Başvurunun esastan reddi

SAYISI: 2018/62 E., 2019/237 K.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafça Tatvan İcra Müdürlüğü'nün 2017/625 E. sayılı takip dosyası ile müvekkili aleyhine diğer borçlular ile birlikte icra takibi başlattığını takibe dayanak asıl borçlusu ... ... olan kredi sözleşmesi ve bu kredi sözleşmesindeki sözde kefalet sözleşmesi gösterildiğini, takip miktarının 202.617,021 TL olduğunu ancak davalı tarafından müvekkili aleyhine yapılan icra takibinin hukuki bir sebebe dayanmadığını, takip dayanağı olarak gösterilen kredi sözleşmesinde müvekkilinin usule uygun bir kefaletinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin kefil olma iradesinin en başından beri olmadığını, müvekkilinin yalnızca taşınmazlarını ipotek olarak kullandırdığını, taşınmazlarını ipotek olarak kullandıran müvekkilinin sanki ipotek işlemleri ile ilgiliymiş gibi sözleşmede kefil olarak imzasının alındığını, davalının Tatvan İcra Müdürlüğünün 2017/626 E. dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla müvekkili aleyhine ayrıca icra takibi de yaptığını, kefalet sözleşmesinde kanunun aradığı usul ve esaslar olmadığı gibi kefil yapılan müvekkilinin eşinin muvafakatinin de olmadığını, davalının kötü niyetli olduğunu, eşin rızasının alınmadığı veya geçerli olmadığı tüm kefalet sözleşmelerinin kesin bir şekilde hükümsüz olduğunu ileri sürerek müvekkilinin anılan takipte borçlu olmadığının tespitine ve davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkili bankanın 18.03.2015 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca dava dışı borçlu Roza Mobilya ... ...'a kredi kullandırdığını, borçlunun sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle hesabı kat ederek davacı ve borçluya Beşiktaş 17. Noterliği 06.06.2015 tarih ve 40511 yevmiye no.lu ihtarnamesi ve ekli hesap özetlerini gönderdiğini, ihtarnameye rağmen borç ödenmediğinden Tatvan İcra Müdürlüğü'nün 2017/625 ve 2017/626 E. Sayılı takipleriyle tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile icra takipleri başlatıldığını,18.03.2015 tarihli sözleşmede 250.000,00 TL limitle kefil olan davacı hakkında başlatılan takibe itiraz edilmeden takibin kesinleştiğini, kesinleşme tarihinden yaklaşık 7 ay sonra huzurdaki davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının eşin rızasının bulunmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürdüğü, davalınınsa eşin rızasının aranmayacağını savunduğu, davacının sözleşmeyi imzaladığı 18.03.2015 tarihinde evli olduğu, eşiyle ayrı yaşadıklarının iddia edilmediği, davacının esnaf veya tacir olup olmadığı Ticaret Odası ve Esnaf Odasına sorulmuşsa da sözleşme tarihinde esnaf veya ticaret faaliyetinde bulunmadığının anlaşıldığı, kefil olunan kredinin genel kredi sözleşmesi olup kamu sermayeli bankalarca verilen faiz destekli kredilerden olmadığı, hal böyle olunca verilen kefaletin istisna kapsamında kalmayıp eşin rızasının aranması gereken kefaletlerden olduğunun kabul edilmesi gerektiği, ancak davacı tarafından davalı bankaya verilen kefalette eşin rızası bulunmadığı, şekil şartlarına uyulmaksızın yapılan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunun kabulünün gerektiği; kötü niyet tazminatı istemine gelince, davacının davalı bankanın mükerrer ödeme yaptırmak gibi bir amaçla hareket ettiğini ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne davacının davalıya Tatvan İcra Müdürlüğüne 2017/625 E. sayılı dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, davacı tarafın tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının hesap kat ihtarnamesine ve takibe itirazının olmadığını, borcunun tamamını ödemeden bu davayı açma hakkı bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmediğini, davacının eş rızasının alınmadığından bahisle ikame edilen işbu davada öncelikle mahkemece esnaf ve kefalet kooperatifine üye olup olmadığının yada şirket ortağı yada kurucusu olduğunun tespiti gerekirken tespit yapılmamasının hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının kredi sözleşmesindeki kefaletinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.

2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 584 üncü maddesi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.