Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14/09/2017 tarih ve 2014/826 E- 2017/560 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin Esastan ReddiNE dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 30/05/2018 tarih ve 2017/1025 E- 2018/518 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından duruşmalı istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.02.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ..., davalılardan T.Garanti Bankası A.Ş vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin T.C. ve Suudi Arabistan vatandaşı olup, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde faaliyet gösteren bir işadamı olduğunu, Suudi Arabistan'da FAİSAL ALSAADAWY ismini kullandığını, müvekkilinin davalı bankanın Sarıyer Şubesi'nde FAİSAL ALSAADAWY ismi ile 15.09.1997 tarihinde, ...numaralı USD hesabı açtırmış olup, hesap hareketlerinde de hesap kullanıcısının FAİSAL ALSAADAWY olarak belirlendiğini, müvekkilinin bu hesabı elde etmiş olduğu birikimlerini depolamak amacıyla açtığını, ancak belirli zamanlarda hesap üzerinde işlemler yaptığını, kendisi için yurt dışına havaleler gerçekleştirdiğini ve bazı borç verme işlemleri yaptığını, müvekkilinin, hakkında tefrik kararı verilen ... isimli şahısla 20 yılı aşkın zamandır tanıştığını, bu süre zarfında bu şahsın, müvekkilinde uyandırdığı güven duygusu ile müvekkilinin birçok işlerini, yine müvekkilinden aldığı vekaletnameler uyarınca sevk ve idare ettiğini, ancak adı geçen şahsın müvekkile karşı çok ciddi ve kötüniyetli suistimal fiilleri işlediğini, adına kayıtlı olan ve çok değerli gayrimenkulleri müvekkilin bilgisi dışında sattığını, oturduğu ev tapusunu haksız olarak ele geçirerek borçlandığını ve evin icra marifetiyle satılmak üzere olduğunu 2009 yılı Haziran ayları başında öğrendiğini, bu tarihten sonra işbu şahıs aleyhine çok sayıda alacak ve tazminat davası ikame ettiği gibi, birçok suçlama ile ilgili olarak da şikayetçi olduğunu, müvekkilinin karşı karşıya kaldığı hukuksuz davranışları öğrendikten sonra davalı bankanın Sarıyer şubesine giderek hesabını kontrol ettiğinde kendisine hesabında para olmadığının söylendiğini, bunun üzerine hesap hareketlerinin talep edildiğini, yapılan inceleme sonrasında ödemelere ilişkin olarak hazırlanan talimatların sahte olduğunu, müvekkili tarafından imzalanmadığını ve hesabından bulunan paraların davalı bankanın kusurlu davranışları sebebiyle, Uğur Batur’un hesaplarına havale edildiği veya ödendiğinin tespit edildiğini, müvekkilinin bilgisi dışında ve sahte talimatlar kullanılarak yapılan ve müvekkilinin zarara uğradığı işlemlerin toplamının 858,000,00 USD olduğunu, işlemlere ilişkin müvekkilinin teyidinin alınmadığını, davalı banka ve çalışanlarının basiretli bir tacir gibi davranmayarak mevcut zararın oluşmasına sebebiyet verdiklerini, talimat evraklarındaki yazıların ve atılan imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin talimatla para çekilmesine veya transfer edilmesi işlemine ilişkin olarak belge düzenlemediğini, davalı bankanın işleme esas aldığı talimatların sahte olduğunu, banka işlemlerine esas olacak bir vekaletnamenin ise olmadığını, bankanın usulsüz işleme itibar ettiğini, gerekli araştırmayı yapmadığını ve müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek, 858.000,00 USD alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmin ve tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili banka arasında Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi imzalandığını ve kendisine hesap açıldığını, davacının açtığı hesabından para çekme, yurt dışına havale ve virman gibi işlemler yaptığı gibi talîmatlı işlemler de yaptığını, müşteri tarafından verilecek talimatların bizzat şubeye gelinerek verilebileceği gibi, faks veya