Mahkûmiyet
Bakanlık vekilinin vaki temyiz isteğinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 298 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekteği anlaşılmıştır.
Mağdureler ... ve ...'un yasal temsilcisi ile mağdure ...'ün şikayet ve davaya katılma talebi bulunmadığından vekilin temyiz isteğinin reddi gerektiği anlaşılmıştır.
Sanık müdafiinin temyiz isteği yönünden sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
A. Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 20/2. maddesi gereğince davaya katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yokluğunda yapılan yargılamaya ilişkin olarak mahkemelerce re'sen ihbarda bulunulmasının zorunlu olup olmadığı hususunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 2019/6 Esas, 2019/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve 5271 sayılı Kanun'un 237 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından Bakanlık vekilinin davaya katılma ve hükmü temyize hakkı bulunmadığı anlaşılmıştır.
B. Mağdureler Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Kovuşturma aşamasında on beş yaşından küçük olan ... ve ...'un yasal temsilcisi ile mağdure ...'ün duruşmada şikayet ve katılma taleplerinin bulunmadığını belirttiklerinden, 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu davasında baroca atanan vekilinin "katılan mağdureler vekili sıfatı bulunmadığı" anlaşılmakla, aynı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanık hakkındaki hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, mağdureler vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
C. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 20.06.2020 tarihinde vefat ettiğinin anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.
D. Tebliğname Yönünden
Gerekçede açıklanan nedenlerle Tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
A. Bakanlık ve Mağdureler Vekillerinin Temyiz İstemleri Yönünden
Gerekçenin (A) ve (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Bakanlık vekili ve mağdureler vekilinin temyiz isteklerinin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçenin (C) bölümünde bölümünde açıklanan nedenle Karabük Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.10.2014 tarihli ve 2013/214 Esas, 2014/181 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.12.2023 tarihinde karar verildi.