Davanın kısmen kabulü
(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin de ortağı olduğu davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının 31.03.2016 tarihinde yapıldığını ve toplantı tutanağında sermayenin 4.250.000,00 TL arttırılarak 10.000.000,00 TL'ye çıkarılmasına, arttırılan sermayenin 2.000.000,00 TL'sinin nakit olarak ödenmesine, 2.250.000,00 TL'sinin ise geçmiş yıl kârlarından karşılanmasına ve 2015 yılı kârının dağıtılmamasına karar verildiğini, ayrıca genel kurulda yönetim ve denetim kurulunun ibrasına, şirket ortaklarından ...'a 2.000,00 TL, ...'a 4.000,00 TL ve ... ...'e 2.000,00 TL ödenmesine karar verilmiş olup bu karara gerekçe olarak söz konusu ortakların şirkette aktif olarak çalıştıkları ve yönetim kurulu üyelikleri sona erdiği için huzur hakkı alamayacaklarından ücret ödenmesi gerektiğinin gösterildiğini, iş bu genel kurulda yönetim ve denetim kurulunun ibrasının yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin büyümesi ve kârlılığın artması üzerine davalı şirket yönetim kurulu başkanı ile müvekkil arasında anlaşmazlıklar yaşanmaya başladığını ve müvekkilin davalı şirketteki işine son verildiğini, müvekkilinin davalı şirkette aktif olarak çalıştığı dönemlerde aylık maaş dışında kâr payı ve sair adla hiçbir gelir almadığını ve şirketten uzaklaştırıldıktan sonra da kendisine herhangi bir adla ödeme yapılmadığını, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı şirketin faaliyetleri, gelir-giderleri ve kârlılığı hakkında bilgi edinme konusunda girişimlere başlandığını ancak ne şirket faaliyetleri ne de şirketin bilançosu hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamadığını, tüm bu gelişmelerin ardından davalı şirketin önce 28.12.2010 tarihli genel kurul toplantısında 1.150.000,00 TL olan sermayesinin %200 arttırılarak 3.450.000,00 TL'ye çıkarıldığını ve arttırılan sermayenin yarısının dağıtılmayan geçmiş yıl karlarından karşılanmasına karar verildiğini, hâlbuki davalı şirketin sadece bir yıl önce 28.04.2010 tarihinde sermaye azaltımına gittiğini ve 1.725.000,00 TL olan sermayesini 1/3 oranında 575.000,00 TL azaltarak 1.150.000,00 TL'ye indirdiğini, bu eylemin sırf müvekkil ve diğer ... ortakların şirketteki payını eksilterek kâr payı dağıtmamak için yapıldığını, davalı şirketin bununla da yetinmeyip 2010-2011 yılları genel kurul toplantısının 30.10.2012 tarihinde yapılmasına karar vererek gündemin 5. maddesine ".. .2010 ve 2011 yıllar kar dağıtımı hakkında yönetim kurulu önergesinin görüşülüp karara bağlanmasına..." hususunun eklendiğini ve davalı şirket tarafından 2010 - 2011 yılları karlarının dağıtılmadığını, hemen akabinde davalı şirketin 2012 yılı olağan genel kurulunu 30.03.2013 tarihinde yaptığını ve 3.450.000,00 TL olan şirket sermayesini bu kez de %66 oranında 2.300.000,00 TL daha arttırarak 5.750.000,00 TL'ye çıkardığını ve yine artırılan sermayenin dağıtılmayan geçmiş yıl karlarından karşılanmasına karar verildiğini, davalının daha sonra 2013 - 2014 yılları genel kurul toplantısının 30.03.2015 tarihinde yapılmasını kararlaştırdığını ve yine gündemin 5. maddesi olarak bu kez de '...2013 ve 2014 yıllan karının kullanım şekli ve dağıtımının belirlenmesi ve onaylanması../ şeklinde belirlendiğini ve 2013 - 2014 yılları kar payının da dağıtılmadığını, son olarak 31.03.2016 tarihinde işbu davaya konu 2015 yılı olağan genel kurul toplantısının yapıldığını ve bir kez daha sermaye artışı kararı alınarak 5.750.000,00 TL olan sermayenin %80 oranında 4.250.000,00 TL arttırılarak 10.000.000,00 TL.ye çıkarılmasına ve artırılan sermayenin 2.250.000,00 TL kısmının yine ortakların geçmiş yıl karlarından karşılanmasına karar verildiğini, alınan bu karara müvekkil tarafından karşı oy kullanılarak gerekçeleriyle muhalefet şerhi düşüldüğünü ileri sürerek davalı şirketin 31.03.2016 tarihli genel kurulunda alınan sermaye artışı, artırılan sermayenin geçmiş yıllar kar paylarından karşılanması, 2015 yılı karının dağıtılmaması, yönetim ve denetim kurulunun ibra edilmesi, bir kısım ortaklara ücret ödenmesi yönünde alınan yasa ve hukuka aykırı kararların