Esastan ret
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş akdinin haksız feshi nedeniyle "Karadere Hazır Beton Asfalt Taşımacılık San. Tic. A.Ş" den olan işçilik alacaklarının tahsili istemi ile açmış oldukları davanın yargılamasının Ankara 3. İş Mahkemesi'nin 2007/994 E. ve 2008/526 K. sayılı dosyası ile sürdürüldüğünü, 06.11.2008 tarihinde hüküm altına alındığını ve temyiz edilmeksizin kesinleştiğini ve alacakların tahsili için borçlu şirket adına başlatılan icra takibinin ise Ankara 26. İcra Müdürlüğü’nün 2013/3809 sayılı dosyası ile yürütüldüğünü, borçlu şirketin 22.5.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğini ve tasfiye memurluğuna ...'un atandığını ve son olarak 30.5.2016 tarihli genel kurulda da şirketin tasfiye kapanışı yapılarak sicil kaydının silindiğini, terkin halindeki borçlu şirketin tasfiye memuru ...'un müvekkilinin Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3809 sayılı dosyası ile takibe konu edilen alacaklarından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541,542,543,544 ve 553 üncü maddeleri kapsamında sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin tasfiyenin kapanışı tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde;davanın zamanaşımı sebebi ile reddi gerektiğini, borçlu şirketin usulüne uygun olarak tasfiye sürecine girdiğini, ilanların yapıldığını, başvuru olmaması sebebi ile 04/08/2016 tarihinde tasfiye edildiğini, ticaret sicile tescil edildiğini, davacının yaptığı icra takibinin takipsiz bırakıldığını, 5 yıl sonra yenilendiğini, akabinde 2015 yılında henüz şirket kapanmamışken yeniden takipsiz bırakıldığını, davalının alacaktan haberdar olmadığını, şirketin mali durumuna göre borcu ödeyecek mali durumunun bulunmadığını, şirketin zararda olduğunu, davacının alacağının imtiyazlı alacak olmadığını, şirketin vergi ve SGK borçlarının fazla olduğunu, müvekkilinin kusurlu bir davranışı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya davacısı tarafından dava dışı Karadere Hazır Beton A.Ş aleyhine Ankara 3. İş Mahkemesinin 2007/994 Esas sayılı dosyasında hizmet akdinin haksız feshi sebebi ile işçi alacaklarına ilişkin dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 06.11.2008 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın kesinleştiği, 20.907,33 TL toplam işçi alacağının tahsili için Ankara 26. İcra Müdürlüğünün 2008/13050 Esas sayılı dosyasında 19.11.2008 tarihinde icra takibi yapıldığı, icra dosyasındaki takibin kesinleştiği, dosyanın takipsiz bırakılması sebebi ile işlemden kaldırıldığı, alacaklı vekilinin talebi üzerine yenilenerek 2013/3809 numarasını aldığı, takip sırasında şirketin tasfiye edildiğinin öğrenildiği, ticaret sicil kayıtlarına göre şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği, 30.05.2016 tarihli genel kurul kararı ile tasfiye kapanışının yapıldığı, ticaret sicile kararın tescil edildiği, bilirkişi raporunda şirket kayıtlarına göre 2008,2009,2010 ve 2011 yıllarında şirketin zarar ettiği, sermayesinin tamamını kaybederek özkaynaklarının negatif olduğu, tasfiye döneminde 468.816,68 TL vergi borcunun bulunduğunun anlaşıldığı,2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları birinci sırada yer alan alacaklar arasında sayıldığı, somut olayda davacının işçi alacağının 2007 yılına dayandığı, şirket tasfiyesinin 2016 yılında tamamlandığı, buna göre 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan birinci sıradaki alacaklar arasında yer almadığının görüldüğü, buna göre, davacının alacağının birinci sırada olmaması, şirketin tasfiye öncesindeki mal varlığına göre iflasına karar verilse dahi ödenemeyeceği, şirketin tasfiye sonrası 468.816,68 TL vergi borcunun bulunması sebebi ile davalı tasfiye memurunun davacının alacağına kavuşamamasında sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işçilik alacaklarının öncelikli alacak olduğunu, tasfiye memuru tarafından ticari defterlerde müvekkilinin işçilik alacağı kayıtlı olmasına rağmen vergi ödemelerine öncelik tanımasının doğru olmadığını, şirketin tasfiye döneminde hep borca batık olduğunu istense dahi davacının alacaklarının ödenmeyeceğine ilişkin mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, tasfiye memurunun şirket borçları, şirket varlığından fazla olduğu takdirde durumu derhal şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmesi gerektiğini, mahkemece ise iflasın açılmasına karar verileceğini, davalı tasfiye memuruna ise görevini kötüye kullanarak şahsi sorumluluklarının da olduğu vergi borçlarının ödenmesinde şirkete ait mal varlığının kullanıldığını, şirketin mal varlığından öncelikle işçilik alacaklarının ödenmesi gerektiğini, davalının koşulları oluşmasına rağmen iflas başvurusunda bulunmamasının başlı başına kusur olduğunu, davalının sorumluluğunu gerektirdiğini, iflas başvurusunun yapılması ve kararın alınması halinde davalının yok saydığı muvazaalı işler nedeniyle dava açılmasının sağlanabileceğini, işverenin iflası halinde işçi alacaklarının masa mallarının satışı sonucu elde edilen para için ilk sırada bulunduğunu, müvekkilinin alacaklarının süreye bakılmaksızın imtiyazlı kabul edilmesi gerektiğini, şirketin alacağını tespiti ile bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmanın tasfiye memurunun görevleri arasında yer aldığını, şirkete ait taşınmazın ilk satış işlemindeki bedelin muvazaalı olduğunu, şirketin zarara uğratıldığını, işlemlerin aynı kişiye ait şirketler arasında gerçekleştirildiğini, davalının muvazaalıda olsa satış bedelini şirket uhdesine geçirildiğine ilişkin delil sunmadığını, bedelin şirket aktifine mi yoksa ortakların uhdesine mi aktarıldığına ilişkin açıklık bulunmadığını, şirket ortaklarının şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi taahhüt ettikleri sermaye payı nispetinde sorumlu olduklarını, tasfiye memuru tarafından sermaye paylarının ortaklar tarafından şirkete ödenip ödenmediği, ödenmiş ise sermaye payının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme yapılmadığını, ortakların bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini, bu durumun bilirkişi raporunda irdelenmediğini, tasfiye memurunun tasfiye halinde bulunan şirketin tüm mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu, müvekkilinin ilama bağlanıp kesin hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, dava dışı anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının şirketin tasfiyesi sırasında esas sözleşmeden ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 541,542,543,544,553 üncü maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.