İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince nitelikli yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2018 tarihli ve 2017/342 Esas, 2018/85 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında; nitelikli yağma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 19.06.2020 tarihli ve 2019/2564 Esas, 2020/996 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan mağdur vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Katılan Mağdur Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Mağdurun çelişkili beyanlarına dayanılarak karar verildiğine,
2. Sanık hakkında mahkûmiyete yeter nitelikte delil bulunduğuna, bu nedenle verilen beraat kararının yasaya aykırılığına,
İlişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Suça sürüklenen çocuk hakkında suç tarihinde açık kimliği tespit edilemeyen ve bu nedenle hakkında hazırlıkta evrakı tefrik edilen faili meçhul kişi ile birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde gündüzleyin saat 14.00 sıralarında yolda yürümekte olan mağduru durdurarak oyalayıp cep telefonunu almak istedikleri sırada mağdurun direnmesi üzerine onun kulağına vurmak suretiyle doktor raporunda belirtildiği şekilde basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladıkları ve cep telefonunu aldıkları iddiası ile nitelikli yağma suçundan kamu davası açılmış ise de, suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda suçu kabul etmeyen aksi savunması ve bu savunmasını doğrular nitelikte mağdurun her ne kadar hazırlıkta fotoğraf teşhis tutanağından teşhis ettiği suça sürüklenen çocuğu duruşmada teşhis edememesi ve kendisini yağmalayan kişinin suça sürüklenen çocuk olmadığına ilişkin açık, net, samimi beyanı, mağdurun babası olan şikâyetçi ...'un da yine bu konuda samimi ve herhangi bir kimse veya konudan etkilenmediğine ilişkin samimi beyanı, fotoğraf teşhis tutanağının bu anlamda açık ve sarih olmaması, suça sürüklenen çocuğun belirleyici özellik olarak belirtmiş olduğu diş çekimine ilişkin beyanının da cezaevinden sorulması neticesinde doğru olduğuna ilişkin yazı örneği dikkate alındığında, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı nitelikli yağma suçunu işleyip işlemediği hususunda şüphe bulunduğu, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın üzerine atılı nitelikli yağma suçunu işlediği sabit bulunmadığından 5271 sayılı Yasa'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine, karar verildiği anlaşılmıştır.
2. Kolluğun fotoğraftan teşhis tutanağında suça sürüklenen çocuğun mağdur tarafından teşhis edildiği görülmektedir.
3. Mağdur duruşmada alınan beyanında, "Ben bu konuda önceki beyanlarımı tekrar ederim, olay günü ben okuldan 10-15 dakika geç çıktım, eve gidiyordum, yanıma biri geldi, kolunu omzuma atarak benden bana bir çocuk ismi söyledi, tanıyıp tanımadığını sordu, ben tanımadığımı söyledim, sonra beni tam tersi istikametine doğru götürmeye başladı, öncek şüphelenmedim, daha sonra gittiğimiz yönde başka bir şahsın beklediğini görünce korktum, geri dönmek istedim, ancak şahıs bana bir şey yok, sen benim kardeşimsin dedi, diğer sanığın yanına varmamızla beni oraya götüren şahsın bana bağırması bir oldu, bana bir kız ismi söyleyerek bunu tanıyıp tanımadığımı sordular, şu an o ismi hatırlamıyorum ve tanımadığımı söyleyince telefonumu istedi, ordan bakacağını söyledi, ben telefonu çıkardığımda beni oraya götüren şahıs kulağıma vurdu, canım çok yandı, ben caddeye doğru gittim, orada yanıma bisikletli bir şahıs gelerek bana yardımcı olmak istedi, ben ona olayı anlattım, o da parka gidip baktı ancak orada kimsenin olmadığını söyledi, ben de ağlayarak eve gittim, şu an huzurda gördüğüm şahıs bana o gün saldıran şahıs değildir, bana saldıranlardan biri şu an huzurda bulunan sanıktan daha zayıf ve daha uzundu, zaten diğer sanık kısaydı, olaydan sonra polis memurları babamın telefonuna bir fotoğraf yollamışlardı, o zamanda teşhisimi tam olarak yapamamıştım, sadece benzediğini söylemiştim, polisler geldiğinde de sanırım bu dedim, imza attım, şu an huzurda bulunan sanık bana saldıranlardan birisi değildir, önceki beyanımda sanığın ön dişlerinden birinin çok az kırık olduğunu söylemiştim, şu an huzurda bulunan sanığın ön dişinden birisi yoktur, önceki beyanımda kastettiğim şey bu değildir, demiştir.
4. Suça sürüklenen çocuğun aşamalarda inkara dayalı savunmaları mevcuttur.
5. Suça sürüklenen çocuğun belirleyici özellik olarak belirtmiş olduğu diş çekimine ilişkin beyanının da cezaevinden sorulması neticesinde gelen yazı örneği dosya arasındadır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen Olay ve Olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı incelendiğinde mağdurun iddiasını destekleyecek görgü tanığı ve yahut sanık aleyhine her hangi bir delil mevcut değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığından yerel mahkemece 5271 sayılı Yasa'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 19.06.2020 tarihli ve 2019/2564 Esas, 2020/996 Karar sayılı kararında katılan mağdur vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanunun 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
19.02.2024 tarihinde karar verildi.