Esastan ret
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1998 yılında ticaret siciline kaydolarak Ümraniye Belediye Başkanlığı binasının alt katında sağlık hizmetleri konusunda faaliyete başladığını, şirketin o yıllardan beri "ÜMRAN" markasını kullandığını ve bu markanın esas unsuru olarak günümüze kadar hiç bir değişikliğe uğramadığını, 1999 yılına ait faturalarda dahi "ÜMRAN Sağlık Dispanseri" ibaresinin kullanıldığını, sonraki yıllarda müvekkili şirketin markasını Özel Ümran Polikliniği, Özel Ümran Dispanseri ve Özel Ümran Tıp Merkezi gibi farklı yan unsurlarla kullanmış olsa da ÜMRAN ibaresinin esas unsur olarak devamlı varlığını koruduğunu, müvekkilinin "ÜMRAN" esas unsurlu "ÜMRAN TIP" markasını 2016/49234 numara ile 07.02.2017 tarihinde tescil ettirdiğini, ayrıca 2017/49325 numaralı "ÜMRAN DENT", 2017/49320 numaralı "ÜMRAN DİŞ" ve 2017/38472 numaralı "ÖZEL ÜMRAN TIP MERKEZİ" markaları yönünden başvuruda bulunduğunu, davalı tarafın ise markasını kullanacak bir işletmeye sahip olmadığı halde "ÜMRAN LAZER" marka hakkına dayanarak müvekkilinin yaptığı marka başvurularına peşpeşe itirazlarda bulunduğunu, dava konusu "ÜMRAN LAZER" markasını tescil ettiren kişinin davacı şirketin yetkililerinin de tanıdığı lazer epilasyon hizmeti veren Dr. Levent Akkaya isimli kişi olduğunu, markanın tescilinden sonra hiç bir şekilde kullanılmadığını, bunun yerine "LEPAMED" ibareli markayı kullanmakta olduğunu, markanın daha sonra davalıya devredildiğini, davalı tarafın bir hayır kuruluşu olduğunu ve lazer epilasyon hizmeti yapabilecek bir ticari işletmeye sahip olmadığını, davalının kötü niyetli olduğunu, davalıya ait "ÜMRAN LAZER" markasının müvekkiline ait ÜMRAN TIP markası ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi anlamında ayırt edilemeyecek kadar benzerlik gösterdiğini, "ÜMRAN" ibaresi üzerinde davacı şirketin önceye dayalı gerçek hak sahipliği bulunduğunu, ileri sürerek davalıya ait 2014/81907 numaralı "ÜMRAN LAZER" markasının tescilli olduğu 44.hizmet sınıfları açısından hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-karşı davacı vekili cevap-karşı dava dilekçesinde; müvekkiline kötü niyet atfedilemeyeceğini, asıl kötü niyetin davacı-karşı davalıda olduğunu, davalının yıllardır tescilsiz olarak da olsa kullanmış olduğu markanın iltibasa ve karışıklığa neden olmaması gayesiyle tamamen iyi niyetli olarak karşılıklı müzakere ile "Ümran Lazer" markasını devraldığını, Ümran Lazer firmasının "Ümran" ismini davalının bilgisi dahilinde kullandığını, Ümran Lazer'in tasfiye sürecine girmesi nedeniyle davalının Dr. Levent Akkaya ile görüşerek gerçekte davalıya ait olan "Ümran Lazer" markasını devraldığını, davalı vakfın vakıf senedinde belirlenen iştigal konusu çerçevesinde ticari karışıklığa ve iltibasa engel oluşturabilecek başka bir firmanın markasını ve ismini karşılıklı anlaşma ile tamamen yasal olarak devralmış olduğunu, "ÜMRAN LAZER" markasının tescil tarihinin 09.10.2014, "ÜMRAN TIP" markasının tescil tarihinin ise 07.02.2017 olduğunu, "ÜMRAN LAZER" markasında yer alan "LAZER" ibaresinin harcıalem bir ibare olup, markada esaslı unsurun "ÜMRAN" ibaresi olduğunu savunarak davanın reddine, karşı davalarının kabulü ile davacı-karşı davalıya ait 2016/49234 numaralı "ÜMRAN TIP" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller, tanık anlatımları, dosyaya sunulan davalı-karşı davacıya ait Vakıf senedi örneği, davalı-karşı davacı ile dava dışı Ümran Sağlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. arasında yapılan tıbbi alet, araç gereçle ilgili kira ödeneceğine dair "PROTOKOL", 11 Ağustos 2006 