Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı 3. kişi vekili, 4.07.2014 tarihinde müvekkili şirketin iş yerinde haciz yapıldığını, müvekkili şirketin ... Petrolün bayisi olduğunu, ... lisansı bulunduğunu, haczedilen mazot, benzin ve LPG'nin müvekkil şirkete ait olduğunu açıklayarak istihkak davasının kabulüne, haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacı 3. kişi ile davalı borçlu arasında organik bağ bulunduğunu, muvazaalı işlem yapıldığını, faturaların her zaman düzenlenebileceğini, davacı 3. kişi şirketin telefon numarasının, davalı borçlu şirketin telefon numarası olduğunu davanın reddi ile tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı 3. kişinin davalı borçludan işyerini işçisi ve telefonu ile birlikte devir aldığının belirlendiği, devrin de İİK'nun 44. maddesine göre usulüne uygun yapılmadığı, Borçlar Kanunu'nun 179./202. maddesine göre devralanın sorumluluğunun kalkmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Mahkemece, davacı 3. kişinin borçludan haciz yapılan işyerini devraldığı kabul edilmiş ise de, devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvaazalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır. Muvazaa iddiasının bulunmaması halinde alacaklının, tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanı bulunduğu gibi, TBK ve TTK hükümlerine göre açılacak davalarda da devri yargılama konusu yapabilir.
Ayrıca, İİK'nun 44.maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi işletmenin devrini sakatlamaz. Anılan hükmün yalnız cezai yaptırımı vardır. (İİK 337/a md) Aktiflerin devredenin malvarlığından çıkmamış kabul edilmesini, yani haczedilmesini sağlayacak tek yol, muvazaanın iddia ve ispat edilmesidir.
Bu bilgilere göre, temyize konu olayda, davacı 3. kişi ile borçlu arasında danışıklı işlem olduğu davalı alacaklı tarafından iddia edilmesine rağmen, devir iddiasında bulunulmamıştır. Bunun yanında,davalı alacaklı muvazaa iddiasını da ispatlayamamıştır.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.