Davanın kısmen kabulü

Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın el atmanın önlenmesi ve kal taleplerinin kabulüne, ecrimisil talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili; davaya konu 4392 parsel sayılı taşınmazda davalının ... yapı yapması nedeniyle haksız el atma meydana geldiğini, taşınmaz üzerinde bulunan petrol istasyonuna ait 2 katlı bina inşa edildiğini, davalının bu taşınmazı elinde bulundurduğu süre boyunca taşınmazdan petrol istasyonu olarak yararlandığını ileri sürerek, el atmanın önlenmesine, ... yapının kal’ine, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafından davacının taşınmazına el attığı iddia edilen 4390 parsel sayılı taşınmazın 04.11.2016 tarihinde satın alındığı, davalının, davacının maliki olduğu 4392 parselde kayıtlı bulunan taşınmaza el attığı, davalının sahibi olduğu taşınmazda bulunan benzinlik binasının davacının parseline tecavüz edecek şekilde ... olarak yapıldığı gerekçesiyle el atmanın önlenmesi ve kal isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından kendi taşınmazın da davacının taşınmazına da herhangi bir yapı yapılmadığını, her ne kadar dava tarihi itibariyle taşınmazın tapu maliki olsa da taşınmazı mülkiyetini iktisap ettiği 04.11.2016 tarihinden sonra dahi taşınmazı fiilen hiç kullanmadığını, ... olduğu öne sürülen yapının 20 yıl önce davacının babası tarafından yaptırıldığının ve halen de davacının babası tarafından kullanıldığının yapılan keşif sırasında tespit edildiğini, müvekkiline yöneltilen davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 4390 parselin, evvelce müvekkilinin bayiliğini yapmış olan ... Petrol Ltd Şti.’nin mülkiyetinde iken müvekkili şirket tarafından adı geçen bayinin müvekkiline olan borcu nedeniyle icra satışı sonucunda alacağa karşılık alındığını müvekkili tarafından bu taşınmazın mülkiyeti alındıktan sonra üzerinde herhangi bir yapı yaptırılmadığını, müvekkili şirketin 2012’den sonra taşınmazı kullanmadığını, hiçbir zaman kötü niyetli işgalci durumunda olmadığını, müvekkiline haksız işgalin varlığına ve sona erdirilmesi gerektiğine dair davacı tarafından herhangi bir ihtarda da bulunulmadığını, davacının dava dilekçesinde ecrimisil talebini müvekkili tarafından kendi parseline tecavüz edecek şekilde ... inşaat yapıldığı olduğu iddiasına dayandırdığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; aşamalardaki ve istinaf başvurusundaki savunmalarını tekrarla belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

el atmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.

Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.

Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683 üncü maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.

1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kayda üstünlük tanınmak suretiyle verilen kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.