Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kurulması
SAYISI: 2018/260 E., 2019/273 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusun reddine, ancak davalı vekilinin ise istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılar aleyhine Kırıkhan İcra Dairesi'nin 2017/539 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davacıların davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, icra takibine konu olan senedin, 3-4 yıl önce verilmiş teminat senedi olduğunu, vade ve tanzim tarihleri sonradan doldurulduğunu, nakden verilmiş bir para olmadığını, müvekkillerin, çiftçilikle uğraştığını, yıllardır davalı şirketten, yıl içinde mazot, gübre, tohum alıp, hasat döneminde ürünlerini davalı şirkete sattıklarını, yıl içinde aldıkları mazot, gübre vb. bedelleri de düşülerek, ürünlerinin parasını alamadıklarını, ... yıllardır aynı şekilde çalışan müvekkillerinin, davalı şirkete teminat senedi imzalamakta ve hasat döneminde, hesaplaşılarak senetlerin kendilerine teslim edildiğini, taraflar yıllardır süre geldiği gibi hesaplaşmış, davacıların 110.000,00.TL alacakları olduğu belirlendiğini ancak bu bedel ödenmediği gibi, senetleri de kendilerine teslim edilmediğini ve yıllar önce imzaladıkları senetler, aralarındaki ticari ilişki bittikten çok sonra icraya konulduğunu, davacıların nakit olarak aldıkları bir para olmadığı gibi, aldıkları mazot, gübre vb. için de hiçbir borçları bulunmadığını, zira ürünlerini satarken belirlenen fiyattan, aldıkları yardımın bedeli mahsup edilip, bakiye bedel kendilerine ödenmekte olduğunu, davacıların ürünlerini teslim ettiğini, ürün bedelinden yıl içinde aldıkları yardımların düşüldüğünü ancak ürün bakiye bedeli ödenmediği gibi, senetlerinde herhangi bir borç olmadığı halde aralarındaki ilişki bittikten çok sonra icraya konulduğunu, şahısların eylemleri nedeni ile suç duyurusunda bulunduklarını ileri sürerek davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespit ile davalı aleyhine %20'den ... olmayacak şekilde kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu senedin hiç bir şekilde teminat senedi olmadığını, borçluların müvekkili firmadan almış bulundukları borca karşılık olmak üzere ... bulundukları senet olduğunu senedin teminat senedi olduğunu davacı/borçlunun yazılı deliller ile ispat etmesi gerektiğini, öncelikle bu konuda ki itirazlarını kabul etmediklerini, davacı/borçluların açmış bulundukları davada ki dilekçeleri ile de çeliştiğini, öncelikle senedin teminat senedi olduğunu iddia ettiğini, ardından ise almış bulundukları mazot, gübre ve sair yardımlar için verilmiş bulunan senetler olduğunu iddia ettiklerini, diğer taraftan borçlarını ürün vererek ödediklerini iddia ettiklerini, eğer borçları yok ise neden ürün ile ödediklerini iddia etmediklerini, dava dilekçesinin ilerleyen safahatında ise fabrika yetkililerinin değişmesine müteakip 2016 yılında 110.000,00.TL müvekkili firmanın alacaklı olduğunu iddia etmeleri de ayrı bir çelişki olduğunu, davacıların müvekkili firma da hiçbir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ticari defterlerin incelenmesi hususunda bilirkişiden rapor aldırıldığı, ilgili incelemede öncelikle davalı şirketin yevmiye defterinin açılış ve kapanış tasdiğinin, defteri kebir defterinin de açılış tasdiğinin usulüne uygun olduğu, yevmiye defteri üzerinde yapılan inceleme neticesinde defter kayıtlarında dava konusu senet alacağına ilişkin bir kayda rastlanmadığı, muavin hesap defteri ile defteri kebir defterler üzerinde yapılan incelemede ise ilgili borcun var olduğu gibi anlaşılsa da, yevmiye defterinde yapılan incelemede bu kayıtların yevmiye defterinde yer almadığı aksine yevmiye defterinin 14 üncü sayfasında düzenleme tarihi 31.03.2017 olan bononun defterdeki aynı tarih