ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/316 - 2026/332
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ
KARAR
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı ... vekili ve davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde; 09.06.2022 tarihinde davalı ...'nin sevk ve idaresinde olup davalı .... A.Ş.'ye ait ve davalı Sigorta şirketine ZMMS poliçesiyle sigortalı olan ... plakalı aracın yaya olan müvekkiline çarpması sonucu yaralanmasına sebep olduğunu belirterek, şimdilik geçici işgöremezlik zararı olarak toplam 1.000,00 TL, manevi zarar sebebiyle 60.000,00 TL tazminatın davalılardan kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlık yönünden zamanaşımı gereçekleştiğini, sigorta şirketine başvuru yapılmadığını, dava konusu kazada kusur dağılımının tespit edilmesi gerektiğini, sigorta şirketinin ancak poliçe limitleri kapsamında sorumlu tutulabileceğini bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kazada kusur dağılımının tespit edilmesi gerektiğini bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ..., süresinde davaya yazılı cevap vermemiştir.
Mahkemece, davacıdaki yaralanmalar ve bu yaralanmalara bağlı olarak oluşan beden gücü kayıp oranı ve süresinin belirlenmesi için T.C Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 10.06.2025 tarihli E-72446162/641.03.01/1105 sayılı ... konulu Adli Tıp Kurulu raporunda, davacı ...'ın 09.06.2022 tarihli yaralanması neticesinde, kaza tarihinden sonra muhtelif tarihlerde Ankara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Mamak Devlet Hastanesinde görmüş olduğu tedavinin 09.06.2022 tarihli kaza sonucu oluşan yumuşak doku yaralanması ile illiyetli olduğu ve 09.06.2022 tarihli yaralanması neticesinde 2 (iki) ay süre ile iş göremezlik halinde kaldığı kanaatine varıldığının belirtildiği, benzeri olaylar nedeni ile yaralananların oluşan zararları BK'nın 54. maddesine göre belirlenmekte olup, sigorta şirketlerinin sürekli iş göremezlik zararı yanında geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri zararlarının da poliçe kapsamında yer alması nedeni ile bu zararlardan da sorumlu olduklarının kabul edildiği, geçici iş göremezlik zararı ve manevi tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesiyle; "1-Geçici iş göremezlik talebinin kabulü ile, 8.506,80 TL'nin davalı sigorta şirketinden 11/11/2023 tarihinden, davalı ... ve ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş.'den 09/06/2022 kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 50.000,00 TL'nin davalı ... ve ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş.'den 09/06/2022 kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekirken esasa girilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihi itibarıyla KTK m.97’de öngörülen başvuru şartı gerçekleşmemiş olduğundan, mahkemenin HMK m.115/2 gereğince davayı usulden reddetmesi gerekirken, sonradan tamamlanan bir işlemi geçerli sayarak esasa girmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepli ticari davalarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu, davacı tarafça dosya kapsamında sunulan arabuluculuk tutanakları incelendiğinde, sürecin diğer davalı şirketler (sigorta şirketi ve işleten şirket) nezdinde yürütüldüğünü, ancak müvekkili ... yönünden usulüne uygun olarak başlatılmış ve sonuçlandırılmış bir arabuluculuk süreci bulunmadığını, kusur tespitinin eksik incelemeye dayalı olduğunu ve illiyet bağının kesildiğini, davacı yayanın müterafik kusurunun hiç değerlendirilmediğini, maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, emekli olan davacının pasif devre zararı bulunmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarı fahiş olup, hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu, faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlendiğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili şirkete ait araç sürücüsü ...'nin, dava konusu kazanın meydana gelmemesi için elinden gelen en azami çabayı gösterdiği bu olayda %100 kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceğini, sürücü ...'nin kaza tarihinde vermiş olduğu ifadelerinde ve yine Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/321 E. sayılı dosyası kapsamında yapmış olduğu savunmalarında servis işi için gelmiş olduğu bu adreste aracı park ettiğini, el frenini çektiğini, aracı vitese taktığını ve her ihtimale karşı aracın direksiyonunu sola doğru çevirdiğini ve bu sayede aracın olası hareket etmesi durumunda kaldırıma yaslanmasını amaçladığını ifade ettiğini, müvekkili şirkete ait aracın periyodik bakımının yapıldığını, hal böyleyken müvekkili şirketin de olayın meydana gelmesinde bir kusuru bulunmadığını, davacının geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabul edilmesinin doğru olmadığını, geçici iş göremezlik tazminatı, kaza geçiren kişinin kalıcı sakatlık durumu söz konusu olmayıp bir süre tedavi görmesi, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu yüzden iş ve kazanç kaybına uğraması durumlarında ödenecek tazminat türü olup, söz konusu tazminat hakkının doğabilmesi için kişinin iş sahibi yahut gelir elde etme durumunun olması gerektiğini, davacının herhangi bir işte çalışmadığı olayda bir kazanç kaybı da söz konusu olmadığını, nitekim Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığının 03/03/2023 tarihli ve 1748 sayılı kati Adli Tıp Kurumu raporuna göre, davacının yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde ve hafif nitelikte olduğunun tespit edildiğini, müvekkili aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
İstinaf sebepleri ile sınırlı olarak, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda, dava, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
18/12/2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7155 Sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen 5/A maddesinde; "Bu Kanun'un 4. maddesinde ve diğer Kanun'larda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü yer almaktadır.