tarihli "DEMİRBAŞ EŞYA DEVİR SÖZLEŞMESİ", marka tescil kayıtları, bilirkişi raporu ve dosya kapsamı ile, davalı-karşı davacı ...'nın Ümraniye Belediye Başkanlığı adına sağlık hizmeti sunulması amacıyla kurulduğu, Vakfın adının kısaca "ÜMRAN" olduğunun açıkça belirtildiği, bir süre "Ümraniye Sağlık Merkezi" adı altında sağlık hizmeti sunduktan sonra, yapılan teftiş sonucunda Belediye'nin sağlık hizmeti sunamayacağına dair görüş bildirilmesi üzerine 1996 yılında sağlık merkezinin dava dışı Ümran Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'ne devredildiği, sağlık merkezinde bulunan Vakfa ait olan tıbbi araç ve gereçler için 05.11.1996-05.08.1997 tarihleri arasında aylık 250.000.000,00 Eski Türk Lirası kira parası ödenmesi konusunda protokol yaptıkları, dava dışı şirketin "ÜMRAN" ibaresini sağlık hizmetleri için bu tarihten itibaren davalı-karşı davacının izni ile kullanmaya başladığı, 11 Ağustos 2006 yılında ise ortakları Ümran Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti. ile aynı olan davacı-karşı davalı şirkete tüm demirbaş eşyaların 15.150,00 TL bedelle satıldığı, davacı-karşı davalının bu tarihten itibaren davalı-karşı davacıdan bağımsız olarak markayı kullanmaya devam ettiği, davalı-karşı davacının bu kullanımdan haberdar olmasına rağmen karşı dava tarihine kadar bu konuda davacı-karşı davalı taraf aleyhine hukuki bir süreç başlatmadığı gibi markanın kullanılmaması için ihtarda da bulunmadığı, bu nedenle6769 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen 5 yıllık sessiz kalma süresi dolmuş olduğundan davacı-karşı davalının markasının hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği, davalı-karşı davacının 2006 yılından itibaren "ÜMRAN" markasını hiç bir alanda kullanmadığı, 09.10.2014 tarihinde tescil başvurusu yapılan "ÜMRAN LAZER" markasını 26.05.2017 tarihinde dava dışı şirketten devraldığı, gerçek hak sahipliğini markayı devraldığı dava dışı şirketin kullanımına değil, kendi kullanımına dayandırdığı, bu nedenle "ÜMRAN" ibaresi üzerinde gerçek hak sahipliğinin bulunmadığı, davalı-karşı davacıya ait "ÜMRAN LAZER" markasının tescil başvuru tarihinden çok önce, 2006 yılından bu yana "ÜMRAN" markasını kullanan davacı-karşı davalının markaya 44. sınıf kapsamındaki mal ve hizmetler için ayırt edici nitelik kazandırdığı, tanınır ve bilinir hale getirdiği, gerçek hak sahibinin davacı-karşı davalı olduğu, her iki markanın esas unsuru olan "ÜMRAN" ibaresinin 6769 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde tanımlandığı gibi halk tarafından karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer oldukları, bu durumun da 6769 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükümsüzlük nedeni olduğu anlaşılmakla, asıl davanın kabulüne, davalı-karşı davacı adına tescilli 2014/81907 numaralı "ÜMRAN LAZER" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece alınan bilirkişi raporuna itiraz edilmesine rağmen yeniden bilirkişi incelemesi yapılmadan hüküm kurulduğunu, davacı-karşı davalı şirketin tek ortağı ve sahibi konumundaki kişinin, müvekkilinin eski çalışan doktoru olduğu ve kötü niyetli olduğunun dikkate alınmadığını, başkasının markasından haksız yararlanma düşüncesiyle yapılan tescillerin kötü niyetli olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda ÜMRAN markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun tespitine rağmen sonrasında markanın kullanılmadığı ve sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığından bahisle hükümsüzlük kararı verilmesinin hatalı olduğunu, sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşmesi için, haberdar olma