İstinaf başvurusunun esastan reddi
Taraflar arasındaki bitkisel ürün sigortası poliçesinden kaynaklı alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kendisine ait olan Adıyaman ili, Gölbaşı ilçesi, ... köyü 118 ada 5 parsel numaralı taşınmaza 21.03.2017 tarihli 8424647 poliçe numarası ile ağaç başı 9 kg verim üzerinden ve kilogram fiyatı 10,00 TL'den olmak üzere doğal afetlere karşı sigorta yaptırdığını, bölgede 23.04.2017 tarihinde yaşanan fırtına sonucunda müvekkilinin bahçesinde büyük oranda hasar meydana geldiğini, 24.04.2017 günü davalıya ihbarda bulunulması üzerine 27.04.2017 tarihinde gelen eksper tarafından sigortalı alandaki teminat kapsamında hasar oranının sıfır olarak belirlendiğini, 30.03.2017 günü meydana gelen şiddetli dolu yağışının sebep olduğu zarar için ise 31.03.2017 tarihinde hasar kaydının oluşturulduğunu, gelen ekspertiz tarafından hasarın oluşmadığı yönünde raporun tutulduğunu, müvekkiline ait bahçenin durumunun Gölbaşı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/8 D. İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini, yaşanan fırtına ve şiddetli dolu yağışı sonucunda müvekkiline ait badem bahçesinde büyük oranda zarar meydana geldiğinin belirlendiğini, müvekkilinin zararının sigorta teminatı kapsamında olduğunu ileri sürerek, doğal afet sonucu müvekkilinin uğramış olduğu zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili 23.01.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, dava dilekçesi ile talep ettikleri alacak kalemlerinin 21.11.2019 günlü bilirkişi raporu doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplamda 162.296,00 TL artırarak 163.296,00 TL üzerinden tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 21.03.2017 tarihli poliçenin sigorta bedelinin sigortalının beyanları doğrultusunda oluşturulduğunu, dolu hasarı olduğu iddia edilen tarihte poliçe teminatının başlamadığını, davacının dava konusu poliçe için ilk olarak 30.03.2017'de dolu hasarı olduğu gerekçesi ile 31.03.2017 tarihinde hasar ihbarında bulunduğunu, ihbar üzerine görevlendirilen ziraat mühendisi eksperler tarafından yapılan aynı günlü hasar tespit çalışmasında, badem ürünlerinin tomurcuk patlaması evresinde olması nedeni ile henüz poliçe teminatının başlamadığının tespit edildiğini, genel şartlarda düzenlendiği üzere badem ürününde poliçe teminatının başlaması için ürünlerin açıklanan şekilde çiçeklenme evresinde olmasının gerektiğini, kabul manasına gelmemek üzere poliçe teminatının başlamamış olmasının yanı sıra ürünlerde herhangi bir dolu hasarı emaresinin tespit edilemediğini, poliçe teminatı başlamadığından davacının dolu hasarına ilişkin haksız talebinin reddinin gerektiğini, davacının 23.04.2017 tarihinde fırtına hasarı olduğu gerekçesi ile 24.04.2017'de hasar ihbarında bulunduğunu, ihbar üzerine görevlendirilen ziraat mühendisi eksperlerin 27.04.2017 günü yaptıkları incelemede ise ürünlerde fırtına etkisi ile oluşacak dal/dalcık kırılmaları, çiçeklerde dökülmeler vs. gibi etkilerin tespit edilemediğini, dava konusu sigortalı ürünlerde teminat dahilinde dolu ve fırtına hasarı bulunmadığından müvekkili şirketin hiçbir tazminat ödeme borcunun olmadığını, değişik iş dosyasında hazırlanan tespit raporunu kabul etmediklerini, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre davalının yokluğunda yapılan, davalı tarafından kabul edilmeyen tespit raporlarının hükme esas alınamayacağını ve davalı aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceğini, tazminatın hesabının mevzuata uygun olarak yapılması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda, dava ve ıslah dilekçeleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili kurumun hiçbir tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, sigortalı ürünlerde fırtına hasarı olmadığının deliller ile sabit olduğunu, hasar tespit incelemelerinde hiçbir hasar emaresinin bulunmadığının fotoğraflarda açıkça görüldüğünü, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında delillerinde fırtına hasarı olmadığının anlaşıldığının ifade edilmesine rağmen ısrarla davacının aylar sonra tek taraflı olarak aldırdığı değişik iş tespit raporunun esas alındığını, davacının 23.04.2017'de fırtına hasarı olduğu gerekçesi ile 24.04.2017 tarihinde hasar ihbarında bulunduğunu, hasar ihbarı üzerine görevlendirilen ziraat mühendisi eksperlerin 27.04.2017 tarihinde hasar tespit çalışması yaptıklarını, hasara ilişkin yapılan incelemede ürünlerde fırtına etkisi ile oluşacak dal/dalcık kırılmaları, yapraklarda yırtılma, çiçeklerde dökülmeler vs. gibi etkilerin tespit edilemediğini, bu durumun ziraat mühendisi eksperler tarafından rapor ve fotoğraflar ile kayıt altında alındığını, ürünlerde fırtına hasarı olmadığının deliller ile sabit olduğunu, hükme esas alınan raporun 3 üncü sayfasında "Ağaç dallarındaki meyve tutumunu gösteren resimlerde kesinlikle fırtına ve dolu zararı olmadığı görülmektedir. Bahçedeki ağaçların gayet sağlıklı, yaprakların canlı ve sağlam, meyve tutumunun gayet iyi ve meyveler üzerinde herhangi bir dolu zararının olmadığı net bir şekilde görülmektedir." görüşünün yer aldığını, daha sonra eksperler tarafından ağaçların altının çekilmediğinden bahisle, davacının tek taraflı olarak aldırdığı değişik iş tespit raporunu daha "tarafsız" bulup tespit raporu üzerinden tazminat hesabı yapıldığını, değişik iş tespit raporunun aylar sonra alındığını, davacının beyanları üzerinden oluşturulduğunu, yokluklarında yapılan keşfe dayanan yarım sayfadan ibaret taraflı bir rapor olduğunu, aylar sonra yapılan incelemeyle fırtına hasarı olup olmadığının tespit edilemeyeceğini, dolu hasarı olduğu iddia edilen