DANIŞTAY
ONUNCU DAİRE
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten ..., ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'un Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde 26/04/2016 tarihinde gerçekleştirilen bademcik ameliyatına ilişkin takip ve tedavilerdeki hatalı tıbbi uygulamalar sonrasında beyin infarktı ve sol hemipleji gelişmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık ... için 20,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi, ... ve ... için 100.000,00 'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 500.020,00 TL tazminatın 26/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu raporunda yapılan tespitler ile dosyada bulunan bilgi ve belgeler birlikte incelendiğinde, davalı idarenin dava konusu olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, olayda maddi tazminat koşullarının oluşmadığı görülmekle maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı, öte yandan, Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27/04/2020 tarihli kararına istinaden Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 29/04/2020 tarihli yazısı ile Mahkemeden, ... hakkında mütalaa düzenlenebilmesi için Gazi Üniversitesi Hastanesinden bazı bilgi ve belgelerin temin edilerek gönderilmesi istenilmesi üzerine, bu bilgi ve belgelerin temin edilerek gönderilmesinin davalı idareden istenildiği, bu kapsamda, istenilen bazı bilgi ve belgelerin gönderildiği, bununla birlikte, Mahkemeye sunulan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığının ... tarih ve E... sayılı yazısı ile cevaben; "Kliniğimiz standart uygulama prosedüründe; preoperatif değerlendirme fişi, yazılı onam formu, anestezi takip fişi ve derlenme ünitesi formu hasta dosyası içerisine ilave edilerek muhafaza edilmektedir. Yapılan incelemede ve Başhekimlikten yapılan yazılı istem ile hasta dosyasına ulaşılamamıştır. Bu nedenle bu belgelerin orjinal formu temin edilememiştir. Ancak hastane otomasyon sistemi üzerinden temin edilen veriler ışığında bu olguda premedikasyon amacı ile oral midazolam kullanıldığı, sevofluran anestezisi ile indüksiyon ve idame sağlandığı, kas gevşetici antagonize etmek için atropin/neostigmin verildiği, İV sıvı için SF %0.09 NaCL solüsyonu kullanıldığı anlaşılmaktadır." bilgilerinin verildiği görüldüğünden, davalı idarenin davacı ... hakkındaki kayıtları düzgün tutmadığı ve/veya muhafaza etmediği, tıbbi kayıtlardaki bu eksiklikler nedeniyle davacıların, idarenin kusurunun bulunduğu yönünde ömür boyu şüphe duyacakları, bunun ise endişe ve üzüntüye yol açacağı göz önüne alındığında, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, bu durumda; davacı ...'un, ömür boyu sürecek ağır engelli hali nedeniyle oluşacak manevi zararlara karşılık olmak üzere, takdiren davacı ... için 100.000,00 TL, babası ... için 25.000,00 TL ve annesi ... için 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihi olan 26/12/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece, davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin kısmı yönünden ise davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; Mahkemece idarenin sağlık hizmetlerinin yürütülmesi aşamasında herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, idareye ve sağlık çalışanlarına atfı kabil herhangi bir kusurun bulunmadığının tespitine yönelik görüş ve kanaatin belirtildiği, bu kanaatin oy birliğiyle alındığı, anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğunun görüldüğü, bu durumda, davacı vekili tarafından bu olayın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddia edilmekte ise de; davacıların maddi ve manevi yönden zararına neden olan olayın idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığının, sağlık personelinin olayda kusurunun bulunmadığının Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu'nun raporu ile açık olması karşısında, meydana gelen zarar ile idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların istinaf isteminin