dava konusu olan tasarımın, tarih taşımayan çizimler ile sözleşmenin ilişkilendirilmesi ve sözleşmenin taşıdığı tarih, yazışmalar ve dekorasyonun teslim alınmış olması olguları karşısında "yeni" olmadığı teknik olarak ortaya konduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalıya ait tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kesin hüküm ve derdestlik itirazlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi ek raporunda muvaffakat verilmeyen yeni deliller üzerinden inceleme yapıldığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 ve 145 inci maddeleri uyarınca yeni dellillerin dikkate alınmayacağını, söz konusu resimler ve sosyal medya paylaşımlarınının 2015 yılına ait olduğu ve dava açıldığında davacı tarafından ulaşılabileceği, dava konusu tasarım bir eser olmadığının 2017/8 E. sayılı mahkeme kararı ve bilirkişi raporuyla tespit edildiğini, alınan bilirkişi raporları arasında çelişki ve hükme esas teşkil eden rapor ile 2017/8 E. sayılı dosyadan alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğunu, bilirkişi raporunda esas alınan sosyal medya paylaşımları dava dışı ve şirketle ilgisi olmayan Tolga Uğur'un facebook paşlaşımları olduğunu, tasarımın davacı tarafından değil başka bir şirket tarafından bitirildiğini, müvekklinin tasarıma ekleme ve çıkarma yapması ile başka bir şekilde nihayete erdiğini, doyısıyla tescil ettirilen eser davacının tasarımı olmadığını, müvekkilinin hali hazırda tescil edilen eser ve davacının tasarımını kullanmadığını, başka bir konseptte işletmelerini sürdürdüğünü, yapılacak keşifyle bu hususun görüleceğini, davacının aynı sebeple birden çok dava açmakla kötüniyetini ortaya koyduğunu, yerinde inceleme ve keşif yapılmadan kararar verildiğini, davacı yan tarafından Bostanlı Şubesine ilişkin tespit yapıldığını, ancak Denizli Şubesinin de içinde yer aldığı bir takım fotoğraflar sunulduğunu, davacının sunduğu tüm dellilerin mahkemenin 2017/8 E. sayılı ilamına konu dosyasına da ibraz edildiğini, yeni delil olmadığını, mahkeme farklı bir karar vererek kendi kararı ile çelişki oluşturduğunu, bilirkişilerin kendilerince müvekkiline ait fotoğrafları toplayarak rapor hazırladığını, davayı genişletme ve değiştirme yasağına aykırı harekte edildiğini, bilirkişi ek raporunun kök raporla çeliştiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilince derdestlik ve kesin hüküm itirazında bulunmuş ise de Mahkemenin 2017/8 E. sayılı dosyasında netice talep olarak tasarımın davacıya ait olduğunun tespiti istenmiş, eldeki davada ise hükümsüzlük talep edilmiş olmakla netice taleplerin farklı olması nedeniyle derdestlik ve kesin hüküm itirazının haklı bulunmadığı, Mahkemece alınan kök raporda, davacının sunduğu 1/50 kroki proje planının kamuoyuna sunma eylemi olmadığı, katalogların da tarih içermediği için davacının sunduğu delillere göre davalı tasarımının yeni ve ayırt edici olduğunun belirtildiği, itiraz üzerine alınan ek raporda ise davacı tarafın sunduğu, davalıya ait işletme ortağı Tolga Uğur'un 03.03.2015 tarihli kendi Facebook sayfasındaki Bostanlı Ottoman Nargile Atölyesine ait görseller incelenmiş olup dava konusu tasarım ile aynı olan görsellerin tasarım başvuru tarihinden yaklaşık 1,5 yıl önce kamuya paylaşılmış olması nedeniyle tasarımın yenilik ve ayırt edicilik unsuru taşımadığı, davacı tarafın hak sahipliği ile ilgili iddiasının taraflar arasında imzalanan sözleşme ve tüm yazışmalar karşısında yerinde olduğunun rapor edildiği, Mahkemece ek rapora itibar edilerek yazılı gerekçelerle davalıya ait tasarımın yeni olmadığı sonucuna varılarak hükümsüzlüğüne karar verildiği, Yargıtay 11. H.D'nin 08.03.2022 tarih 2020/7358E., 2022/1612 K. sayılı kararında belirtildiği üzere tasarımlar için mutlak yenilik kriteri benimsenmiş olup hükümsüzlük davasında bu yönün mahkemece resen dikkate alınması gerektiği için davacı vekilinin yenilik bozucu olarak kök bilirkişi raporundan sonra sunduğu delillerin iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadığı, böylelikle dosya kapsamına uygun, mutlak yenilik kriteri gözetilerek hazırlanan ek rapora göre hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı adına tescilli tasarımın hükümsüzlüğü dava konusu olup davalının fiili kullanımı dava konusu olmadığı için keşif yapılmasına gerek bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı adına tescilli tasarımların hükümsüz kılınması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve aynı Kanun'un 141 ve 145 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 56 ıncı, 57,70 ve 71 inci maddeleri ile 77 inci maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.