tarihte poliçe teminatının başlamadığını, davacının dava konusu poliçe için ilk olarak 30.03.2017'de dolu hasarı olduğu gerekçesi ile 31.03.2017 tarihinde hasar ihbarında bulunduğunu, ihbar üzerine görevlendirilen ziraat mühendisi eksperler tarafından 31.03.2017 tarihinde hasar tespit çalışması yapıldığını, yapılan çalışmada, badem ürünlerinin tomurcuk patlaması evresinde olduğunun ve bu nedenle henüz poliçe teminatının başlamadığının tespit edildiğini, genel şartlarda düzenlendiği üzere badem ürününde poliçe teminatının başlaması için ürünlerin açıklanan şekilde çiçeklenme evresinde olmasının gerektiğini, kabul manasına gelmemek üzere poliçe teminatının başlamamış olmasının yanı sıra ürünlerde herhangi bir dolu hasarı emaresinin tespit edilemediğini, davacının 23.01.2020 tarihli ıslah talebinin zamanaşımın yönünden reddinin gerektiğini, ıslah talebine yaptıkları itirazların yerel mahkemece dikkate alınmadığını, davacının davasını açmadan önce değişik iş tespit raporuyla iddia ettiği alacağını 259.200,00 TL olarak net bir şekilde belirlemiş durumda olduğunu, davanın belirsiz alacak türünde açılabilmesi için dava açacağı miktarın ya da değerinin tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesinin mümkün olmaması ya da bu objektif olarak imkansız olması olduğunu, açılacak davanın miktarı biliniyor ya da tespit edilebiliyorsa, böyle bir davanın açılamayacağını, genel şartların ilgili maddesinde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarından da anlaşılacağı üzere poliçe ile ilgili alacak taleplerinin en erken hasat tarihinde muaccel olduğunu, davaya konu 8424647 numaralı poliçedeki hasat tarihinin 28.09.2017 olduğunu, poliçeden doğacak olan alacakların hasat tarihinde muaccel olacağından dava zamanaşımının en geç 28.09.2019 tarihinde geçmiş bulunduğunu, dava açıldığında zamanaşımının sadece talep edilen kısım için kesilmiş olacağından davacının ıslah dilekçesiyle talep ettiği fazlaya ilişkin kısım için zamanaşımının geçmiş bulunduğunu, davacının 23.01.2020 tarihli ıslah talebinin zamanaşımının geçmesinden sonra yapılması nedeni ile ıslahın reddinin gerektiğini, poliçe teminatı kapsamında hasar oluşmadığından müvekkili kurumun hiçbir tazminat ödeme yükümlülüğünün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile bakılması doğru olmamış ise de mahkemenin yargı çevresinde müstakil Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmadığından, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, Asliye Hukuk Mahkemesince davaya devam edilmesi ve görevsizlik kararı verilmemesi gerektiği açıkça öngörüldüğünden, bu davaya Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, karara esas alınan bilirkişi heyeti raporunun denetime açık, karar vermeye elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte ve dosya kapsamına uygun görüldüğünden İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne dair kararının yerinde olduğu, her ne kadar davalı vekilince istinaf başvurusunda ıslah edilen kısım yönünden davanın zamanaşımına uğradığı iddia edilmiş ise de davacı vekilinin davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesinde yer alan belirsiz alacak davası olarak kabulünün gerektiğinden, zamanaşımı definin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebep ve gerekçelerle hükmün bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, TARSİM Devlet Destekli Bitkisel Ürün Sigortaları Poliçesi'nden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Buna karşılık alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmî dava denir. Bir davanın kısmî dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Başka bir anlatımla bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen alacağın bir kesimi için açılan dava "kısmi dava" olarak adlandırılır. Kısmî dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmî dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise bu husus, davanın kısmî dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2021/9-660 E., 2022/1574 K.; 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K.; 02.03.2016 tarihli ve 2014/15-439 E., 2016/207 K. sayılı ilamları).
Tüm bu açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkiline ait bahçenin durumunun Gölbaşı Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/8 D. İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini, yaşanan fırtına ve dolu yağışı sonucunda bahçede büyük oranda zarar meydana geldiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Görüldüğü üzere davacı vekilince davanın belirsiz alacak davası olarak ya da 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesine göre açıldığına dair herhangi bir beyanda bulunulmaksızın fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 1.000,00 TL üzerinden 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak açıldığı, bilahare bilirkişi raporu sonrasında saklı tutulan kısmın ıslah yoluyla arttırıldığı anlaşılmıştır.
Kısmi davada, dava tarihinde; ancak dava konusu yapılan miktar bakımından zamanaşımı kesileceğinden zamanaşımı sürelerinin hesabında dava ve ıslah tarihlerinin dikkate alınması gerekir. Bu durum karşısında, olayın 30.03.2017 ve 23.04.2017 tarihlerinde meydana geldiği, davanın 08.08.2017 günü açıldığı, ıslah talebinin ise 23.01.2020 tarihinde yapıldığı, davanın kısmi dava olduğu ve 6102 sayılı Kanun'un 1420 nci maddesinde belirtilen süreler ile davalının usulüne uygun ve süresinde yaptığı zamanaşımı def'i birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, dava türünün belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi sureti ile isabetli olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.