HÜKÜMLER: Mahkumiyet

Mağdure vekili ile şikayetçi Bakanlık vekilinin temyizleri yönünden; kayden 08.09.1998 doğumlu olup Mahkemece ifadesinin alındığı 13.03.2015 tarihinde on beş yaşından büyük olan mağdurenin sanıktan şikayetçi olmadığını beyan etmesi karşısında, mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle baroca tayin edilen vekilin hükmü temyize hakkı bulunmadığı ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yokluğunda yapılan yargılamaya ilişkin olarak Mahkemelerce re'sen ihbarda bulunulmasının zorunlu olup olmadığı hususunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 2019/6 Esas, 2019/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun'un (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağının anlaşılması karşısında, Bakanlık vekilinin davaya katılma ve hükmü temyize hakkı bulunmadığı anlaşılmıştır.

Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyizi yönünden; suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde anlaşılmakla gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 2015/13 Esas, 2015/261 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında iki kez beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 6545 sayılı değişiklikten önceki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin ikinci ile altıncı fıkraları, aynı Kanun'un 43 üncü maddesi ve 31 inci maddesinin ikinci ve son fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca ayrı ayrı 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.

Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İsteği
Özetle, kararın ve Mahkeme gerekçesinin hukuka aykırı olduğuna, mağdure ifadelerinin çelişkili olduğuna, tanık anlatımlarının suça sürüklenen çocuk savunmalarını desteklediğine, ruh sağlığına ilişkin raporun çelişkiler içerdiğine, suça sürüklenen çocuğun istikrar arz eden savunmalarına itibar edilmesi gerektiğine ve hükümlerin hukuka aykırı olması sebebiyle suça sürüklenen çocuk lehine bozulması gerektiğine ilişkindir.

Mahkemece; ''Mağdure ...'nın Sakarya'da ikamet eden SSÇ ...'ın Annesi ...'ün yanına 2011 yılı yaz aylarında ziyaret amacıyla gittiği, SSÇ ... ve kardeşi ...'nın da annelerini ziyaret amacıyla Sakarya İline gittikleri, mağdure ve SSÇ'nin ...'ün evinde yalnız bulundukları esnada balkonda mağdurenin poposunu okşamaya başladığı, mağdurenin rıza göstermemesi üzerine SSÇ'nin salona gittiği ancak akşam saat 21: 00 sularında mağdurenin kardeşi ... ile yatağa yattığı sırada SSÇ'nin odaya girerek ...'ı yatması için salona gönderdiği, bu sırada SSÇ'nin, mağdurun yattığı yatağa uzandığı, vücudunun çeşitli bölgelerini elledikten sonra, mağdurenin eşofmanını aşağı sıyırdığı, cinsel organını mağdurenin poposundan içeriye soktuğu akabinde ise vajinasında içeriye sokmak suretiyle cinsel ilişkinin gerçekleştiği, bu olaydan yaklaşık 2-3 gün sonra aynı şekilde çocuk odasında organ sokmak suretiyle cinsel ilişkinin gerçekleştiği, takip eden 2 veya 3 gün süresinde ...'ın mağdureyi öpüp vücudunu okşadığının kabul edildiği, böylece SSÇ'nin aynı suç işleme kastı altında mağdureyi değişik zamanlarda birden fazla kez aynı nitelikteki cinsel istismar suçunu işlediğinin kabulü ile eylemine uyan TCK'nın 103/2. ve 43/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği, Mağdure ile SSÇ'nin bu şekilde ayrılmasından sonra 2012 Temmuz ayına kadar görüşmedikleri, 2012 yıl Temmuz ayında mağdurenin aynı şekilde Sakarya'ya ablası ...ün yanına geldiği, SSÇ ...'ında ... ile birlikte Sakarya'ya gittikleri, bu esnada SSÇ'nin mağdurenin bulunduğu odaya girmek suretiyle cinsel istismar eylemine başladığı ancak oluşan ses üzerine SSÇ'nin ablası ...'nın odanın önüne geldiği, bunun üzerine SSÇ'nin eylemini tamamlayamadığı, bu eylemden yaklaşık 2 ay sonra ...'nın düğününü yapmak amacıyla Eylül ayı içerisinde mağdure ...'nın SSÇ'nin ikamet ettiği Salıpazarı ilçesine geldiği, bu sırada meyve toplamak amacıyla tarlaya gittiği esnada SSÇ'nin mağdure ile normal yoldan cinsel ilişkiye girdiğinin kabul edildiği, böylece 2012 yılında SSÇ tarafından mağdureye yönelik eylemlerin aradan geçen süre dikkate alındığında aynı kast ile işlendiğinin kabul edildiği bununla birlikte, İddianame ile SSÇ'nin 2012 yılı Temmuz ve Eylül ayı içerisinde mağdureye yönelik her iki cinsel saldırı eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması talep edilmiş ise de; Temmuz ayı ile Eylül ayı arasındaki süre dikkate alındığında SSÇ ...'ın aynı suçu işleme kastıyla hareket etiğinin kabul edildiği, bu nedenle 2012 yılı Temmuz ve Eylül ayı içerisinde mağdureye yönelik gerçekleştirilen cinsel saldırı eylemlerinin aynı suç işleme kararı altında değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirildiğinin kabulü ile SSÇ hakkında iki kez TCK'nın 103/2. maddesinin uygulanması yerine zincirleme suç hükümlerinin varlığının kabuılü ile bir kez TCK'nın 103/2. ile 43/1. maddesinin uygulanmasına karar verilmiştir. Mağdurenin anlatımlarında SSÇ'nin kendisine cebir kullanmak suretiyle cinsel istismar eylemini gerçekleştirdiğine yönelik anlatımda bulunmuş ise de; SSÇ ile mağdure dışındaki kişilerinde evde bulunduğu esnada SSÇ tarafından cinsel istismar eyleminin gerçekleştirilmiş bulunmasına göre, mağdurenin iddia ettiği şekilde nitelikli cinsel istismar eylemlerinin cebir uygulanmak sureti ile gerçekleşmediği yolunda mahkememizde vicdani kanaat oluşmuş ve bu nedenle SSÇ hakkında verilen ceza TCK'nın 103/4. madde uyarınca artırılması yoluna gidilmemiştir. ATK 6. İhtisas Dairesinin 30 Haziran 2014 tarihli raporu içeriğinde Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık olarak yargılanan ... ...'in mağdureye yönelik gerçekleştirdiği cinsel saldırı nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu, SSÇ ...'in eylemleri sebebi ile ise mağduredeki ruh sağlığındaki bozulmanın arttığının belirtildiği, bu nedenle, SSÇ'nin mağdureye yönelik gerçekleştirdiği cinsel istismar eylemeleri sebebiyle mağdurenin de ruh sağlığının bozulduğu yolunda mahkememizde vicdani kanaat oluşmuş böylece SSÇ hakkında TCK'nın 103/6. maddesi uyarınca uygulama yapılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ''şeklindeki gerekçelerle hükümler kurulduğu anlaşılmıştır.

