Esastan ret

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz, terkin, maddi ve manevi tazminat talebine davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Türk Patent Enstitüsü nezdinde 2012/105892 tescil numarasıyla “PARAF” ibareli markasını davalının izinsiz olarak kullandığı, bu suretle davalı eylemlerinin davacıya ait marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespiti ile bu tecavüzün internet üzerindeki kullanım dahil olmak üzere durdurulmasına ve giderilmesine, davalıya ait ticaret unvanının çekirdek unsuru olan “PARAF” ibaresinin unvandan silinmesi ile ticaret sicilinden terkinine, şimdilik l.000,00 TL maddî tazminata ve 10,000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalıya ait marka ile davacı adına tescilli marka arasında benzerlik bulunmadığını, her iki marka şekil, yazılış ve karakter unsurları olarak birbirinden farklı olduğunu, davacı markasının tescilli olduğu mal ve hizmet grupları ile davalının markasının kullanıldığı hizmet grubunun farklı olduğunu, davalının markasının, yurt dışı eğitim danışmanlığı alanında kullanıldığını, davacının ise markasını kullanmadığını, dolayısı ile davacının, kullanılmayan markası sebebi ile tazminat talebinde bulunmasınında mesnetsiz olduğunu, davaya konu tazminat taleplerinin talep edilebilirlik koşulları oluşmadığını, davacının, maddi zararını ispat etmesi gerektiğini, davacı markasında olmayan hizmet gruplarındaki faaliyetlerini engelleyecek şekilde müvekkili aleyhine tedbir kararı verilmesininde usule aykırı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı markasının bir şekil markası olduğu, davalının ise davacı markasını tescil edildiği şekil ile kullanmadığı gibi davalının ticaret unvanının tescil tarihinin davacının marka tescil tarihinden daha önce olduğu, davalının davacı markasının dava tarihinde kullanılmadığını ileri sürdüğü, davacı vekilininde bu hususu duruşmadaki beyanı ile ikrar ettiği, somut olayda marka hakkına tecavüz söz konusu olmadığı, davacının markasını kullanmadığı için ne tür bir zarar olgusu içinde olduğunu ispat edemediği, bu hususun teknik yönden alınan raporlar ile de ... olduğu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca toplanan tüm deliller kapsamında marka hakkına tecavüz ve tazminat istemlerinin reddi gerektiği, davacının davalının unvanının da terkini talep ettiği ancak davalının incelenen mali kayıtlarına göre bu unvan adı altında ticari faaliyetini gerçekleştirdiği, davalının ticari unvan tescilinin daha önceki tarihte olması ve marka korumasının ise tescil ile hüküm ifade edecek olduğu, markanın tescilinin ve ilanının sonraki bir tarih olduğu, öte yandan kurum nezdinde "PARAF" ibaresinin tescilli olduğu birçok firma bulunduğu, davacının kullanmadığı bir marka için ticari saha içinde bulanan bir firmanın unvanının terkinini talep etmesinin 4741 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4741 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ile de bağdaşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili markasının tescili için 18.12.2012 tarihinde başvurulduğunu ve 16.12.2014 tarihinde tescil edildiğini, davalının davacı markasına tecavüz teşkil eden eylemlerinin 18.12.2012-06.01.2015 tarihleri arasında cereyan ettiğini, huzurdaki davanın da 06.01.2015 tarihinde ikame edildiğinden kanunların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği, mülga 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (555 sayılı KHK) markanın tescilli olması yeterli kabul edilmişken, olayda uygulanma imkânı bulunmayan 6769 sayılı Kanun'un 19 ve 29 uncu maddelerine atıfla, tecavüze konu müvekkil markasının kullanılmadığının ikrar edildiğinden bahisle marka hakkına tecavüz iddialarının ve tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir an için davaya konu olaya 6769 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı kabul edilse dahi, mahkemenin kararının yine hatalı olduğunu, nitekim 6769 sayılıKanun'un 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre itiraz gerekçesi markanın, Türkiye'de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla markanın itiraza dayanak mal ve hizmetler bakımından Türkiye'de ciddi biçimde kullanıldığını ispat etmesi şartı arandığını, davada tescil tarihiyle dava tarihi arasında 21 gün olduğu