DANIŞTAY
SEKİZİNCİ DAİRE
Dava konusu istem: Davacının ailesi ile birlikte yaşadığı evde 31/01/2012 tarihinde meydana gelen yangına müdahale hususunda davalı idarelerin kusurlarının bulunduğu iddiasıyla yangında hayatlarını kaybetmeleri nedeniyle desteklerinden yoksun kaldığı babası ... için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi; annesi ... için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi; kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 35.000,00 TL manevi; kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 35.000,00 TL manevi; kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 35.000,00 TL manevi; kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 35.000,00 manevi; kardeşi ... için 1.000,00 TL maddi, 35.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 282.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
.. İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; evde çıkan yangın olayının 31/01/2012 tarihinde meydana geldiği ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi hükmü uyarınca fiil tarihinden itibaren 1 yıl içinde yani en son 31/01/2013 tarihinde idareye başvuru yapılması gerekirken zararın tazmini için bu süre geçirildikten çok sonra davalı idarelere başvuru yapılarak zararın tazmini istendiğinden açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Danıştay Sekizinci Dairesinin 17/09/2020 tarih ve E: 2018/6356, K: 2020/3661 sayılı kararı ile ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin "(...) ilk derece mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığa bakan idare mahkemesince davacının adli yardım talebi hakkında bir karar verilmeksizin hüküm kurulmuş olması nedeniyle işin esasına girilmesi mümkün görülmeyerek adli yardım talebinin karara bağlanabilmesi için İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına(...)" yönelik ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulması üzerine bozma kararına uyularak, istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı; öte yandan kamu görevlilerince yangına müdahale edilmediği iddiasına ilişkin olarak ceza soruşturmasının devam etmesi nedeniyle davada süre aşımı bulunmadığı öne sürülmekte ise de, ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma izni verilmesinin talep edildiği, ancak ilgili idarece soruşturma izni verilmemesi üzerine bu işleme karşı yapılan itiraz sonucu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Eğil Kaymakamlığı kararının kaldırıldığı, yapılan soruşturma sonucunda kamu görevlilerinin kusurlu olmalarının tespiti halinde 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan sınırlamalar dahilinde söz konusu yeni durum göz önünde bulundurularak maddi ve manevi tazminat davası açılabileceğinin açık olduğu belirtilerek davacının istinaf başvurusunun bu açıklama ile reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturmanın halen sonuca bağlanmadığı, "eylem tarihi" ifadesinin olayın gerçekleştiği tarih olarak algılamanın doğru olmadığı, eylemin idariliği ve doğurduğu zararın bazen eylemin yapılması ile birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabildiği, itfaiye ekiplerinin yangının gerçekleştiği olay mahalline çok geç vardığı, ilçe belediyesine bağlı itfaiye ekiplerinin ise olay yerine hiç gelmediği, köy yollarının kar kaplı olmasından kaynaklı yaşanan gecikmede bu yolların temizliği ve bakımından sorumlu olan Diyarbakır İl Özel İdaresinin de kusurunun bulunduğu, soruşturma sonucunda faillerin tespit edilmesi halinde yeniden dava açılabileceğinin belirtilmesinin idare hukuku ilkelerine göre sorumluluğun tespitinden uzaklaşılarak idareye atfedilecek kusurun soruşturma sonucuna bağlanmasına sebep olacağı, bu durumun idare hukuku ilkeleri ile bağdaşmayacağı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, kararın bozulmasını gerektirecek sebep bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuş, diğer davalılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, davacının adli yardım talebi kabul edildiğinden temyiz aşamasında tahsil edilmeyen yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin olarak Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 13/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
(X)--Dava; davacının ailesi ile birlikte yaşadığı evde 31.01.2012 tarihinde henüz on altı yaşında iken meydana gelen yangına müdahalede davalı idarelerin kusurlarının bulunduğu iddiasıyla davacının anne, babası ve kardeşlerinin yangın sebebiyle vefatından doğan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 90. maddesinin son fıkrasında, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralı yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde; "1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. 2. Görevli olmayan adli (…) yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." hükümlerine yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 51. maddesinde dava ehliyetinin medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Fil ehliyeti ise Türk Medeni Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca kişinin kendi fiilleriyle hak edinip, borç altına girebilmesi olarak tanımlanmıştır. Öte yandan, aynı Kanun'un 10. maddesinde ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde erginliğin onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin bulunmadığı, 16. maddesinde ayırt etme gücüne sahip küçüklerin yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri kurala bağlanmıştır.
İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için; maddi olayın, zarara sebep olan eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya konulabilir hale gelmesi zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem bulunmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Dolayısıyla zarara sebep olan eylemin idariliği ve yol açtığı zarar bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme, kesin sağlık raporları ve ceza yargılaması sonucunda ortaya çıkabilmektedir.
Dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreye ilişkin mevzuat kurallarının yorumlanmasında kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınmak gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; 31/01/2012 tarihinde davacının evinde çıkan yangın nedeniyle meydana gelen ölüm olayı hakkında yürütülen soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yangının sobadan çıkan kıvılcımdan kaynaklandığı, herhangi bir şüpheli durum olmadığı, kişilerin yangın olayı sonucunda hayatını kaybettiği sonucuna varılarak ... tarih ve Sor. No:..., Karar No:... sayılı kararla kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği, bu kararın o tarihte henüz reşit olmayan davacının ceza davasındaki müdafisine tebliğ edildiği, davacının kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilen soruşturma dosyasını 26/09/2016 tarihinde incelemek istemiyle Savcılığa başvurduğu, dosyayı incelemesinden sonra hem soruşturma dosyasından elde edilen bilgiler hem de davalı idarelerle yapılan yazışmalar sonucunda davalı Diyarbakır Büyükşehir Belediye itfaiye görevlilerinin olay yerine geç geldiği, davalı Eğil Belediyesi itfaiye görevlilerinin ise ulaşım sağlanamadığından dolayı olay yerine gelmediğini öğrendiğini belirterek bahse konu belediyelere ve olay tarihinde köy yollarının bakımından sorumlu olan tüzel kişiliği kaldırılmış Diyarbakır İl Özel İdaresi'nin kusuru bulunduğu iddiasıyla davalı İçişleri Bakanlığı'na 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca zararlarının tazmini istemiyle başvuruda bulunduğu, başvuruların reddi üzerine temyizen bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
31/01/2012 tarihinde meydana gelen yangın olayının soruşturulması sonucu kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişse de söz konusu soruşturmanın genel olarak yangının nasıl çıktığının belirlenmesi ve bu konuda suç isnat edilebilecek birinin bulunup bulunmadığına yönelik olarak yürütüldüğü, bu kararın 07/02/2013 tarihinde o tarihte reşit olmayan davacının müdafisine tebliğ edildiği ve fakat UYAP üzerinden yapılan sorgulamada davacıya vasi tayin edildiğine ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığı görülmektedir.
