Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; Trabzon ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 245 ada 14 parsel sayılı taşınmazın, aynı mahallede yer alan 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazlarla bir bütün olup davacılar ile davacıların mirasbırakanının tasarrufunda olduğunu, davacıların miras bırakanı Bahri Kurumehmet ile davalıların mirasbırakanı ... Kurumehmet arasında yapılan taksim sözleşmesinde 14 parsel sayılı taşınmazın ...'ya bırakılması nedeniyle bu taşınmazın ... adına tespit edildiğini ancak yapılan bu taksim sözleşmesinde tüm pay sahiplerinin onayının olmadığını, ayrıca sözleşmeden bir gün sonra Bahri Kurumehmet'in cayarak sözleşmeyi yırttığını ve kadastro tespitine kadar devam ettirilen geçerli bir sözleşme bulunmadığını, kadastro tespitine karşı Of Kadastro Mahkemesinde açılan davada verilen 2009/561 Esas, 2015/7 Karar sayılı kararla taksim sözleşmesinin geçersiz olduğunun ortaya koyulduğunu ancak tapu maliki Bahri sağ iken görülen davada davanın husumet nedeniyle usulden reddedildiğini, taşınmazın önceden beri davacıların zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payları oranında davacılar adına tescilini talep etmiştir.

Davalı ... ve ... cevap dilekçelerinde; mirasbırakanları ... ile davacıların mirasbırakanı Bahri'nin kardeş çocukları olduğunu ve kadastro tespitinin miras hissesi doğrultusunda yapıldığını, bu yönde Of Kadastro Mahkemesince verilen 2009/561 Esas sayılı ilamın mevcut olduğunu ve onanarak kesinleştiğini, taşınmazın ...'nın annesine baba tarafından miras kalan yerlerden olduğunu, davacıların zilyetliğinin rızaya dayalı olmadığını ve taşınmazı haksız işgal ettiklerini belirterek davanın reddini istemişlerdir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; terekenin elbirliği hükümlerine tabi olduğu, terekeye ait taşınmaz hakkında bir mirasçının kendi payına ilişkin olarak açtığı davanın dinlenemeyeceği, böyle bir davaya diğer mirasçıların katılmasına da olanak bulunmadığı, somut olayda davacıların dayandığı Kasım 1296 yoklama tarihli ve 1 numaralı tapu kaydında davacıların babası Bahri’nin malik olarak göründüğü, davacıların müstakil payının bulunmadığı, Bahri Kurumehmet’in terekesinin elbirliği hükümlerine tabi olduğu ve miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteminde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 115 maddesinin 2 nci fıkrasına göre dava şartı yokluğu halinde hakimin usulden ret kararı vermeden önce eksikliği tamamlamak üzere ilgilisine kesin süre vermesi gerektiğini, Türk Medeni Kanunu'nun 640 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında da mirasçılardan her birinin terekedeki hakların korunmasını isteyebileceğinin düzenlendiğini, yine 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 29 uncu maddesinde mirasçılardan her birine diğer mirasçıların muvafakatı olmaksızın dava açma hakkının sağlandığını, yargılama devam ederken hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle usul ekonomisi gereği davacı tarafa eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmazın Kasım 1296 yoklama tarihli ve 1 numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, gerek eldeki dava dosyası gerekse kesinleşen Kadastro Mahkemesi dosyasında bu tapu kaydının çekişmeli taşınmazı kapsadığının tespit edildiği, tarafların kök mirasbırakanına ait tapu kaydının intikal işlemleri ile paylı mülkiyet durumuna geçildiği ve davacıların mirasbırakanı ile davalıların mirasbırakanının payının eski tapu kayıtlarında belli olduğu, paylı mülkiyette her bir paydaşın diğer paydaşa göre üçüncü kişi konumunda bulunduğu, kaldı ki eldeki davada davacı tarafça çekişmeli taşınmazın mirasbırakan Bahri'ye ait olduğunun ve kadimden beri kendisinin kullanımında olduğunun ileri sürüldüğü, davalı tarafın Bahri terekesine göre üçüncü kişi konumunda olduğu ve üçüncü kişiye karşı miras payının tescili istemiyle açılan davanın dinlenme olanağının bulunmadığı, davaya diğer mirasçılarının katılımları ile de devam edilemeyeceği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki hususları tekrarlamış, davaya konu taşınmazların 17.02.2009 tarihli kadastro tutanağına göre Bahri tarafından sağlığında davacılara temlik edildiğini, davanın bu nedenle iki davacı tarafından açıldığını, davacı tarafa diğer mirasçıların katılımı için süre verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Dava, kadastrodan önceki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13 üncü v.d. maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesi, 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6,559,640,701,702 nci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Dosyanın incelenmesinden; 245 ada 6 ve 7 parsel sayılı taşınmazların vergi kaydı, hibe ve taksime dayalı olarak sırasıyla ... oğulları ... ve ... adlarına tespit edildiği, askı ilan süresi içerisinde ... oğlu ... tarafından yapılan itiraz üzerine 14.04.2009 tarihli komisyon kararıyla 6 ve 7 numaralı parsellerin sınırlandırmasının iptaline, bu taşınmazların güney tarafında itirazcıya ait olduğu anlaşılan yerin 245 adada son parsel olan 14 parsel numarası verilerek 6,7 ve 14 parsel sayılı taşınmazların yüzölçümlerinin yeniden hesaplanmasına, 14 parselin müstakilen ... oğlu ... . adına tespitine karar verildiği, askı ilan süresi içerisinde açılan davan sonucunda Of Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/561 Esas, 2015/7 Karar sayılı ilamıyla asıl davanın husumet nedeniyle, birleştirilen davanın sübut bulmaması nedeniyle reddine karar verilerek 14 parsel sayılı taşınmazın 1/4'er payla ... mirasçıları olan ... ve ... adına tesciline karar verildiği, kararın 06.06.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

3. Davacılar vekili dava dilekçesinde; davaya konu taşınmazın 6 ve 7 numaralı parsellerle bir bütün olduğunu ve mirasbırakanları ile müvekkillerinin kullanımında olduğunu, davaya konu taşınmazın tapu kaydında davacıların babalarının malik olduğunu, davalıların mirasbırakanı ile yapılan taksim sözleşmesinin tüm pay sahiplerinin onayı alınmadan yapılması ve mirasbırakan Bahri'nin cayması nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmüş olup miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmış, talep sonucunda da davacı müvekkillerinin miras payları oranında tescil isteminde bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; davaya konu taşınmazın 17.02.2009 tarihli kadastro tutanağına göre ... tarafından sağlığında davacılara temlik edildiği, davanın bu nedenle iki davacı tarafından açıldığı ileri sürülmüş ise de bu iddia temyiz dilekçesi öncesindeki aşamalarda öne sürülmemiş olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 319 ve 357 nci maddeleri ve genel olarak hukuk muhakemesine hakim olan ilkeler dikkate alındığında yargılama sırasında dile getirilmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülmesi mümkün değildir.

4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı 346,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,15.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.