olan 31.03.2017 tarihinin son yevmiye maddesinin 89 nolu yevmiye maddesiyle kayıtlı olduğu ve bu maddenin içeriğinde dava konusu senet alacağıyla ilgili bir kayıt olmadığı, yevmiye defterinde görülen 90 no.lu yevmiye maddesinin kayıt tarihinin ise 01.04.2017 olduğu ve bu kaydında söz konusu alacakla ilgili olmadığı görülmüş olup davacılar ... ve ...’in söz konusu bonoyla ilgili herhangi bir borç kaydının olmadığı, her ne kadar davalı şirket vekillerince defter tasdiklerinin incelenmediği hususunda, dava konusu borcun muavin hesap kaydı ve defteri kebirde yer aldığından bahisle itiraz edilmişse de bilirkişi raporunda görüleceği üzere davalı şirketin açılış-kapanış onaylarının usulüne uygun yaptığının görüldüğü ayrıca dava konusu borcun itirazlarda belirtilen defterlerde yer almasının da borcun varlığını ispatlayamadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 182,183 ve 184 üncü maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 64 üncü maddesi göz önüne alındığında birbirini onaylamayan kayıtların bulunması sonucu ilgili bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacılar ... ve ...’in söz konusu bonoyla ilgili herhangi bir borç kaydının olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacılar ... ve ...'in 600.000,00 TL borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
1.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının açmış olduğu dava ile senede karşı senetle ispat zorunluluğunun göz ardı edilerek herhangi bir delil sunmadan, senetlerden ötürü borçlu olmadıklarının tespitini istediğini, mahkemece toplanan deliller ve dinlenen tanıklar neticesinde usul ve yasaya aykırı olarak davanın kabulüne karar verildiğini, senedin asıl borç ilişkisinden mücerret olduğunu, defterlere ilişkin gerekçeye itiraz ettiklerini, mahkemece müvekkiline ait defter kayıtlarını esas alarak davanın kabulüne karar verildiği gerekçesinin ise tamamen yasaya aykırı ve çelişkili olduğunu, gerekçeli kararın 3 üncü sayfasında mahkemece 213 sayılı Kanunu'nun ilgili maddeleri gereğince kanun maddeleri sıralanarak bu maddelere göre hangi defterin nasıl olması gerektiğinin belirtildiğini, bilirkişi incelemesi neticesinde de alınan ek rapor da “yevmiye defterinde açık kaydın olmadığı ve fakat defteri kebir de borç kaydının yazılı olduğu” açıkça rapor edildiğini, davacılara ait tüm alacak, borç kayıtlarının defterlerde açıkça görüldüğünü, bunun yanı sıra mahkeme kararının çelişkili olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının 4. sayfasının son parağrafında “Bilirkişi raporunda görüleceği üzere davalı şirketin defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun yaptığı görülmüş ayrıca dava konusu borcun itirazlarda belirtilen defterlerde yer alması da borcun varlığını ispatlamamıştır” demek sureti ile davanın reddine yönelik karar verdiğini gerekçelendirmeye çalıştığını,müvekkiline ait defterlerin ve senedin borcun varlığını ispat etmek için yeterli olması karşısında zaten ispat yükünün davacıda olduğunun da göz ardı edildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle: davalının senedin asıl borç ilişkisinden mücerret olduğunu ve davacının söz konusu senetten borçlu olmadığının ispatının yine senetle ileri sürülmesi gerektiğini ileri sürmüşse de işbu hususun kabulünün mümkün olmadığını, senet imzalanırken müvekkiline herhangi bir bedel verilmediğinden müvekkilinin de herhangi bir borç altına girmediğini, icra takibine konu olan senedin 3-4 yıl önce verilmiş bir teminat senedi olup, vade ve tanzim tarihlerinin sonradan doldurulmuş olmakla, nakden verilmiş bir para olmadığı gibi davacıların davalıya herhangi bir borcu olmadığını, davalı tarafça her ne kadar yevmiye defterinde kaydın olmadığı fakat defteri kebirde borç kaydının yazılı olduğu