iptaline, müvekkilin hak ettiği kar payının hesaplanarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; genel kurulda alınan kararların iptalinin talep edilebilmesi için ortağın alınan karara karşı oy kullanmış olması ve karar alındıktan sonra muhalefet şerhini tutanağa geçirtmiş olması gerektiğini, oysaki davacının iptalini talep ettiği genel kurul kararlarının hiçbirine geçerli bir muhalefet şerhi koymadığını, sadece karşı oy kullandığını belirtmekle yetindiğini ve yalnızca sermaye artışı kararı yönünden karar alınmadan önce neden karşı oy kullandığını açıkladığını, davacı tarafından yapılan bu açıklamanın muhalefet şerhi sayılmayacağı gibi karar alındıktan sonra toplantı tutanağına davacı tarafından konulmuş bir muhalefet şerhi de bulunmadığını, bu nedenle davacının iptal davası açma hakkı bulunmadığını, nitekim alınan kararlara peşinen muhalefet edilmiş olması halinde geçerli bir muhalefet şerhi bulunmadığının Yargıtay içtihatlarıyla da ... olduğunu, ayrıca davacının müvekkil şirkette %4 hisseye sahip olduğunu ve iptal davası açma hakkı bulunmadığını, sermaye artırımının müvekkil şirketin faaliyetleri için zorunlu ve faydalı olduğunu, müvekkil şirketin iş hacmini artırmak ve sahip olduğu işlere yenilerini ekleyerek şirketin büyümesini sağlayabilmek amacıyla bazı alanlarda peşin para ile mallar alarak bu malları müşterilerine vadeli olarak sattığını, dolayısıyla da belirli bir nakdin sermayeyi zorunlu kıldığını, aksi halde satış yapılacak mal ve hizmet temin etmenin imkânsız olabileceğini ve bu da şirketi daralmaya ve küçülmeye götüreceğini, davacı tarafından kendisi şirketten ayrılmadan önce yönetim kurulu üyesi olarak kabul oyu kullandığı sermaye artış kararlarının dahi dava konusu edildiğini, oysaki alınan bu kararların tümüne bizzat davacının kabul oyu kullandığını ve tüm yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine rağmen daha evvel alınan sermaye kararlarının zorunlu olmadığını ve kâr payı dağıtmamak için alındığını iddia etmesinin kötüniyetli olduğunu, 31.03.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların tamamının usul ve yasaya uygun olduğunu ve gerekli nisapların sağlanarak şirket menfaatleri doğrultusunda zorunlu ve faydalı olarak alınan kararlar olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 446 ıncı maddesine göre pay sahibinin toplantıda hazır bulunup karara olumsuz oy vererek bu muhalefetini tutanağa geçirtmesi gerektiği, ayrıca bir muhalefet şerhi yazılmasına gerek olmadığı, madde hükmünde kastedilenin olumsuz oy kullanıldığının açık olarak anlaşılması olduğu, bu hali ile davacının dava açma hakkının bulunduğu, 31.03.2016 tarihli olağan genel kurulunun 4. Maddesinde 6102 sayılı Kanun'un 436 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak yönetim kurulu üyelerinin hem kendi hem de diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullandığı, uyuşmazlık konusu genel kurul toplantısının yapıldığı tarihte davalı şirket pay sahipleri ve pay oranları dikkate alındığında, kararda yönetim kurulu üyeleri kendileri hakkında oy kullanmadığı ibaresi yer almışsa da yönetim kurulu ve denetim kurulu ... ... ve ... temsilcisinin 460.000 adet karşı oyuna karşılık yapılan oylamada 5.290.000 adet kabul oyu ile oy çokluğu ile ibra kararının diğer ortakların tamamının oylamaya katıldığını ve yönetim kurulu üyesi olmalarına rağmen oy kullandıklarını gösterdiği, bunun yanında, 6102 sayılı Kanun'un 436 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca ..., ..., ... arasındaki hısımlık ilişkisi dikkate alındığında aynı Yasa hükmünün ikinci fıkrası hükmüne aykırı ibra kararı verildiğinden ibra kararının iptali gerektiği, davaya konu genel kurulun 5 numaralı gündem maddesinin sermeye artırımına ilişkin olduğu, bilirkişi raporunda, firmanın 2010 yılı cari oranı 1.4 iken sermaye artırımları sonucunda 2010 ve 2016 yılları arasındaki ortalamasının da 1.39 olarak görüldüğü, sermaye artırımından önceki cari oranla sermeye artırımından sonraki cari ortalama oranının değişmediği, cari oranın tehlikeli sınır olan 1'in çok üstünde olduğu, bu durumda sermaye artırımları ile