başkaca bir iletişim aracı ile de iletilmesinin mümkün olduğunu, nitekim sözleşme uyarınca fax talimatı ile işlem yapılması mümkün olup, davacı tarafından bu kapsamda 2001 yılından 2006 yılına kadar itiraz edilmeyen birçok işlem bulunduğunu, bu kapsamda tamamı aynı şekilde gerçekleştirilen bir kısım işlemlere itiraz edilmezken, bir kısmına itiraz edilmesinin kötüniyetli olduğunu, tüm işlemlerin davacının talimatına istinaden ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini, işlemlerde kendisinden gerekli teyitlerin alınmış olup, hukuka aykırı bir husus olmadığını, zira davacının itiraz ettiği işlem tarihleri arasında bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmiş ve itiraz konusu olmayan birçok işlem olduğunu, itiraz edilen işlemlerden sonra bizzat kendisince şubeden gerçekleştirilen işlemler bulunduğu ve bu işlemler sırasında hiçbir itiraz ileri sürülmemiş olduğu sabit olmakla, davacının hesabına ve hesap bakiyesine vakıf olduğunun tartışmasız bulunduğunu, hesabından bizzat kendisince yapılan son işlemden yıllar sonra ileri sürülen iddiaların iyi niyetten ve somut maddi gerçeklikten uzak olduğu gibi, davacının bilgisi dahilinde olan ve kendi icazeti çerçevesinde gerçekleştirilen işlemler hakkında, diğer davalı ile arasındaki nedenini bilmedikleri sorunlardan ölürü itiraz edilerek haksız surette menfaat temin edilmeye çalışıldığını, itiraza konu işlemlere benzer şekilde işlemlerin yapılmasına rağmen bu işlemlere itiraz edilmemesi halinde bu yönde bankaya güven verildiğinin, itiraza konu işlemlerden sonra işlemlere itiraz ileri sürülmeksizin devam edilmesi halinde itiraz konu işlemlere icazet verildiğinin, ayrıca aradan bunca bir süre geçmesine rağmen iradesi dışında yapıldığı iddia edilen işlemlerden haberdar olunmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabulü gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 15/09/1997 tarihinde davalı bankada mevduat hesabı açmış olup, vekalet verdiği ... tarafından yapılan işlemlere icazet verdiği, ayrıca 2006 tarihinde de kendisinin bankadan para çekme işleminde bulunduğu, davanın aradan 13 yıl geçtikten sonra 19/04/2010 tarihinde açıldığından MK’nın 2 maddesinin de nazara alındığı gerekesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ilk derece mahkemesince davacı ile hakkındaki dava tefrik olunan ...'un bir dönem aynı şirketin ortağı oldukları, davacı tarafından geniş yetkiler içeren vekaletnamelerle de vekil tayin ettiği anlaşılan ... tarafından 2001-2006 yılları arasında davacının dava konusu yaptığı işlemlere itiraz edilmediği, usulsüz işlemler yapıldığı iddia edilen (22.08.2001-11.08.2006 tarihleri arasında) bizzat davacı tarafından da bu süreçte birçok işlemler yapılıp, son olarak hesabın 06.11.2006 tarihinde davacı tarafından yapılan para çekme işlemi ile sıfırlandığı, davacı tarafından davanın, dava konusu yapılan ilk işlem tarihinden 9 yıla yakın bir süre geçtikten sonra 19.04.2010 tarihinde açıldığı, dava konusu yapılan işlemlerin tutarları da gözetildiğinde, davacı ile davalı arasında işlemlerin yapılış şekline ilişkin teamülün oluştuğu, işlemlerin yapılış süreci, davacının ticari hayattaki konumu ve tecrübesi de dikkate alındığında sahte olduğunu iddia ettiği ve oldukça yüksek tutarlı işlemlerde bilgi sahibi olmamasının taraflar arasındaki ilişkiye ve hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu, bu durumda davacının bir dönem şirket ortaklığı da kurduğu ve geniş yetkilerle vekil tayin ettiği anlaşılan ... tarafından bilgi ve onayı dışında yapıldığını ileri sürdüğü işlemlere zımnen icazet verdiğinin kabulü yönündeki ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Bankaya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 20/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.