gerekçesi ile davalılara ait tüm alacak ve borçların defterlerde açıkça görüldüğü belirtilmiş ise de bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, davalı tarafça kesin delil niteliği haiz olan ticari defterlerde yer ... kayıtlar karşısında borcun var olduğuna dair hiçbir belgenin sunulmadığını, davalının sunmuş olduğu ticari defterlerde çelişkiler bulunması, 6100 sayılı Kanunda yer ... düzenleme gereği birbirini doğrulamayan kayıtların sahibi aleyhine kesin delil oluşturması, kesin delil niteliğini haiz ticari defterler karşısında işbu çelişkileri gidermek adına hiçbir şekilde geçerli bir ödeme belgesi sunmamış olmaları karşısında davalının sunmuş olduğu itirazların yerinde olmadığını, davaya ilişkin "Netice ve Talep" kısmında davanın kabulü ile davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin tedbiren durdurulmasına, davalı aleyhine %20'den ... olmayacak şekilde kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiğini, davalı alacaklı olmadığı ve takip yapma hakkı bulunmadığı halde; sırf kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapma yolunun kolaylığından yararlanmak suretiyle kötü niyetli olarak icra takibi başlatmış olduğundan 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer ... kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, ancak davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi hususunda yerel mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu ile; davalı ... Tarım Ürünleri Ltd. Şti.'nin dava dosyasında yer ... 2017 yılı yevmiye defteri ile defteri kebir kayıtları üzeride yapılan inceleme neticesinde, davacı ...'in 31.03.2017 vade tarihli 600.000,00 TL tutarındaki bonosuyla ilgili davalı ... Tarım Ürünleri Ltd. Şti.'nin 2017 yılı yevmiye defterinde her hangi bir kayda rastlanılmamış olup, 31.03.2017 tarih ve 90 nolu yevmiye maddesiyle kayıtlı görülen defteri kebir kaydının da kayda esas yevmiye defteri kayıtlarında olmadığının tespit edildiği, davacıların dava konusu bonodaki imzaya bir itirazlarının bulunmadığı, ödeme savunmalarının olmadığı, dava konusu senedin teminat senedi olarak verildiğini iddia ettikleri, dava konusu bononun incelenmesinden teminat bonosu olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığı gibi bononun teminat bonosu olduğuna dair davacı tarafından herhangi bir yazılı delilinde ibraz edilmediği, davacıların dava konusu senedin anlaşmaya aykırı olduğuna dair yazılı delil ibraz etmediği gibi yemin deliline de dayanmadığı, dava konusu bonoda nakden kaydı bulunduğu, davalı vekilince dava konusu bononun verilen borç para karşılığı düzenlendiğinin savunulduğu ve bononun düzenleme sebebinin talil edilmediği, dava konusu bonoda teminat bonosu olduğuna dair bir kayıt olmadığı gibi, bononun davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmamasının onun geçerliliğini etkilemediği gibi ispat yükünün de yer değiştirmediği, davacıların dava konusu bonodan dolayı borçlu olamadıklarını yazılı deliller ile ispat edemediği gibi yemin deliline de başvurmadığından ispatlanamayan davanın reddi yerine ispat yükünün davalıya yüklenerek kabul kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, icra takibinin durmadığı anlaşılarak davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, takibe konu kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 182,183 ve 184 üncü maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 64 üncü maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve davacı ...'in dava konusu bonoda avalist olup 6102 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince şekle ait noksandan başka bir sebep ileri süremeyeceğine göre usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı peşin harcın istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.