TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendi adlarına asaleten ... adına
velayeten
1- ...
2- ...

İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, 30/07/2017 tarihinde Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde doğan ...'un, doğum sırasında ve sonrasında uygulanan yanlış tıbbi müdaheleler neticesinde engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık ... için 500,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, ... için 500,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, ... için 1.000,00 TL maddi ve 1.000.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.102.000,00 TL tazminatın davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyada bulunan davacının doğumuna katılan sağlık personelinin ifadeleri, konuyla ilgili olarak kadın hastalıkları ve doğum uzmanından alınan tıbbi mütalaa, Adli Tıp Kurumu raporu ile diğer tüm bilgi ve belgeler birlikte incelendiğinde; davacı ...'un 25 Temmuz 2017 tarihinde erken membran rüptürüne bağlı bebeğin suyu gelmesi şikayeti ile Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğunda 33 hafta 4 günlük gebeliğinin mevcut olduğu, yapılan ultrason muayenesinde 33-34 hafta arası gebelik ve amnion mayiinin azalmış olması nedeniyle hastanenin riskli gebelik ile ilgili birimi olan ... bölümüne danışıldığı, ... doktoru tarafından, gebeliği 34 haftalık olunca doğum önerildiği, doğuma kadar gerekli takip ve tedavinin yapıldığı, bu süreçte doğumdan önce erken doğan bebeklerin akciğer gelişimini desteklemek ve enfeksiyondan korumak amacıyla uygulanan "..." isimli antibiyotiğin davacı ...'a enjekte edildiği, yattığı süre boyunca düzenli olarak çocuk kalp seslerinin takip edildiği ve NST kayıtlarının (çocuk kalp sesleri) normal olduğu, 34 haftalık gebe olunca, 29 Temmuz 2017 tarihinde doğumhaneye alındığı, doğum için gerekli sancıları olmadığından "Dinoproston" (Propess) ile sancı uyarısı verildiği, 30 Temmuz 2017 tarihinde saat 20.30 civarına kadar doğumhanede takip edildiği, tıbbi literatürde "Dinoproston" ile sancı uyarısı verilen hastaların 12-24 saat süre ile takip edilebildiği, bu sürenin sonunda servikal açıklık olmaması üzerine Op.Dr. ... tarafından 'indüksiyona yanıtsızlık' tanısı ile sezaryen kararının verildiği ve hemen ardından sezaryene alındığı, davacı ... doğduğunda 2000gr., 8/9 Apgar ile doğurtulduğu, Apgar skorunun, bebeğin doğum eylemi süresince bir sıkıntı yaşayıp yaşamadığının göstergelerinden biri olduğu ve 7’nin üzerindeki değerlerin bebeğin doğduğunda iyi olduğunu gösterdiği, davacı küçüğün anne yanında satürasyonunun yükselmemesi ve inleme şikayetleri üzerine yenidoğan yoğun bakım ünitesine alındığı, entübe edildiği, "ampisilin" ve "gentamisin" tedavisine başlandığı, "konjenital pnömoni" ön tanısı ile takip edildiği, 31/07/2017 tarihinde yapılan transfontanel USG’de özellik saptanmadığı, kan ve gaita kültürlerinde patojen üremediği, 04/08/2018 tarihinde extübe edilerek NCPAP’a alındığı 07/08/2018 tarihinde hood O2’ye geçildiği, 10/08/2018 tarihinde oksijen ihtiyacı olmadığı, 15/08/2018 tarihinde taburcu edildiği, tüm bu süreç dikkate alındığında davacı ...'un doğumu öncesi, sırası ve sonrasında yapılan takip, tedavi, ameliyat ve muayenesinde tıbbi bilimsel standartlara ve tıp tekniğine uygun hareket edildiği, dolayısıyla tıbbi uygulama hatası bulunmadığı ve bu kapsamda davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceğinin anlaşıldığı, davacıların maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda, doğumun gerçekleşeceği günün gecesine bebekte akciğer enfeksiyonuna karşın anneye 2 adet iğne yapılmasına rağmen doğumdan sonra bebeğe konjetinal pnömoni (doğuştan akciğer iltihabı) tanısının konmasının mümkün olup olmadığı, mümkünse bu ihtimalin yüzde kaç olduğu hususuna yer verilmediği, bunun yanısıra ...'un 29 gün yoğun bakımda kaldığı, bu sürenin tedavi için yeterli olup olmadığı, 15/08/2018 tarihinde Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinden taburcu edilen bebeğe 03/01/2019 tarihinde Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde sol tarafta kuvvet kaybı tanısının neden daha öncesinde konulamadığı ve buna uygun tedaviye başlanılmadığı, ilgili hekimin hastayı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan 'organizasyon hatası tespit edilmemiştir' şeklinde rapor sunmasının kabul edilemeyeceği, Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınamayacağı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY:
Dosyanın incelenmesinden, davacılardan anne ...'un 25/07/2017 tarihinde Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, saat 21: 00’de NST’ye bağlandığı, çekilen USG’de baş geliş, amniyon mayi yeterli olduğu, 26/07/2017 tarihinde çekilen USG’de baş geliş, amniyon mayi yeterli olduğu, saat 11: 00’de "..." isimli ilacın enjekte edildiği, 27/07/2017 tarihinde ... konsültasyon cevabında doğum planlanması önerildiği, 28/07/2018 tarihinde 19: 00’da Propess uygulandığı, 29/07/2018 tarihinde Propess tedavisi sonlandırılarak sezaryen operasyonuna alındığı, küçüğün 30/07/2018 tarihinde 9/10 APGAR’lı olarak doğduğu, muayenesinde hipotonik olduğu, anne yanına verildiği, anne yanında satürasyonun yükselmemesi ve inleme şikayetleri ile yenidoğan yoğun bakım ünitesine alındığı, entübe edildiği, "ampisilin" ve "gentamisin" tedavisine başlandığı, "konjenital pnömoni" ön tanısı ile takip edildiği, 31/07/2017 tarihinde yapılan transfontanel USG’de özellik saptanmadığı, kan ve gaita kültürlerinde patojen üremediği, 04/08/2018 tarihinde extübe edilerek NCPAP’a alındığı 07/08/2018 tarihinde hood O2’ye geçildiği, 10/08/2018 tarihinde oksijen ihtiyacı olmadığı, 15/08/2018 tarihinde önerilerde bulunularak ve 6 (altı) ay sonra poliklinik kontrolüne çağrılarak taburcu edildiği, sonrasında Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesince düzenlenen ...tarih ve ... sayılı "Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER)"nda çocuğun engel durumunun serebral palsi hastalığından kaynaklı olup sinir sistemi alanı bakımından özel koşul gereksiniminin olduğu hususunun belirtildiği, davacılar tarafından, 30/07/2017 tarihinde Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde doğan ...'un, doğum sırasında ve sonrasında uygulanan yanlış tıbbi müdaheleler neticesinde engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar numaralı raporda; -özetle- "Küçüğün, 25/07/2017 tarihinde başvurduğu Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde erken membran rüptürü ve ilerlemeyen travay nedeniyle 30/07/2017 tarihinde sezaryen operasyonu ile doğurtulmasının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, doğum sonrası APGAR’ı 9/10 olan bebeğin anne yanına verilmesinin uygun olduğu, anne yanındaki takibinde inleme olması ve satürasyonların yükselmemesi üzerine yoğun bakımda konjenital pnömoni tanısı ile takip edilmesinin uygun olduğu, doğum sonrası transfontanel USG’de normal olması, yoğun bakım takiplerinde nörolojik patolojiden bahsedilmediği birlikte değerlendirildiğinde; doğum eylemi sırasında ve sonraki yoğun bakım takiplerinde asfiktik bebek bulgularının olmadığı, dolayısıyla Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde küçüğün doğumu ve sonrasında takibine katılan hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği" yönünde görüş bildirilmiştir.

