Esastan ret

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin her türlü lokomotif ve yük vagonu parçalarının satışını yaptığını, davalı şirketin ise müvekkilinin ticaretini yaptığı bu malların üretimini yaptığını, taraflar arasında 22.06.2015 tarihli sözleşmenin akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında davalı tarafın müvekkili şirkete ürettiği malların satışını yaptığını, sözleşme şartlarına göre davacı şirketin davalının ürünlerini yurt içi ve yurt dışı pazarlama faaliyetlerinde ... yetkili firma olacağının kararlaştırıldığını, buna göre davalı şirketin müvekkili firma dışında hiçbir şahsa yada şirkete satış yapmayacağını taahhüt ettiğini, davalı taraf ile sözleşme kapsamında satış siparişi verilen her ürün ile ilgili ayrı ayrı olmak üzere tekrar sözleşme yapılarak ürün bedeli, adedi, miktarı teslim süresinde mutabık kalındığını, teslim sürelerinin belirlenmesinde davalının üretim kapasitesine göre bildirdiği ve belirlediği sürelerin esas alındığını, davalının bir çok defa yükümlülüğünü yerine getirmediğini, tarafların tacir olduğunu, davalı ile akdedilen sözleşme kapsamında davalının ürünlerin teslimi ile ilgili geciken ürünler dikkate alınarak sözleşmede belirtildiği oranlarda malzeme bedeli esas alınarak gecikme cezalarının hesaplanarak fatura düzenlendiğini ve cari hesaba eklendiğini, davalının gönderilen faturaları ödemeyeceğini beyan ederek müvekkili firmaya iade ettiğini, akabinde davacının Konya 4. İcra Müdürlüğü'nün 2018/2303 E. sayılı dosyası ile başlatılan takibe itiraz ettiğini, yapılan itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında yıl sonlarında hesap mutabakatı yapıldığını, 2016 ve 2017 yıllarına dair yapılan mutabakatlarda müvekkili şirketin alacaklı olduğunun belirtildiğini, davacı tarafından herhangi bir hak ve alacak ileri sürülmediğini, ihtirazi kayıt konulmadığını, taraflar arasında akdedilen son hesap mutabakatına göre müvekkilinin 302.939,49 TL alacaklı olduğunu, davacının bu mutabakatı 14.02.2018 tarihinde imzaladığını, bu mutabakatların davacıyı bağladığını, davacı tarafın ticari ilişkinin devam ettiği süre içinde hiçbir zaman gecikme veya ürünlerdeki eksikliklerle ilgili mevzuata uygun olarak bir bildirimde bulunmadığını hatta gecikme ve eksiklikler ile ilgili herhangi bir bilgi vermediğini, hata raporu göndermediğini, kabul manasına gelmemekle birlikte varsa bir gecikme veya ayıplı mal teslimi hakkında hukuken yapması gereken temerrüt ihtarı ve ayıp ihbarında bulunmadığını, davacının gecikme veya ayıptan kaynaklı talep hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında düzenlenen herhangi bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, davacı tarafından davalıya yapılan herhangi bir ayıp veya gecikme ihtar veya ihbarının da olmadığı, ihtilaf konusu faturaların davacı şirket tarafından kesildikten sonra 14.02.2018 tarihinde davacı şirket ile davalı şirket arasında hesap mutabakatı yapıldığı, dosyaya sunulan ihtilaf konusu fatura tarihlerinden sonra yapılan ve her iki tarafça imza altına alınan hesap mutabakatı ile davalı şirketin davacı şirkete borcunun olmadığı, takip konusu faturalar ile ilgili olarak takip tarihi itibari ile davalının davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı, davalının icra takibine itirazında haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının cari hesap şeklinde anlaşma olmadığı beyanı ile ilgili olarak davalı tarafından davacı şirkete gönderilen maili delil olarak dosyaya sunduklarını, sonuç olarak hesapların cari hesap olarak tutulduğunun her iki tarafın defter kayıt ve beyanları ile bilirkişi incelemesi ile ... olduğunu, ancak Yerel Mahkemenin cari hesap mutabakatını kabul etmesine rağmen cari hesap sözleşmesini kabul etmediğini, taraflar arasındaki sözleşme nedeniyle davalının gecikme cezası ödeme yükümlülüğü olduğunu, kamu kurumlarına ödenen gecikme cezaları nedeni ile davalının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 112,118 ve 125 ... maddeleri gereğince tanzim yükümlülüğünün bulunduğunu, kamu kurumlarına ödenen gecikme cezaları resmi