TEMYİZ EDEN (DAVALI): ... Belediye Başkanlığı/...

Dava konusu istem: Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parseli kapsayan alana yönelik parselasyonun kabulüne dair ... tarih ve ... sayılı Muratpaşa Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.

... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, ... ada, ... sayılı parselde bulunan ruhsatlı yapının tek bir imar parseli içinde bırakılması gerekirken yapının bulunduğu imar adasının iki ayrı imar adası haline getirildiği, uyuşmazlığa konu parselasyon işleminin mevzuata, parselasyona ilişkin dağıtım ilke ve tekniklerine uygun olarak düzenlenmediği anlaşıldığından, işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek ve parselasyon işleminin bireysel bir idari işlem olduğundan bu işleme karşı dava açma süresinin işlemeye başlaması için askı ilanının yeterli olmadığı, ayrıca işlemin taşınmaz maliklerine tebliğ edilmiş olmasının da gerektiği, işlemin muhataplarına tebliğ edilmemiş olması durumunda ise, dava açma süresinin öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağının açık olduğu, uyuşmazlıkta davalı idarece, dosyaya dava konusu parselasyon işleminin davacılara tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir belge sunulmadığı gibi işlemin davacılara tebliğ edildiğine dair bir savunma da yapılmadığı görüldüğünden, davacıların dava konusu işlemi öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde açılan bu davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varıldığı, açıklaması eklenmek suretiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya uygunluk bulunmayan Bölge İdare Mahkemesi kararının Dairemiz kararında belirtilen gerekçelerle bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY:
Antalya ili, Muratpaşa ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parseli kapsayan alana yönelik parselasyon, ... tarih ve ... sayılı Muratpaşa Belediye Encümeni kararı ile kabul edilmiştir.
Bakılan dava, yukarıda belirtilen parselasyon işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne, 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralına yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrasında ise kararın dayandığı "hukuki sebepler" ile "gerekçe", kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralına yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesinde de; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralına yer verilmiştir.
Bu açık hükümler, yargı kararlarının yalnızca bir sonuca değil, o sonuca hangi hukuki ve maddi gerekçelerle ulaşıldığının gösterilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yargı makamlarının kararlarını gerekçelendirme yükümlülüğü, hem bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruma hem de yargının şeffaflığı ve denetnelebilirliği ilkelerini gerçekleştirme yönünden hayati öneme sahiptir. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, yargılamanın yalnızca şekli kurallar çerçevesinde değil, aynı zamanda içerik bakımından da hukuka uygun yürütülmesini güvence altına alır. Gerekçeli karar ilkesi, bireyin kararın içeriğini anlayarak üst yargı mercilerine başvurma hakkını kullanabilmesinin güvencesi olduğu gibi, kamuoyunun yargıya olan güveninin temininde de kilit bir rol oynar.