de daha yukarılara çıkamadığı, firmanın acil sermaye artırımına ihtiyaç duymadığı, sermaye artırımlarının piyasadaki gelişmelere uygun olarak daha fazla kar ve satışlardan daha faz kar almak için yapıldığı, aynı zamanda borç ödeme ve finansal dengelerin korunması amacıyla yapıldığı anlaşılmakla birlikte acil bir zorunluluk bulunmayan sermaye artırımının davacının şirketteki pay oranını değiştirme sonucu doğuracağı, bu haliyle zorunluluk sonucu sermaye artırımına gidildiği ispatlanamadığından sermaye artırımına ilişkin kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğu, aynı genel kurul toplantısının 8 ... maddesinde artırılan sermayenin geçmiş yıl karlarında karşılanması yönünde karar verildiği, şirketin ... yıllardır kar dağıtmadığı, bu durumun ... pay sahiplerini zor durumda bırakacağı, nitekim davacının payının %4 oranında olduğu, şirketlerin kurulurken kar elde etme amacıyla kurulduğu, yaşamın olağan akışı içinde ortakların firmadan gelecek kar beklentisine göre hayatlarına katkı sağlamak isteyecekleri, ancak davacının şirketten herhangi bir maaş yada ücret almadığı gibi kar payının sermayeye eklenerek, şirketten gelir elde etmemesinin önüne geçilmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, incelenen şirket mali tablolarına göre şirketin kar payı dağıtmamasını gerektirecek bir dar ... da bulunmadığı, gerek ... yıllardır hiç kar payı dağıtılmamış olması, gerek halihazırdaki dönem karının tamamının sermaye artışında kullanılmasının, davacının azınlık payı göz önüne alındığında karın belli bir oranının pay sahiplerine dağıtılmasının şirketin yatırım ve hedeflerini önemli ölçüde etkilemeyeceği göz önüne alınarak azınlık pay sahibi olan davacının kar payı dağıtılmasını istemekte haklı oldukları, aksi yöndeki kararın dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, genel kurulun 10. maddesinde şirkette çalışmayan bir kısım ortaklara emekleri karşılığı ücret ödenmesi yönünde kararlar alındığı, ancak bu ortakların şirkette fiilen ne şekilde görev aldıkları ispatlanamadığından bu kişilere ücret ödenmesinin de dürüstlük kurallarına aykırı olacağı, davacı kar payının hesaplanarak tahsiline karar verilmesini talep etmekle birlikte dağıtılacak kâr payının miktarı ve oranının genel kurul kararı ile belirlenmesi gerektiği, bu konuda mahkemenin genel kurul yerine geçerek hüküm kurmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davaya genel kurulda alınan (4), (5), (8) ve (10) numaralı kararların iptaline, kâr payı talebinin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının genel kurul kararına karşı oy kullandığını belirtmekle yetinerek gerekçesini belirtmediğini, bu sebeple geçerli bir muhalefet şerhi olmadığından davanın öncelikle usul yönünden reddi gerekirken aksi yönde karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu genel kurul kararlarından sermaye arttırım kararı Mahkemece kötü niyetli olarak değerlendirilmiş ve sermaye artırımı için acil ihtiyaç bulunmadığından bahisle bu kanaate varıldığı kararın gerekçesi olarak belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesinin bu kararı ve gerekçesinin tamamen hatalı olduğunu, alınan bilirkişi raporu ile de çeliştiğini, mahkemece "kâr payı dağıtılmamasını gerektirecek kadar acil bir durum bulunup bulunmadığı" şeklinde hukuki nitelendirme ile bağdaşmayan doğrultuda görüş sorulmasının ve buna göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece ... yıllar kâr payı dağıtılmadığı ve bu durumun da davacının kâr elde tem hakkını engellediği belirtilerek genel kurul kararının bu açıdan da iptaline karar verildiğini, oysa ki tüm aşamalardaki beyanlarda açıkça ifade edildiği üzere davacının yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı tarih olan 2013 yılına kadarki sermaye arttırım ve kar payı dağıtmama kararlarında bizzat davacının kabul oyunun olduğunu, bir inceleme yapılacak ise 2013-2015 yılları için yapıldığını, bu iki yıllık süreçte kâr payı dağıtılmamasının haklı ve gerekli olduğunun açıkça belirtildiğini, davacının beyanının aksine ... yıllardır kar payı dağıtılmamasının söz konusu olmadığını, davacının