Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili ile davacı asil tarafından ayrı ayrı dilekçelerle temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde, 386 ada 2 parsel sayılı 811,00 metrekare yüzölçümlü taşınmazın müvekkiline ait olup üzerinde de müvekkiline ait evin bulunduğunu, vekil edenine ait taşınmazın güneydoğusunda yer alan ve üzerinde ev bulunan 386 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalılardan ...’a ait olduğunu, vekil edeninin dava konusu taşınmazının batısında yer alan ve üzerinde ev bulunan 386 ada 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazların ise davalılardan ...’a ait olduğunu, davalılardan ...’ın, müvekkilinin dava konusu taşınmazının güneydoğusundaki sınırdaş taşınmazında bahçe duvarı yapmak suretiyle müvekkilinin taşınmazına yaklaşık 2,5 metrekare kadar alanda haksız müdahalede bulunduğunu, diğer davalı ...’un ise vekil edeninin dava konusu taşınmazının batısındaki sınırdaş taşınmazında biriket yapı duvarı yapmak suretiyle yaklaşık 10,00 metre uzunluğunda ve 50 santimetre genişliğinde toplam 5,00 metrekare dolayında müdahalede bulunduğunu, müvekkilinin davalılara haksız müdahalelerini sonlandırmaları yönünde yaptığı uyarıların sonuçsuz kaldığını açıklayarak, müvekkiline ait 386 ada 2 parsel sayılı taşınmaza davalılardan ...’ın biriket bahçe duvarı yapmak suretiyle yaptığı müdahalenin men’ini ve biriket duvarın kal’ini; yine davalılardan ...’un ise biriket yapı duvarı örmek suretiyle yaptığı müdahalenin men’ini ve ve biriket duvarın kal’ini talep etmiştir.
Davalılardan ... cevap dilekçesinde, davacının taşınmazına herhangibir duvar tecavüzünün bulunmadığını, kendi taşınmazında 33 yıldır oturduğunu ve davacı tarafça müdahaleli olduğu iddia edilen ihata duvarının da 26-27 yıllık bir yapı olup bu yapının davacının taşınmazına müdahaleli olamayacağını, şayet böyle bir müdahale mevcut ise de bunun kadastro müdürlüğü çalışmalarındaki hatalı ölçüm nedeniyle olabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan ... ise yasal süresi geçtikten sonra sunduğu cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine; hükme karşı davacı vekili ve davacı asil ayrı ayrı sundukları dilekçelerle temyiz talebinde bulunmuşlardır.
Dava, çaplı taşınmazda mülkiyet hakkına dayanan elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine dayanmaktadır.
TMK’nin 718. maddesinde, “Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.
Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar girer.” şeklinde düzenleme mevcuttur.
TMK’nin 683. maddesinde ise “ Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur
Somut olayda, Mahkemece dava konusu taşınmazın bulunduğu mahalde, 08.05.2014 tarihinde yapılan keşif neticesinde alınan 13.05.2014 düzenleme tarihli asıl fen raporu ve 24.04.2015 düzenleme tarihli ek fen raporunda davalıların, davacının 386 ada 2 parsel sayılı taşınmazına müdahaleleri tespit edildiğine ve 24.04.2015 tanzim tarihli ek fen raporuna ekli krokide davalılardan ...’ın, davacının 386 ada 2 parsel sayılı taşınmazına müdahalesinin A harfi ile işaretli, kırmızı renkle boyalı ve 8,857 metrekare yüzölçümlü olarak gösterildiğine, diğer davalı ...’un ise davacının 386 ada 2 parsel sayılı taşınmazına müdahalesinin B harfi ile işaretli, yeşil renkle boyalı ve 2,681 metrekare yüzölçümlü olarak gösterildiğine göre, davacının talebi göz önüne alınarak anılan raporlardaki müdahaleli kısımlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ve davacı asilin ayrı ayrı yapmış oldukları temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.