Bununla birlikte, gerekçeli karar hakkı, davanın taraflarının ileri sürdüğü her iddianın ayrıntılı bir şekilde karşılanmasını gerektirmediği gibi, temyiz mahkemelerinin ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları gerekçelerini tekrarlamaksızın onamalarına da engel teşkil etmemektedir. (AİHM Kararları: Ruiz Torija/İspanya, Seri A no. 303-A, 09/12/1994, p. 29; Suominen/Finlandiya, no. 37801/97, 01/7/2003, p. 36; Hadjianastassiou/Yunanistan, no.12945/87, 16/12/1992, p.33; Tatişvili/Rusya, no. 1509/02, 22/02/2007, p.58; Gorou (no2)/Yunanistan, no. 12686/03, 20/3/2009, p.38,42; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, 27/09/2001, p.30,32; Van de Hurk/Hollanda, no: 16034/90, 19/4/1994, p. 61)
Bu bağlamda, soyut, genel ve belirsiz kavramların ya da kanunda yer alan ifadelerin tekrarından ibaret olan veya maddi ve hukuki unsurların yüzeysel bir şekilde ele alındığı gerekçelendirme türü, yetersiz gerekçelendirme olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla, soyut yasal ifadelerin tekrarı tek başına yeterli kabul edilmemekte; yasada yer alan soyut kavramların analiz edilerek gerekçelerle somutlaştırılması gerekmektedir. (AİHM Kararları: Georgiadis/Yunanistan, no. 21522/93, 29/5/1997, p.40-43; H./Belçika, no. 8950/80, 30/11/1987, p.53)
Aynı doğrultuda, Anayasa Mahkemesince de ilke olarak, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede, mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu, bu sonuca ulaşırken kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda oldukları ifade edilmiş olup, "makul gerekçe"nin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği vurgulanmıştır. Zira tarafların, davada hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymalarının yeterli olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, kanun yolu mercilerince onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde, alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçelerin kabul edilmiş sayılacağı, bu nedenle anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmadığı ifade edilmiştir. (AYM Kararı: Başvuru No: 2013/1235, 13/06/2013, p.23-25)
Öte yandan, içtihatların oluşmasında, yargı kararları arasında yeknesaklığın, bütünlüğün ve hukuki güvenilirliğin sağlanmasında, çelişkili ve beklenmedik kararların azalmasında ve hukukun gelişmesinde gerekçenin yol gösterici ve eğitici rolünün büyük olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde altmış (60) gün olduğu; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kurala bağlanmıştır.
Özel kanun olan 3194 sayılı İmar Yasasının 19. maddesinde; "İmar planlarına göre parselasyon planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir (1) ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Tashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır. Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre re'sen tanzim ve tesis ederler." hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Sürelerle İlgili Genel Esaslar" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında, sürelerin tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı, aynı Yasa'nın "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 4. fıkrasında da, ilânı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilân tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri, kurala bağlanmıştır.
Yasa koyucu, idari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açma tehdidi altında kalmasını engelleyebilmek için, idari işlemlerin ilgililerince ve belli sürede dava konusu edilebileceğini öngörerek kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak istemiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere, idari davalarda dava açma süresinin başlangıç tarihi idari işlemin tebliğ, yayın veya ilân tarihidir. Ancak, yasada öngörülen bu durumların söz konusu olmadığı hallerde, davacının dava konusu işlemi öğrenme tarihinin, iyiniyet kuralları çerçevesinde, olayın özelliği ve niteliği gözönünde tutulmak suretiyle yargı organınca belirleneceği kuşkusuzdur. Başka bir anlatımla, yazılı bildirimle ilgililerin idari davaya konu edecekleri işlemden haberdar olmaları amaçlanmış olduğundan, yazılı bildirimin bulunmadığı hallerde dava açma süresinin, ilgililerin işlemden haberdar oldukları tarihten itibaren hesaplanması gerekmektedir. Nitekim, 2577 sayılı Yasa'da ilgililerin idari işlemi öğrenmeleri üzerine dava açmalarını engelleyen bir hüküm de bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu parselasyonun ... tarih ve ... sayılı Muratpaşa Belediye Encümeni kararı ile kabul edildiği, 04/06/1998 tarihinde gazetede ilan edildiği, 08/06/1998-07/07/1998 tarihleri arasında askı ilanının yapıldığı, ... tarihli, ... sayılı Antalya Muratpaşa Belediyesi Harita Müdürlüğü yazısı ile de tescil için Antalya Kadastro Müdürlüğü'ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, dosya kapsamında taşınmazın parselasyonun yapıldığı tarihteki maliki olan davacılar murisine tebliğ edildiğine ilişkin herhangi bir bilgi-belgeye rastlanmadığı gibi, İdare Mahkemesince verilen ... tarihli, E:... sayılı ara kararına davalı idarece verilen yanıtta, parselasyonun davacıların murisine tebliğ edildiğine dair bir beyanda da bulunulmadığı görülmektedir.
