Esastan ret

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili Şirketin 2005/04501 ve 94/012780 sayılı "SELENA" ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalı Şirketin ise bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "SELEDA BİYOGAZ+şekil" ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, 2017/98747 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın davalı Kurum tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa müvekkili markaları ile dava konusu başvurunun görsel, işitsel ve alfabetik olarak aynı olduğunu, marka başvurusunun kapsamındaki mal ve hizmetlerin de müvekkili markalarının kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle benzer bulunduğunu, dolayısıyla markalar arasında karıştırılma tehlikesinin olduğunu, dava konusu başvurunun tescili halinde müvekkili markalarının tanınmışlığının zarar göreceğini, davalı marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2019-M-4551 sayılı kararının iptaline, tescili halinde tüm sınıflar yönünden dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; dava konusu marka başvurusu ile davacı şirket markalarının benzer olmadığını, taraf markalarının tamamen aynı ya da benzer mal ve hizmetleri de kapsamadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

2. Davalı TÜRK PATENT vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, başvuru kapsamında yer alan bir kısım mal ve hizmetlerin, itiraza dayanak markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer oldukları, marka işaretlerinin ise benzer olmadıkları, buna göre her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarının kapsamlarındaki emtia kısmen benzer olsa da, marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan koşulların da oluşmadığı, davalı şirketin başvurusunun kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince, dava konusu başvurunun müvekkili markaları ile aynı sınıflarda tescil edildiği kabul edilmesine rağmen, müvekkilinin seri markasını oluşturan "SELENA" markasının, bir harf değişikliği yapılan "SELEDA" asıl unsurlu başvuru ile benzer görülmeyişinin kararı hukuken sakatladığını, oysa ki taraf markalarının asli unsurlarının, görsel, işitsel ve hatta renk olarak dahi ayniyet ölçüsünde benzer olduklarını, "SELENA" markasını 1994 yılında ihdas, tescil, kullanım ve yatırımlarıyla tüketici nezdinde tanınmış hale müvekkilinin getirdiğini, "SELENA" markaları üzerinde üstün ve öncelikli hakkın müvekkiline ait olduğunu, SMK'nın 6/1 maddesinde öngörülen tüm unsurların somut olayda gerçekleştiğini, ortalama tüketicilerce dava konusu başvurunun müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını, dava konusu başvurunun tescili halinde müvekkili markalarının itibarından haksız yararlanılacağı gibi müvekkili markalarının ayırt edici karakterinin zedeleneceğini ve markaların itibarına zarar verileceğini, davalının, müvekkili markasının ayniyet ölçüsünde benzerini tescil başvurusuna konu etmesinin, kötü niyetli bir davranış olduğunu, mahkeme kararının, yerleşik Yargıtay kararlarına da aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "SELEDA BİYOGAZ+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "SELENA" ibareli markalar arasında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira başvuru konusu ibare ile davacı markaları arasında anlamsal bir benzerlik olmadığı gibi işitsel olarak da başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, markaların bütün olarak görsel kompozisyonlarının da farklı olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, mahkemece bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporuna itibar edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından davacı markalarının tanınmış oldukları kabul edilse dahi 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin beşinci fıkrası koşullarının oluşmayacağı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının da ispat edilemediği, her başvurunun kendi koşullarına göre değerlendirilmesi esas olduğundan, davacı vekilinin belirttiği Yargıtay kararlarının işbu uyuşmazlığa emsal teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

15.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.