Olayda, tebliğ edilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda kamu mercilerinin sorumluluğu bulunduğu ihtimalini akla getirecek herhangi bir bilginin bulunmadığı, yangın ihbarı ve ekiplerin olay yerine intikali arasındaki sürenin soruşturma dosyası içerisinde bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi itfaiye raporu ile öğrenilebileceği, bunun içinse dosyanın incelenmesi gerektiği, kişilerin adli makamlar nezdinde kendilerini ilgilendiren soruşturmaların akıbetini takip etme konusunda gerekli özeni göstermesi gerektiği; ancak kişilerin kendilerinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediklerinin olayın özelliği dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği (benzer konuda bkz: AYM, 06.10.2021 tarih ve 2018/35788 sayılı Bireysel Başvuru kararı, § 47), davacının olay tarihi ile kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanan ilk soruşturma sırasındaki yaşı ve kendisine vasi atanmadığı göz önüne alındığında 26/09/2016 tarihinde soruşturma dosyasının incelenmesi ile başlayan ve yapılan yazışmalarla devam eden süreçte eylemin idariliğini öğrendiği yönündeki iddiasının adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi açısından kabulü gerektiği, bu durumda, yangın tarihinde ergin olmayan davacının dava ehliyetine sahip olduktan sonra 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca başvuruda bulunup bulunmadığının araştırılmasından sonra dava açma süresinin irdelenmesi gerektiği, aksi uygulamanın davacıya aşırı bir külfet yüklediği ve dava açma hakkını zorlaştıracağını düşündüğümden aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
(XX)-Dava; davacının ailesi ile birlikte yaşadığı evde 31/01/2012 tarihinde meydana gelen yangına müdahale noktasında davalı idarelerin kusurlarının bulunduğu iddiasıyla davacının anne, babası ve kardeşlerinin yangın sebebiyle vefatından doğan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; 90. maddesinin son fıkrasında, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralı yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde; "1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. 2. Görevli olmayan adli (…) yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." hükümlerine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; 31/01/2012 tarihinde davacının evinde çıkan yangın nedeniyle meydana gelen ölüm olayı hakkında yürütülen soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yangının sobadan çıkan kıvılcımdan kaynaklandığı, herhangi bir şüpheli durum olmadığı, kişilerin yangın olayı sonucunda hayatını kaybettiği sonucuna varılarak ... tarih ve Sor. No:..., Karar No:... sayılı kararla kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği, davacının davalı idarelerle çeşitli tarihlerde yaptığı yazışmalara göre haricen yaptığı araştırma sonrasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince yürütülen itfaiye hizmetinin geç işlediği, Eğil Belediyesince yürütülmesi gereken itfaiye hizmetinin ise hiç işlemediği, Diyarbakır İl Özel İdaresinin karla kaplı köy yollarının ulaşıma açık halde bulunduracak şekilde bakımını yapma görev ve hizmetini yerine getirmediği iddiasıyla ilgili kamu görevlileri hakkında 08/03/2017 tarihinde suç duyurusunda bulunduğu, 4483 sayılı Kanun'a göre yürütülen usuli süreç sonunda en son ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; "İncelenen dosyada, ön inceleme raporu ve eki belgeler ile itiraz dilekçesinde yer alan iddiaların, olay gününde yolların kar nedeniyle kapalı olduğu yönündeki bilirkişi belirlemesi, hakkında ön inceleme yapılanların görev tanımı ve hizmet olanaklarının varlığına/yokluğuna yönelik çekişmeyle birlikte değerlendirilmesinden; olayda adli soruşturma yapılmasına yeter derecede suç şüphesinin olduğu, bu kapsamda yangının öğrenilmesi üzerine yangına müdahale yönünde ne gibi girişimlerde bulunulduğunun, olay tarihi itibariyle yolların kar nedeniyle kapanmaması için çalışma yapılıp yapılmadığının, yapıldıysa bunun yeterli olup olmadığının, süreçte kusur ve cezai sorumluluk olup olmadığının kapsamlı şekilde yapılacak ceza soruşturması (gerektiğinde yapılacak keşif, yaptırılacak teknik incelemeler, temin edilecek başkaca bilgi ve belgeler, ayrıca başvurulacak ifadeler vb. delliller) ile ortaya konulabileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmış, dolayısıyla soruşturma izni verilmemesine yönelik itiraz konusu kararda hukuka uygunluk görülmemiştir." gerekçesiyle iki kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmesine karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda, davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın, davalı idarelere yükletilebilecek bir eylemden kaynaklanıp kaynaklanmadığının yapılacak ceza soruşturması sonucunda belirlenebileceği dikkate alındığında; davacının, idari faaliyet ile illiyet bağının tam olarak kurulamadığı olay tarihi (31/01/2012) esas alınarak zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmasının beklenmesinin, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceği ve davacıya makul sebeplere dayanmayan bir külfet yükleyeceği anlaşıldığından, olayla ilgili olarak soruşturma izni henüz verildiğinden ve soruşturma halen devam ettiğinden, soruşturma sonuca bağlanmadan önce yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine ceza soruşturması sonucunda dava açma imkânı olan davacının bu aşamada açtığı davanın süresinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu kararın bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.