Parselasyon, mülkiyet hakkının içeriğine müdahale ederek onu yeniden biçimlendiren ve düzenleyen, tek yanlı, bireysel nitelikteki idari işlemleri ifade etmektedir. Bireysel işlem olması nedeniyle, parselasyona karşı açılan davalarda idari dava süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı yasa hükmü gereğidir. Bununla birlikte, ilgililerin parselasyonu tebliğ dışında başka bir yoldan öğrenme durumunun, mülkiyet hakkına dair Anayasal ve yasal güvencelerin zorunlu kılması nedeniyle tapu işlemi ve Mahkeme kararı gibi hukuksal ispat gücü olan vasıtalar ile ortaya konulması durumunda, öğrenme tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde dava açılabileceği Danıştay'ın istikrar kazanmış kararlarıyla kabul edilmektedir.
Diğer taraftan, hayatın olağan akışı içinde parselasyon işlemi sonucunda arsa vasfına kavuşan bir taşınmaza ilişkin olarak malik adına yapı ruhsatı düzenlenmesi, emlak vergisi ödenmesi, tapu işlemi yapılması gibi durumlar, iyi niyet ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak parselasyonun malik tarafından öğrenildiğinin kabulünü gerektirir.
Öte yandan, imar planının uygulamasına yönelik olarak tesis edilen bireysel işlem niteliğindeki parselasyon uygulamalarının, mülkiyet hakkına müdahale yönüyle önemi dikkate alındığında hak arama özgürlüğünün korunması gerektiği ve bu bakımdan mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlamalarda ölçülü olunması gerektiği açıktır.
Buna karşılık, idarenin süresiz dava tehdidi altında kalması, parselasyonun sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesini zorlaştıran ve mülkiyet hakkına yönelik olarak genele sirayet eden olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Uyuşmazlıkta, davalı idarece, davacılar murisinin sağlığında işleme herhangi bir itirazının bulunmadığı, dava da açılmadığı belirtilerek, parselasyon işleminin kesinleşmesinin üzerinden çok uzun bir süre geçtiği ve davada süre aşımı bulunduğuna dair itiraz edildiği, ancak dava konusu işlemin davacıya tebliğ edildiğine ilişkin somut bilgi-belge sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Keza, dava dilekçesinde, uyuşmazlığa konu parselin miras yolu ile intikalen iktisap edildiği belirtilerek, dava tarihi öğrenme tarihi olarak belirlenmek suretiyle süresinde açılan davanın kabulüne karar verilmesi istenilmekte ise de, parselasyonun ne zaman ve ne şekilde öğrenildiğine dair açıklayıcı hiçbir ifadeye yer verilmediği görülmektedir.
Somut olayda, İdare Mahkemesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenerek dosya kapsamına alınan raporda parsel üzerinde işyeri amaçlı yapı bulunduğu tespitine yer verildiği de dikkate alındığında, 1998 tarihinde yapılan dava konusu parselasyonun iptali istemiyle 2019 yılında dava açıldığı ve davalı idarece dava hakkında süre aşımı itirazında bulunulduğu gözetilerek süre konusunun, yukarıda izah edildiği şekilde resmi verilerin araştırılması suretiyle açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu durumda, her ne kadar davalı tarafından yapılan süre aşımı itirazına ilişkin hiçbir gerekçe içermeyen Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf incelemesinde Bölge İdare Mahkemesince süre hususuna dair değerlendirme yapıldığı görülmekte ise de, uyuşmazlıkta araştırılması gereken hususlar bulunduğu ve bu bağlamda davaya konu parselin davacılar murisi adına ne zaman tescil edildiği, parsel üzerindeki yapının yapı ruhsatlı olup olmadığı, ruhsatlı ise yapı ruhsatının ne zaman düzenlendiği, davacılar murisinin ne zaman vefat ettiği, davacılara tapu devrinin ne zaman ve ne şekilde yapıldığı, davacıların tapu devrinde bulunup bulunmadığı, davacılar tarafından taşınmaz tasarrufuna ilişkin tapuda başkaca işlem yapılıp yapılmadığı durumları araştırılarak uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yönündeki Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf isteminin açıklamalı reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalının temyiz isteminin kabulüne,

2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/11/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.