azlık hissedar olduğunu, kendisi şirketten ayrılmadan önce yönetim kurulu üyesi olarak kabul oyu kullandığı sermaye artış kararlarını dahi dava konusu ettiğini, oysaki alınan bu kararların tümüne bizzat davacının kabul oyu kullandığını ve yönetim kurulu üyeleri ibra edilmişken bu aşamada daha evvel alınan sermaye artış kararlarının zorunlu olmadığını ve kar payı dağıtmamak için alındığının iddia etmesinin kötü niyetli bir davranış olduğunu, davacı tarafın şirket yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldıktan sonra kendi adına "... ... Elektrik Enerji İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti" unvanlı şirket kurarak müvekkili ile aynı sektörde faaliyet göstermeye başladığını, davacının gerek kullandığı unvan gerekse faaliyet alanı nedeniyle haksız rekabetten ... tazminat haklarının saklı kalmak kaydıyla, davacı bu tarihten sonra art ... çeşitli davalar açarak müvekkili şirketin faaliyetine engel olup kendi şirketinin iş hacmini arttırmak gayesi içinde olduğunu, böylesine rekabet içinde olunan bir ticari hayatta, müvekkili şirket yönünden zorunlu olan sermaye arttırım kararı için ayrıca acil olup olmadığının değerlendirilerek hukuki sonuca ulaşılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 436 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanamayacakları gibi, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında da oy kullanamayacağı, genel kurul toplantısına ilişkin hazirun cetveline göre davalı anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin şirketteki toplam hisse sayısının 5.290.000 olduğu, yönetim kurulu üyelerinin gerek kendi gerekse diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanamayacaklarının kabulü halinde, adı geçen şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketteki toplam hisse miktarı olan 5.290.000'nin, şirketin toplam hissesi 5.750.000,00 adet hisseden mahsubu ile genel kurulda temsil edilen ve ibra yönünden olumsuz oy kullanan 460.000 adet hissenin düşülmesi halinde şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrasında olumlu oy kullanan hisse miktarı bulunmadığı, dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullandıkları, bu durumda 6102 sayılı Kanun'un 418 ... maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen karar nisabı sağlanmaksızın davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmiş oldukları, şirketin yönetim kurulu üyelerinin gerek kendi gerekse diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarında oy kullanmış olmaları sonucu ibranın gerçekleştiği, davacı yanca, ibraya ilişkin (4) numaralı gündem maddesi yönünden muhalefet şerhi konulmamış ise de, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamı ile de benimsendiği üzere, yokluk ve butlan hallerinin varlığı halinde bu hususun mahkemelerce re’sen gözönünde bulunduracağı ve herkesin bu geçersizliği, eldeki davada olduğu gibi 6102 sayılı Kanun'un 445 ... ve 446 ıncı maddelerinde düzenlenen koşullara tabi olmaksızın ileri sürebileceği, şu halde, anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında yer ... ibra kararının, aynı Kanun'un 436 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak alınmış olması halinde, yoklukla malul olacağından, davacıların ibra kararına muhalefet şerhi koyma şartının da artık aranmayağı, bu nedenle oydan yoksun olan yönetim kurulu üyelerinin oyuyla, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin alınan karar yok hükmünde olduğundan İlk Derece Mahkemesince (4) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken iptaline karar verilmesi yerinde olmadığından davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının kamu düzeni gözetilerek kabulüne, 4 numaralı gündem maddesi ile alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermek gerektiği, davacının davaya konusu genel kurulda alınan (5) ve (8) numaralı kararlara karşı usulüne uygun olarak muhalefet şerhi koyduğu ancak dosyada mevcut ticaret sicil kayıtlarından anlaşıldığı üzere davacının davalı şirketin kuruluş tarihinden dava konusu 31.03.2016 tarihli genel kurul toplantısına kadar davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde, 28.12.2010 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında şirketin 1.150.000,00 TL olan sermayesinin 3.450.000,00 TL'ye arttırıldığı, arttırılan 2.300.000,00 TL sermayenin 1.150.000,00 TL'sinin dağıtılmayan geçmiş yıllar karından karşılandığı, kalan 1.150.000,00 TL'sinin ise ortaklarca nakit ödendiği, yine şirketin 30.01.