reddine, davalı idare istinaf isteminin kabulüne, Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat istemi yönünden yeniden incelenen davada; davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, hastanın hastaneye müracaat tarihi ile hastanın opere edildiği tarih arasında geçen 22 günlük süre içerisinde hastanın ameliyata hazır olup olmadığını tespit edecek herhangi bir tahlilin yapılmadığı, 04/04/2016 tarihinde küçük ...'e kan tahlili yapıldığı, akciğer grafisinin çekildiği, çekilen akciğer grafisinde her ne kadar sorun görülmese de, kişide enfeksiyon olması halinde artış gösteren WBC (Lökosit)'in normal değerlerinin üzerinde olduğunun yapılan kan tahlilinden anlaşıldığı, söz konusu muayenelerin dışında ...'in ameliyat edildiği tarihten (26/04/2016) önce ...'e kan tahlili yapılmadığı, akciğer grafisinin çekilmediği, 26/04/2016 tarihinde ise ...'in tetkiksiz ameliyat edildiği, bu hususa Adli Tıp Kurumu raporunda açıkça yer verildiği, ancak raporda bu konuda bir noksanlığın olduğu konusuna hiç girilmeksizin 22 gün önceki verilerle ameliyat yapılması doğruymuş gibi sonuca varıldığı, hasta bronşektazi iken ve bu husus ameliyatı yapacak kişilerce bilinmezken KBB tarafından bademcik ameliyatına alındığı, kaldı ki ameliyat öncesinde bu hususu saptar bir incelemenin de yapılmadığı, 22 gün önceki verilerle ameliyata girildiği, raporda bu husus üzerinde hiç durulmadığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından bronşektazinin varlığı halinde bademcik ameliyatı yapılıp yapılamayacağı, bronşektazinin varlığı halinde 4 yaşındaki hastanın anestezi koşullarına, ameliyat ağrılarına, ameliyat esnasında ve sonrasında verilen ilaçlara dayanıp dayanamayacağı hususunun hiçbir şekilde sorgulanmadığı ve bu konuyu aydınlatır bir rapor tanzim edilmediği, gerek operasyon öncesindeki tanı ve tetkik eksiklikleri, gerek kan tahlillerindeki enfeksiyon bulguları, gerekse sonradan anlaşılan ve tıbbi evraklara yansıyan mevcut bronşektazi tanısına rağmen Adli Tıp Kurumunun operasyon öncesi akciğer enfeksiyonu geçirildiğine dair tıbbi verinin bulunmadığı yönünde kanaat bildirmesinin somut gerçeklerle bağdaşmadığı, ameliyat sonrası meydana gelen rahatsızlık komplikasyon olarak nitelendirilse bile komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği, hastada nörolojik bir sorunun olduğunun tespitinde ve nöroloji bölümüne sevkinde bir gecikme olup olmadığı hususlarının raporda değerlendirilmediği, ameliyat sonrasında saat 11: 00-20: 30 arasında neler yaşandığının kayıtlı olduğu bir evrağın dosyada bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY:
Dosyanın incelenmesinden; 4 yaşındaki davacı ...'un, babası ... ve annesi ... ile birlikte, bademciğinin şişmesi ve solunumda sorun yaşaması şikayetiyle 04/04/2016 tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezine başvurduğu, ameliyat önerilmesi üzerine anılan hastanede 26/04/2016 tarihinde bademcik ameliyatının gerçekleştirildiği, ameliyat sonrasında hayati tehlike oluşturan ciddi bir komplikasyon olan beyin infarktı meydana geldiği, bu komplikasyona bağlı olarak davacı ...da sol hemipleji sekeli geliştiği ve ağır engelli hale geldiği, ameliyatına ilişkin takip ve tedavilerdeki hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle yapılan adenotonsillektomi ameliyatı sonrasında beyin infarktı ve sol hemipleji gelişmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle... için 20,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi, ... ve ... için 100.000,00'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 500.020,00 TL tazminatın 26/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen... tarih ve ... karar numaralı raporda; "...'a 26/04/2016 tarihinde Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde medikal tedaviden fayda görmeyen hipertrofik tonsil tanısı ile yapılan adenotonsillektomi operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, küçüğün operasyon öncesi akciğer enfeksiyonu geçirdiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, operasyon öncesi kanama belirteçlerinin normal sınırlarda olduğu, bu tür operasyonlar sonrasında her türlü dikkat ve özene rağmen beyinde akut enfarkt alanları görülmesinin komplikasyon olarak nitelendirildiği, bu komplikasyonun fark edilerek Çocuk Nöroloji konsültasyonu istenilmesi ve sonrasında yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavisinin yapılmasının komplikasyon yönetimi olarak uygun olduğu cihetle Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde küçüğün tedavisine katılan hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu " yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Tarafların istinaf başvuruları üzerine Bölge İdare Mahkemesince, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda "...'a 26/04/2016 tarihinde Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde medikal tedaviden fayda görmeyen hipertrofik tonsil tanısı ile yapılan adenotonsillektomi operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, küçüğün operasyon öncesi akciğer enfeksiyonu geçirdiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, operasyon öncesi kanama belirteçlerinin normal sınırlarda olduğu, bu tür operasyonlar sonrasında her türlü dikkat ve özene rağmen beyinde akut enfarkt alanları görülmesinin komplikasyon olarak nitelendirildiği, bu komplikasyonun fark edilerek Çocuk Nöroloji konsültasyonu istenilmesi ve sonrasında yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavisinin yapılmasının komplikasyon yönetimi olarak uygun olduğu cihetle Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde küçüğün tedavisine katılan hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır.
...'un hastaneye müracaat tarihi (04/04/2016) ile opere edildiği tarih (26/04/2016) arasında geçen 22 günlük süre içerisinde hastanın ameliyata hazır olup olmadığını tespit edecek herhangi bir tahlilin yapılıp yapılmadığı, 04/04/2016 tarihinde küçük ...'in anne ve babası ...'in bademciğinin şişmesi ve solunumunda sorun yaşanması şikayetiyle hastaneye başvurduğunda KBB servisinin talep etmesi üzerine ...'e kan tahlili yapıldığı, ...'in akciğer grafisinin çekildiği, çekilen akciğer grafisinde her ne kadar sorun görülmese de, kişide enfeksiyon olması halinde artış gösteren WBC (Lökosit)'in normal değerlerinin üzerinde olduğunun yapılan kan tahlilinden anlaşıldığı görülmekle söz konusu muayenelerin dışında ...'in ameliyat edildiği tarihten (26/04/2016) önce...e kan tahlilinin yapılıp yapılmadığı, akciğer grafisinin çekilip çekilmediği, 26/04/2016 tarihine gelindiğinde ise ...in tetkiksiz ameliyat edilip edilmediği, hasta bronşektazi iken ve bu husus ameliyatı yapacak kişilerce bilinmezken KBB tarafından bademcik ameliyatına alınıp alınmadığı, bronşektazinin varlığı halinde bademcik ameliyatı yapılıp yapılamayacağı, bronşektazinin varlığı halinde 4 yaşındaki hastanın anestezi koşullarına, ameliyat esnasında ve sonrasında verilen ilaçlara dayanıp dayanamayacağı, ayrıca ameliyatta bulunan anestezi teknikeri ve anestezi uzmanının ifadesine başvurulurken, 26/04/2016 tarihinde gerçekleşecek ameliyata onay veren pediatri uzmanının gerçekleşecek olan ameliyata hangi koşullarda onay verdiği ve hastanın fenalaşması sonucu süreci yöneten pediatri uzmanının sürece müdahalesinin ne şekilde olduğu, ameliyat sonrası meydana gelen rahatsızlık komplikasyon olarak nitelendirilse bile komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği, hastada nörolojik bir sorunun olduğunun tespitinde ve nöroloji bölümüne sevkinde bir gecikme olup olmadığı, hususlarında tatmin edici açıklamaya yer verilmediği görülmekte olup bu hususların ayrıntılı şekilde izah edilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla konuyla ilgili uzman hekimlerin (göğüs hastalıkları uzmanı ve enfeksiyon hastalıkları uzmanının da bulunduğu) katılımının sağlandığı Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 02/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.