Mahkumiyet
Sanığın 27.03.2017 havale tarihli temyiz dilekçesi ile hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz isteminde bulunduğu gözetilerek, bu hükme hasren yapılan temyiz incelemesinde;
Bozmaya uyularak yapılan yargılamada, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 02.03.2010 tarihli 2010/1-22 Esas ve 2010/42 sayılı kararında ve benzer kararlarında açıklandığı üzere, bozma sonrası yapılan yargılamada, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereği uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 326. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki “...Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.” şeklindeki hükümlere rağmen, 21.03.2017 tarihli duruşma tutanağına göre SEGBİS yoluyla duruşmada hazır edilen sanığın bozma ilamına yönelik beyanları duruşma zaptına geçirilmeden ve bu şekilde duruşmada hazır bulunan sanıktan usulüne uygun olarak bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, 1412 sayılı CMUK'nin 326/1. maddesine aykırı davranılması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.