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında 3.450.000,00 TL olan şirket sermayesinin 5.750.000,00 TL'ye arttırıldığı, şirketin 2010- 2015 yılları arasında da kar dağıtımı yapmadığı, davacının daha önceki şirket genel kurul toplantılarında şirket sermayesinin arttırılmasına ve kar dağıtımı yapılmamasına ilişkin kararlara karşı muhalif kalmadığı ve dava açılmaması nedeniyle bu yöndeki kararların kesinleştiği, bilirkişi raporunda da acil olmasa da sermaye arttırımının gerekli olduğu belirtilmiş olup, davalı şirketin yatırım amaçlı olarak şirketin sermaye arttırımına gitmesinin ve yabancı kaynaklara finansman ihtiyacını azaltmak için kar dağıtmamasının kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, davacı yanca, yönetim kurulu üyesi olduğu önceki genel kurul toplantılarında alınan sermaye arttırımı ve kar dağıtımı yapılmaması kararlarına muhalefet edilmeyip, dava konusu genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırım kararının iptalinin talep edilmesi iyiniyet kurallarına aykırı olduğundan ve sermaye arttırımına ilişkin kararın ticaret siciline 14.06.2016 tarihinde tescil edilmesi ve 1.500.00,00 TL'lik kısım dışındaki arttırılan sermayenin de ödendiği de gözetilerek gündemin (5) ve (8) ... maddelerinin iptali taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı, gündemin 10 numaralı maddesi ile alınan ve bir kısım şirket ortaklarına aylık ücret ödenmesine ilişkin karar yönünden ise, toplantıya katılan davacı temsilcisinin usulüne uygun olarak muhalefet şerhi koymadığı, böylelikle 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, davaya konu genel kurulda alınan (4) numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine, genel kurulda alınan (5), (8) ve (10) numaralı kararlara ilişkin açılan davanın reddine, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığından davacının kâr payı alacağının tahsiline ilişkin talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının davaya konu genel kurulda alınan (4) numaralı karara karşı usulüne uygun olarak muhalefet şerhi koymadığının Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulünde olduğunu, buna rağmen kararın yok hükmünde olduğu belirtilerek muhalafet şerhi bulunmasa dahi yok olduğu tespit edilerek davacının talebinin kabul edilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki kararın yok hükmünde olduğu tespitine de katılmadıklarını, kararın yasaya uygun olarak alındığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

2. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu genel kurulda alınan sermeye artırımı ve kâr payı dağıtılmamasına ilişkin (5) ve (8) numaralı kararlar hakkındaki dava yazılı gerekçeyle reddedilmiş ise de sermaye artırımı ve kâr payının dağıtılmamasına yönelik alınan kararların yargılama sırasında ayrıntılı olarak incelendiğini, bu konuya ilişkin detaylı raporlar alındığını ve neticeten sermaye artırımı ve kâr payı dağıtılmaması kararlarının dürüstlük kuralına aykırı şekilde kötü niyetli alındığının ve müvekkilinin ortaklığa ilişkin haklarınının açıkça ihlal edildiğinin tespit edildiğini, kâr payı dağıtılmaması mümkün olmakla birlikte bunun istisna olduğunu, kural olananın kâr payının dağıtılması olduğunu, kâr payının ancak haklı ve somut gerekçeler bulunması durumunda dağıtılmayacağını, bu sebeplerin bulunduğu ispat külfetinin ise davalı şirkette olduğunu, davalı şirketin 7-8 yıldır kâr payı dağıtmadığını, sadece bunun bile davalı şirketin kötü niyetini ortaya koymaya yettiğini, bu durumun, ortaklıktan beklenen makul ve orantılı fayda ile örtüşmediğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 436 ncı, 445 ... ve 446 ncı maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.