belgeler ile ... olmasına rağmen bu hususun Mahkemece hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, satış sözleşmelerinde satış konusu ürünün teslimi ve teslimin yapıldığının ispatının satıcının üzerinde olduğunu, bilirkişi raporunda ... dair belge olmadığından bahisle hesaplama yapılamadığının belirtildiğini, ancak Mahkemece bu eksikliğin giderilmediğini, dosyada bulunan imzasız irsaliye örneklerinin malın teslim tarihini göstermediğini, davalının sözleşmelerin şirket yetkilisi tarafından onaylanmadığı hususundaki itirazlarının doğru olmadığını, sözleşmeler ile ... işlemlerinin davalı kurum yetkililerine ve "fmc.com.tr" adresine cc edildiğini, davalı teslim ve ayıp ile ilgili ihtar gönderilmediğini iddia etmiş olsa da sözleşme akdedilirken teslim süresi belirlenen işlerde ek ihtar ve süre verilmesi gerekmemesine rağmen davacı tarafından sürekli mail ile teslim süreleri ve gecikme cezaları yönünden ihtar edildiğini, dava konusu alacağı doğuran faturaların davalının malzemeleri geç teslim etmesinden kaynaklı ödenen gecikme cezaları, gecikme tazminatları ve taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı gecikme cezaları ve diğer zararlar nedeniyle düzenlendiğini, gecikme ceza oranlarının sözleşmede belirlendiğini, "Order Confirmation" isimli belgede davalının ürünleri 31.07.2015 günü teslim etmeyi taahhüt ettiğini, davalının bu belge ve taahhüde itirazının bulunmadığını, hatta bu belgenin davalı tarafından dosyaya sunulduğunu, ancak burada kararlaştırılan malzeme miktarının 2500 adet değil 500 adet olduğunun belirtildiğini, davalının EN standardına uygunluk ve TSİ belgesini almak için müracaatını 23.01.2017 günü yaptığını, nitekim bu belgeyi de 2018 yılında aldığını, bu tarihten önce sözleşmeye uygun bir teslimat bulunmadığını, bilirkişi tarafından bir kısım imzasız olan irsaliyeler ile ilgili hesaplama yapılmadığını, ileri sürerek bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve taraflar arasında 14.02.2018 tarihli hesap mutabakatı yapıldığı, bu hesap mutabakatına göre davalının davacıdan 302.939,49 TL alacaklı olduğu, hesap mutabakatından sonra taraflar arasında bir mal alış verişinin bulunmadığı, davacı tarafından kesilen faturaların daha önceki malların geç teslim edilmesi nedeniyle gecikme bedeline ilişkin olduğu, bu faturaların tanzim tarihinden sonra hesap mutabakatının düzenlendiği, bu faturaların davalı tarafından kabul edilmediği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalıya ihtar gönderdiğini, taraflar arasında 14.02.2018 tarihini kapsayan bir mutabakat olmadığını 31.07.2017 tarihli mutabakat olduğunu ki bunda da şirket yetkilisinin imzasının olmadığını, mutabakattaki imzanın kime ait olduğunu bilmediklerini, kaldı ki mutabakatın içeriğinin alacakları kapsamadığını, müvekkilinin ifadan önce gecikme nedeniyle ihbar mahiyetinde mail ve ihtarname gönderdiğini, kaldı ki ihtirazi kayıt şartının da olmadığını, malın tesliminin zamanında olduğunu ispat yükünün de davalıda olduğunu, davalının 6098 sayılı Kanunu'nun 112,118 ve 125 ... maddeleri gereğince tanzim yükümlülüğünün olduğunu, müvekkilinin geç teslimler nedeniyle kamu kurumlarına ödemek durumunda kaldığı cezalardan ve 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesine göre geç teslim nedeniyle ceza koşulundan davalının sorumlu olması gerektiğini, aynı Kanun'un 112 nci maddesi gereği davalının kusursuzluğunu ispatlamadığı sürece zarardan sorumlu olacağını, İzmir 20. Noterliği vasıtasıyla gönderilen 21.12.2017 tarih ve 29650 yevmiye nolu ihtarın içeriğinin şirket yetkilisince imzalanmayan mutabakat metninde karşılanmadığını ve içeriğinin genişletilemeyeceğini, 14.02.2018 tarihli mutabakatın şirket yetkilisi tarafından sadece ürün faturalarına istinaden kabul edildiğini, dava konusu alacaklar için anılan ihtarın gönderildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının davacıya sattığı malları geç teslim ettiği iddiasıyla davacının uğradığı zarardan aralarındaki sözleşmeye göre sorumlu olup olmayacağı noktasındadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.