Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 08.11.2018 tarihli ve 2018/35 Esas, 2018/1088 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı ... Tekstil San. Ve Tic. A.Ş'.'nin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı üçüncü kişi vekili, 23.10.2017 ve 01.03.2018 tarihlerinde müvekkilinin iş yerinde haczedilen menkullerin borçluya ait olmadığını müvekkili ile borçlunun hiçbir organik bağı bulunmadığını, haciz esnasında borçlu şirket yetkililerine rastlanılmadığı gibi borçlu şirket ile ilgili olarak hiçbir evrakın bulunmadığını belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz adresinde bulunan üçüncü kişinin sunduğu vergi levhasının haciz adresine ait olmadığını,borçlu şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösterdiğini, davacı ile borçlunun iletişim halinde olduklarını, davacının mal kaçırmak amacıyla borçlu şirket yetkilileriyle birlikte muvazaalı şekilde hareket etmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, haciz adresinin borçlu şirketin ticaret sicil kaydında belirtilen adresi olması nedeniyle mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı lehine değerlendirilerek ispat yükü üzerinde olan davacı üçüncü kişi tarafından sunulan, vergi levhası ve kira sözleşmesi, faturaların istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmediği,bilirkişi raporu uyarınca mahcuz mallarla faturaların eşleşmediği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş,hükme karşı davacı üçüncü kişi vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince, haciz tarihinden önce borçlu şirket adresini değiştirmiş olup, davacı üçüncü kişinin haciz mahallinde 15.10.2017 tarihinden itibaren faaliyet göstermeye başladığı, dolayısıyla haciz tarihi itibarı ile haczin yapıldığı adresin üçüncü kişi tarafından kullanılan bir adres olduğu, haciz mahallinde borçluya ait herhangi bir evrak bulunamadığı gibi davacı ile borçlu şirket arasında herhangi bir organik bağ da tespit edilemediğinden mülkiyet karinesinin davacı üçüncü kişi lehine olduğu aksinin davalı alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği alacaklının sunduğu delillerin karinenin aksini ispata yeterli olmadığı, karinenin alacaklı lehine olduğu kabul edilmesi halinde dahi alınan bilirkişi raporu uyarınca davacının sunduğu faturaların usulüne uygun tutulan davacı defterlerinde kayıtlı olduğu bu itibarla davacının mülkiyet karinesinin aksini ispat ettiği gerekçesiyle davacının istinaf talebi kabul edilerek İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Tarafların gösterdiği tüm deliller toplanıp değerlendirilmeden karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir.
Somut olayda, davanın konusunun 23.10.2017 ve 01.03.2018 tarihli hacizler olduğu davacı üçüncü kişi delil olarak 23.10.2017 tarihinde haczedilen kumaşlara ilişkin olarak hacizde 10.08.2017 ve 08.09.2017 tarihli faturaları, 01.03.2018 tarihinde haczedilen kumaşlara ilişkin olarak ise dava dilekçesi ekinde 17.11.2017 tarihli fatura sunmuş, dava dilekçesinde ise faturalar ile icra dosyasını da delilleri arasında göstermiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda sadece 01.03.2018 tarihli hacze ilişkin sunulan 17.11.2017 tarihli fatura yönünden inceleme yapılmış dava konusu 23.10.2017 tarihli hacze ilişkin faturalar üzerinde inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Davacının sunduğu tüm faturaların defterinde kayıtlı olup olmadığı(açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış olması göz önünde bulundurularak), mahcuz kumaşlarla faturaların uyumlu olup olmadığının tespit edilmesi için uzman bilirkişiden rapor alınması, alınacak raporun dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre istihkak iddiası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile davanın kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru olmadığından Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bozulması gerekmiştir.
Davalı alacaklı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 08.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.