koşulu, sessiz kalma koşulu, süre koşulu ve iyi niyetli olma koşulunun gerçekleşmesi gerektiğini, davacı/karşı davalının kötü niyetinin açık olmasına karşın yargılamada bu hususa değinilmemiş olmasının kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, davacı-karşı davalının markasının tescili esnasında müvekkilinin tescilini ve önceye dayalı hak sahipliğini bilecek durumda olmadığının iddia edilemeyeceğini, ÜMRAN LAZER markasının tescil tarihinin 2014 yılı olup aktif şekilde müvekkili tarafından kullanıldığını, mahkemenin hangi zaman diliminden itibaren sessiz kalındığına dair açıklama sunmadığını, müvekkilinin markasının 2014 yılından itibaren tescilli olduğunun ve 2017 tarihli tescilli markasıyla iltibas eden tarafın da gözardı edildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı-karşı davalı tarafça ÜMRAN markasının "ÜMRAN DİSPANSERİ", "ÜMRAN TIP MERKEZİ", "ÜMRAN SAĞLIK DİSPANSERİ", "ÜMRAN POLİKLİNİĞİ" ibareleri ile 1999 yılından itibaren aralıksız olarak kullanıldığı, davacı-karşı davalının kullanımı yönünden 62 adet belge ibraz edildiği, davalı tarafça ibraz edilen 20.12.1995 tarihli fatura da "... ÜMRAN DİSPANSERİ", 17.06.1996 tarihli fatura da "... ÜMRAN SAĞLIK DİSPANSERİ" ibarelerinin bulunduğu anlaşılıyorsa da, 1996 yılından itibaren ÜMRAN ibaresinin markasal kullanımının ispatlanamadığı, tanık beyanlarından davalı Vakfın sağlık hizmeti sunmak üzere sağlık merkezi kurmuşsa da, müfettişlerce yapılan denetim neticesinde tesisin devredildiğinin anlaşıldığı, davalı-karşı davacının tescilli markayı 2017 yılında dava dışı Tasfiye Halinde Nükleer Tıp Sağlık Hizmetleri...Ltd. Şti.'den devraldığının anlaşıldığı, davalı-karşı davacı şirketin markayı sağlık hizmetlerinde ilk olarak kullanımı 1995 yılına dayanıyorsa da, 1996 tarihinden dava tarihine kadar kullanmadığı, davacının 1999 tarihinden itibaren marka kullanımına da aradan geçen 5 yıldan fazla süre içerisinde itiraz etmediği, niza çıkarmadığı, davacının markasına yatırım yapmasına, markasını ayırt edici hale getirmesine bunca yıl sessiz kaldıktan sonra dava açmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralına aykırı olduğu ve hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, davacı-karşı davalının kötü niyetli olduğuna yönelik iddianın ise ispatlanamadığı, davalı-karşı davacının markanın kullanımını terk ederek piyasaya bırakması üzerine, davacı tarafça kullanılmaya başlanmasının kötü niyetli olduğunun ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davalı-karşı davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı-karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İstinaf Mahkemesi gerekçesinin dosya kapsamındaki maddi vakıalarla örtüşmediğini, Yerel Mahkeme gerekçesiyle çeliştiğini, 2006 yılından sonraki marka kullanımları da müvekkilinin izniyle oluşmuş olup müvekkilinin markayı terk etmediğini, sessiz kalma nedeniyle hak kaybı gerçekleştiği gerekçesinin hatalı olduğunu, marka kullanımına izin verilen bir kişiyle niza çıkarmayı gerektirecek bir durumun olmadığını, sesiz kalındığı düşünülse dahi mahkemece davacının tescilsiz kullandığı dönem göz önüne alınarak süre hesabı yapılmış olmasının hatalı olduğunu, davacı dayanak markasının hükümsüzlüğü talebiyle açılan davanın bekletici mesele yapılmamasının hatalı olduğunu, uzman raporu ile bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilmeden davanın reddine karar verilmesi de adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Asıl ve karşı dava marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı-karşı davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.