Dava, tasarrufu teşvik kesintileri nedeniyle çıkarılan ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; dava dışı ticaret sicilinden terkin edilen ... Meşrubat ve Gıda Sanayi Ticaret Limited şirketinin 1996/4-12,1997/1-12 döneminde tasarrufu teşvik kesintisi borcu nedeniyle tasfiye memuru davacı hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, 2002/773 sayılı takip dosyasından 13.02.2010 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş olup, 6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesi uyarınca, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılan iş bu dava ile, ödeme emrinin iptal edilmesi istenmiştir.
Mahkemece, 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olması gözetilerek davacının borçlu olmadığının tespitine ve ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun 4 üncü maddesi hükmüne göre işverenler; işçilerin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileriyle sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankası’nda işçiler adına açtıracakları “Tasarrufu Teşvik Hesabına” yatırmakla, Sosyal Sigortalar Kurumu da aynı Yasanın 7 nci maddesi hükmü kapsamında; işverenlerin ücretlerden yapacakları tasarruf kesintileriyle sağlayacakları işveren katkılarını 4 üncü maddede belirtilen süreler içinde ilgililerin banka hesaplarına yatırmamaları halinde yatırılması gereken miktarları re’sen ya da ilgililerin başvurusu üzerine 506 sayılı Kanunun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri çevresinde gecikme zammıyla birlikte işverenden tahsil yükümlendirilmiştir.
3417 sayılı Kanun, 29.03.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarının Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanunun 10. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. 4853 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde; “3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalarla icra takipleri hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı, 8 inci maddesinde;“3417 s. kanun hükümlerine göre, ücretlerden yapılması gereken tasarruf kesintileriyle katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan işverenlerden; yatırılması gereken miktarlarla gecikme zammı, resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılır.
3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileriyle Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumlu olacakları...” hükmü öngörülmüştür.
Çalışanların ücretlerinden yapılması gereken tasarruf kesintileriyle katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan hesaplara yatırılmaması halinde Kurum, 506 sayılı Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri uyarınca tahsil yükümlü kılınmıştır. 3417 ve 4853 sayılı Kanunlar uyarınca tasarrufu teşvik alacaklısına sağlanmaya çalışılan güvence; işveren karşısında güçsüz konumda bulunan çalışanın, belirtilen kesinti, katkı payı ve nema toplamı yönünden oluşan alacağını kamu alacağı seviyesine çıkarılarak, onun 6183 sayılı Kanun uyarınca davalı Kuruma tanınan olağanüstü takip ve tahsil yollarından yararlandırılması sağlanmıştır. çalışanların zorunlu olarak tasarrufa teşvik edilmesi ve bu tasarrufların değerlendirilmesi kapsamında oluşan hukuksal ilişkinin borçlusu işverendir. Davalı Kurum, borç ilişkisinden doğan edimi ifayla yükümlü olan, kendisinden edimin ifası istenen kişi konumunda bulunmayıp, 4853 sayılı Kanundan doğan yükümlülüğün kapsamı; sigortalı nam ve hesabına tahsilden ibaret olup, mevzuatında öngörülmemesi karşısında, Kuruma verilen bu görev ve yetki aynı zamanda müteselsil borçluluğu kapsamamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.05.2007 tarih 2007/21-228 Esas 247 Karar sayılı kararları)
3417 sayılı Kanunla çalışanların tasarruflarının artırılması amacı güdülmüş; bu nedenle çalışanların aylık veya ücretlerinden belirli oranda kesinti yapılması, Devlet veya işverenlerin bu tasarruflara katkıda bulunması, bunun sonucu toplanacak paraların en iyi şekilde nemalandırılması öngörülmüş, 4853 sayılı Kanun uyarınca da, çalışanların tasarruflarını teşvik hesabının tasfiyesi sırasında hak sahiplerine yapılacak ödemelere ve tasfiye süresince bu paraların değerlerinin korunmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
Tasarrufu teşvik kesintileri ve katkı payları; Kurumun prim ve diğer alacakları kapsamında bulunmadığından, bunların primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil edilecek olması, Kurum alacaklarının tabi olduğu zamanaşımına ilişkin hükümlerin uygulanması sonucunu doğurmayacaktır. Söz konusu alacak, çalışanların alacağı olması bakımından, çalışanların tabi olduğu zamanaşımı süresinin, Kurumun tahsil yükümlülüğünü yerine getirmesinde de gözetilmesi gerekecektir.
Konuyu düzenleyen 3417 ve 4853 sayılı Kanunlarda zamanaşımıyla ilgili özel bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. bu durumda, zamanaşımının genel hükümlere göre belirlenmesi gerekecektir. Bu durumda alacak hakkı, Borçlar Kanununun 125 inci maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan Kanunun 128 inci maddesi hükmü gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimini isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimini ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka ifade ile, söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur.
Çalışanların ücretlerinden yapılan ve ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılması ile hak sahiplerinin mülkiyet alanına geçen tasarruf kesintileriyle katkı paylarının ne şekilde ödeneceği 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarının Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanunun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde de; “ Hak sahiplerine, anapara tutarları 2003 yılı Nisan ayında defaten ödenir. 5 inci madde uyarınca değerlendirilen tutar Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere 2004 yılında dört taksit, 2005 yılında dört taksit ve Mart ve Haziran aylarında olmak üzere 2006 yılında iki taksit olarak toplam on taksitte ödenir. Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan, ödeme tarihlerini bir ay önce veya bir ay sonra olarak belirlemeye yetkilidir. Emeklilik veya ölüm halinde taksitlendirme devam etmez ve ilgililere veya kanuni mirasçılarına kalan tutar defaten ödenir.” hükmü öngörülmüştür. Anılan düzenleme uyarınca, Nisan 2003 ayından itibaren hak sahipleri tasarrufu teşvik hesabından ödeme yapılmasına hak kazanmaktadır. Hal böyle olunca; Kurum yönünden, 10 yıllık zamanaşımı süresinin talep konusu hakkın istenebilir bir konuma geldiği, Nisan 2003 ayından başladığının kabulü gerekmektedir.

Dava konusu somut olayda; ...’nca tahakkuk ettirilen 1996/4-12,1997/1-12 dönemine ait tasarrufu teşvik kesintisi borçları ve gecikme zammı nedeniyle, davacı tasfiye memuruna 13.02.2010 tarihinde tebliğ edilen ödeme emri nedeniyle, Nisan 2003 ayından itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin geçmemiş olduğunun anlaşılması karşısında; Mahkemece; işin esasına girilerek, 6183 sayılı Kanun’un 33. maddesinde yer alan, “Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili tahsil dairelerine bildirmek mecburiyetindedirler.
Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamazlar veya bunlar üzerinde her hangi bir şekilde tasarrufta bulunamazlar. Aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler şahsan ve müteselsilen mesul olurlar. Bu mesuliyet yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemez.
Bunların ödedikleri borçlar için amme alacağı ödenmeden kendilerine dağıtım yapılmış olanlara rücu hakları mahfuzdur.” hükmü uyarınca tasfiye memurunun sorumluluğu irdelenmek suretiyle, hasıl olacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 30.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.