SUÇLAR: Kamu kurum ve kuruluşları, vb.tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2015/249 Esas, 2015/330 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158 inci maddesinin birinci fıkrasının d bendi, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 2.400,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin birinci fıkrası, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, karar verilmiştir.

Sanık, noterde düzenlenen vekaletname için vekil edenin isim beyan ettiğini, kendisinin kimlik ibraz etmediğini, bu nedenle suç oluşmadığını, katılanın aracın bedelini çek ile aldığını, zararının olmadığını beyan ederek hükmü temyiz etmiştir.

1.Katılanın kendisine ait... plaka sayılı aracını satmak için sahibinden.com isimli internet sitesine ilan verdiği, sanığın kendisini arayarak temas kurduğu ve telefonda aracın satımı hususunda anlaştıkları, 03.03.2015 tarihinde sanığın İzmir'e gelip arabayı gördüğü ve 30.03.2015 vadeli çeki ile ödeme yapmak istediğini söylediği, katılanın da kabul ettiği, katılanın çek üzerindeki asıl çek sahibini bankadan sorup ödeme güçlüğü olmadığı bilgisini aldıktan sonra İzmir 6. Noterliği'ne gittikleri, katılanın kendisini... olarak bildiği sanığa vekalet verdiği, aldığı çekin karşılıksız çıkması sonucu yaptığı araştırmada sanığın, kimliğini doğru söymediği ve kendisi gibi birden çok kişiyi dolandırdığını öğrenmesi üzerine şikayetçi olması nedeniyle başlatılan soruşturmada; sanığın, kardeşine ait sürücü belgesini noter dairesindeki araç satış sözleşmesinde kullanmak suretiyle resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu, ayrıca Trafik Tescil Büro Amirliğinin maddi varlıklarından sayılan kardeşine ait sürücü belgesini kullanmak suretiyle, kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunmuştur.

2. Sanık savunmasında; katılan ile Geely marka aracını almak için anlaştıklarını, kendisini kardeşi olan... diye tanıttığını,...'in sürücü belgesini kullanarak resmi işlemi yaptığını, başka suçtan aranması olduğu için kendi kimliğini kullanmadığını, aldığı vekalet ile aracı İlker Kanç isimli şahsa borcuna karşılık sattığını, araç karşılığında verdiği 30.03.2015 keşide tarihli çekin karşılıksız çıktığını, çekteki ciro imzası ile 04/03/2015 tarihli noter araç satış sözleşmesindeki... imzasının kendisine ait olduğunu, aldığı aracın pek sağlam olmaması nedeniyle elinden çıkarmak için tekrar sattığını, üzerine atılı dolandırıcılık suçunu kabul etmediğini, çekin gerçek çek olduğunu beyan etmiştir.

3. Katılan, sanığın UYAP ortamından alınan eşgal bilgileri fotoğrafından sanığı teşhis etmiştir.

4. Mahkeme, sanığın üzerine atılı suçları işlediğini sabit görerek temyize konu mahkumiyet hükümleri kurmuştur.

A. Kamu Kurum ve Kuruluşları vb Tüzel Kişiliklerin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçu Yönünden

1. İzmir 9.Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2015/249 Esas, 2015/330 Karar sayılı kararında, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin ve unsurları itibarıyla oluştuğunun ve de sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilirken yeterli ve hukuka uygun gerekçe belirtildiğinin anlaşılması nedeniyle hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

B. Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Yönünden

1. Sanığın gerek katılandan araç satışı için İzmir 6. Noterliğinde vekalet alırken, gerekse katılandan aldığı vekalete istinaden, Adana 9. Noterliğinde aynı aracın başkasına satış işlemleri sırasında, kardeşi...'e ait sürücü belgesini kullanmak suretiyle kendisini... olarak tanıttığı dikkate alındığında, eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 206.maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğu kabul edilmiş ise de;
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve 5237 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisine beyanda bulunulması gerektiği, ancak somut olayda bahsi geçen her iki belge için de muhatap olan noterin kamu görevlisi sıfatı bulunmadığından, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturmadığı kabul edilerek tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.

2. Kabule göre; sanığa isnat edilen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçundan dolayı kurulan hükümde, 24.10.2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 23 üncü ve 24 üncü maddeleri ile düzenlenen 5271 sayılı Kanun'un 250 ve 251 inci maddelerindeki "Seri Muhakeme Usulü” ve “Basit Yargılama Usulü'nün uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendi ile "01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" şeklinde sınırlama getirilmiş ise de; hükümden sonra, 16.03.2021 tarih ve 31425 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli 2020/81 Esas ve 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin basit yargılama usulü yönünden; 02.08.2022 tarih ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli 2020/87 Esas ve 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış” ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.

A. Kamu Kurum ve Kuruluşları vb Tüzel Kişiliklerin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçu Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2015/249 Esas, 2015/330 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle, ONANMASINA,

B. Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 9.Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.12.2015 tarihli ve 2015/249 Esas, 2015/330 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

05.12.2023 tarihinde karar verildi.