A. Mağdure Vekili ile Şikayetçi Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemleri Yönünden
Kayden 08.09.1998 doğumlu olup mahkemece ifadesinin alındığı 13.03.2015 tarihinde on beş yaşından büyük olan mağdurenin sanıktan şikayetçi olmadığını beyan etmesi karşısında, mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle baroca tayin edilen vekilin hükmü temyize hakkı bulunmadığı ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yokluğunda yapılan yargılamaya ilişkin olarak Mahkemelerce re'sen ihbarda bulunulmasının zorunlu olup olmadığı hususunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılan toplantı sonucunda verilen 13.12.2019 gün ve 2019/6 Esas, 2019/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Bakanlığa bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığının kabul edilmesi ve 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağının anlaşılması karşısında, mağdure vekili ile şikayetçi Bakanlık vekilinin davaya katılma ve hükmü temyize hakkı bulunmağı anlaşıldığından vaki temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 317 inci maddesi gereğince reddine, karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.

B. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu açıklamalar doğrultusunda olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/252 Esas sayılı dosyasında mağduru bulunduğu olayla ilgili 12.03.2012 tarihli ifadesinde ... ... isimli kişinin istismar olayından bahsetmesine rağmen iddiasına göre daha eski olduğu anlaşılan mevcut dosyaya konu olaya ilişkin bir anlatımda bulunmaması, mağdurenin aşamalarda başka delille desteklenmeyen çelişkili ifadeleri, suça sürüklenen çocuğun savunmaları, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre suça sürüklenen çocuğun eylemleri gerçekleştirdiğinin şüphede kaldığı nazara alındığında hakkında iddianamede belirtilen suçlardan beraat kararları verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

A. Mağdure Vekili ile Şikayetçi Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemlerinin İncelemesinde
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 2015/13 Esas, 2015/261 Karar sayılı kararına yönelik mağdure vekili ile şikayetçi Bakanlık vekilinin temyiz istemlerinin, 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

B. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İsteminin İncelenmesine Gelince
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 2015/13 Esas, 2015/261 Karar sayılı kararına yönelik suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

06.12.2023 tarihinde karar verildi.