gözetildiğinde davalının markanın kullanılmadığı yönündeki iddiasının incelemeye değer olmadığını, davalının 08.02.2013 tarihli başvurusunun, müvekkili adına 2012/I05892 numarayla kayıtlı "paraf" markası sebebiyle re'sen reddedildiğini, yani bu tarihten itibaren "paraf" markasının müvekkili adına tescilli olduğunun davalı tarafından bilindiğinin açık ve net ortada olduğunu, "PARAF" markasının tescil edildikten sonra, yine müvekkili eşinin hakim ortağı olduğu Etkin Patent tarafından işletilen www.parafpatent.com.tr ve www.parafosgb.com ... adları altına halen kullanıldığını, davalı şirketin %50'sini ... ... ortak tarafından markasının satın alınmak istediğini, ancak bu talebini müvekkilinin kabul etmediğini, davalının tamamen davalının kötüniyetli engellemeleri nedeniyle zarara uğradığını, davalının kullanımlarının "unvan kullanımı" olduğu ve ayrıca kullanımların müvekkil markasıyla benzer olmadığı, karışıklık yaratmadığının kabul edilmesinin dosya içeriğine ve marka hukukunun ilkelerine aykırı olduğunu, davalının kayıtlı ticaret unvanı ''..." şeklinde olduğunu, ancak davalının dava dosyasına sundukları yukarıdaki www.paraftour.com ve www.paraflvtur.com ... adlarının bizatihi ismi ve bu ... adları altında yayınlanan web sayfaları, fatura, kartvizit, sosyal medya hesaplarındaki kullanımlar şeklindeki kullanımlar olup bu kullanımların salt "ticaret unvanı" kullanımı olarak görülemeyeceğini, davanın reddi halinde maktu red harcına hükmedilmesinin gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tescilli markası paraf şekil ibaresinden oluştuğu, 2012/105892 no ile 3,6,7,11,12,14,21,24,35,37,38,39,40,42,43,44,45. sınıflar için markanın tescilinin 16.12.2014 tarihinde yapıldığı, ilanın ise 31.1.2015 tarihinde yapıldığı, davalının ise ticaret unvanı için ticari sicile başvuru tarihi 16.01.2013 tarihi olduğu, firma faaliyet konusunun yurt içi ve yurt dışına seyahatler düzenlemek, üniversiteleri tanıtmak, dil okulları tanıtmak, pazarlamak, okul turları düzenlemek, rezervasyon işlemleri yapmak gibi konular için PARAF ULUSLARASI SEYAHAT ACANTASI LTD. ŞTİ. olarak kurulduğu, davalının tescilli ticaret unvanını ve ... adını kullandığı ve tüm kullanımlarının ticari iştigal sahasına ilişkin olduğu, davacının tescilli markasının bir şekil markası olduğu, paraf ibaresinin başında altıgen geometrik şeklinin bir bölümü, yazının başına taç olarak gelecek şekilde kesik çizgilerle a harfinin üzerinde bir imla çizgisi şeklinde, yine P harfinin altında, yatık bir çizgi ile tanımlanmış logo ile kombin edilmiş bir şekil markası olduğu, davalının kullanımının ise çekirdek unsura yer vermeden sadece "paraf" ibaresine yer verilerek kullanıldığı, buna göre davalı yanın Paraf ibaresini markasal olarak kullandığı, bu kullanımın davacı markasının tescilli olduğu yurt dışı, yurt içi turları ve gemi turları tanıtımlarında da bulunduğu, davalının başvurusuna esas ve internet sitesinde tescilsiz kullandığı markanın italik olarak, imza görüntüsü ile paraf ibaresinin daire içinde alınmış şeklinde olduğu, bu halleriyle markaların şekilsel ve görsel olarak benzer olmadıkları, işitsel bir benzerliğin ise söz konusu olduğu, davacının Paraf ibareli markası ile davalının Paraf turizm ibareleri arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, kaldıki “paraf” ibaresinin, davacının marka başvurusuna konu ettiği tarihten daha önce de, farklı şahıs ve firmalarca farklı mal ve hizmet gruplarında yaygın olarak kullanıldığı, bu yöndende ayırt edicilik unsurunun zayıf olduğu, her iki marka arasında iltibastan bahsedilemeyeceği, kaldıki dava tarihi itibarıyla davacının markasıyla ilgili bir kullanımının bulunmadığı, davalı kullanımının ve ticaret unvanı tescilinin önceye dayalı olduğu, davacının markasına yönelik her hangi bir marka tecavüzü ya da haksız rekabetten söz edilemeyeceği, davanın ticaret unvanının tescil tarihinin davalının markasının tescil tarihinden daha eski olduğu da gözetildiğinde ticaret unvanındaki "paraf" ibaresinin terkini şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık,marka hakkına tecavüz, terkin, maddi ve manevi tazminat talebine istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.

2. 556 sayılı KHK'nın 5,42 ve 61 ... maddesi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.