Mahkemece anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile de davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Bakılan davada, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda her ne kadar dava konusu olayda kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir;

1- Gebenin 25/07/2017 tarihinde başvurduğu Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilerlemeyen travay ve erken membran rüptürü nedeniyle 30/07/2017 tarihinde sezaryen ile doğumun gerçekleştirildiği gözetildiğinde arada geçen 5 günlük sürenin zorunlu bir süre olup olmadığı hususunun, böyle bir teşhisle yatırılan gebeler yönünden ideal tıbbi yaklaşımın ne şekilde olduğunun/olması gerektiğinin açıklanmadığı,

2- NST ve USG tetkiklerinde bebeğin durumunun normal olduğu dikkate alındığında "Propess" uygulaması yapılmasının sebeplerinin belirtilmediği,

3- APGAR skoru 9/10 olan bebeğin hamilelik sürecinde USG raporlarının normal olması, yoğun bakım takiplerinde nörolojik patolojiden bahsedilmemesi karşısında bebekte oluşan serebral palsi engelinin neden kaynaklandığının tıbbi sebeplerinin açıklanmadığı,

4- Gebelik süreci ve doğum eylemi birlikte değerlendirildiğinde bebekte oluşan sekelin metabolik ya da genetik hastalık olup olmadığı hususunun raporda değerlendirilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla aralarında Çocuk Nörolojisi, Çocuk Metabolizma Hastalıkları ve Çocuk Genetik Hastalıkları uzmanının da bulunduğu ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;

1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/11/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.