Ayrıca, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile 18/A maddesi eklenmiş olup, 6325 sayılı HUAK'nın 18/A maddesinin 2. fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucuk tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Bu düzenlemelere göre, 01.01.2019 tarihinden sonra konusu bir miktar paranın ödenmesi talebi ile açılan ticari davalarda dava açılmadan önce uyuşmazlıkla ilgili arabulucuya başvurulup, anlaşılamaması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilecektir.
Dava şartı olan zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanabilmesi için taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari dava olması gerekir.
TTK'nın 5/A maddesi gereğince ticari davalarda arabuluculuk dava şartı olarak düzenlendiğinden ticari dava kavramının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Ticari dava ile ilgili düzenleme TTK'nın 4. maddesinde yapılmıştır. Ayrıca bazı özel Kanun'larda da ticari dava kavramına yer verilmiştir. TTK'nın 4/1 maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava niteliğindedir. Nispi ticari davalar, şarta bağlı ticari davalar olup, uyuşmazlığın taraflarının tacir olması ve uyuşmazlık konusunun da tarafların ticari işletmesine ilişkin olması şarttır. Ancak, TTK'nın 4/1. (a)- (f) bentlerinde sayılan mevzuat ile düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları herhangi bir şart aranmaksızın mutlak ticari dava olarak kabul edilir.
6102 sayılı TTK'nın 4/1.f bendi ile yapılan düzenlemeye göre bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları, ticari dava olarak kabul edilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır.
Sigorta Hukuku 6102 sayılı TTK'nın 1401 ve devamı maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası aynı yasanın 1483 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, zarar gören üçüncü kişi tarafından zarar verenin Zorunlu Mali Sorumluluk sigortacısı aleyhine açtığı davalar TTK'nın 4/1-a maddesi uyarınca mutlak ticari dava kapsamında kalmaktadır.
Bu durumda ZMMS'nin Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmesi nedeniyle sigorta şirketi hakkında açılan davanın ticari dava olması, davalı sigorta şirketi ile birlikte dava açılmasının haklarındaki davayı ticari dava haline getirmeyeceği, şartları varsa tamamı için zorunlu arabuluculuk yoluna gidilebileceği, yoksa bir kısmı için bu dava şartının yerine getirilmesi gerekirken, diğerleri yönünden zorunlu arabuluculuk şartı aranmaksızın davaya devam edilmesi gerektiği, mahkemece zorunlu arabuluculuk şartları ve davanın araç sürücüsü ile araç işleteni yönünden ticari dava olup olmadığı hususu değerlendirilerek neticeye ulaşılması gerektiği gözetilmelidir. Davalı sürücü hakkında davacının arabuluculuğa müracaat zorunluluğu bulunmadığı gözetildiğinde, bu yöne ilişkin istinaf sebeplerine itibar edilememiştir.
Faiz başlangıcına gelince, davacının talebi haksız fiil nedeniyle maddi tazminat olup, haksız fiil failinin temerrüdü haksız fiil hükümlerine göre belirlenmelidir. HGK'nın 2017/1015 E. 2020/222 K. sayılı ilamında da değinildiği üzere; "Belirtilmelidir ki, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede temerrüt için ihtarın gerekmediği yolunda açık bir yasa hükmü yoktur. Ne var ki, müşterek hukukun “Gasp eden daima temerrüt hâlindedir” şeklindeki genel ilkesi, günümüzde de uygulama alanı bulmaktadır. Bu ilkeye göre, haksız fiilin faili ve sebepsiz zenginleşen daima temerrüt hâlinde bulunduğu için, zaten gerçekleşmiş olan temerrüdü sağlamak üzere alacaklının bunlara ayrıca bir ihtarda bulunması gerekmez. Buna göre; kaza tarihinde haksız fiil sorumlusunun temerrüdü gerçekleştiğinden haksız fiil tarihinden itibaren, zarar gören zararının faizi ile karşılanmasını talep edebilir. Nitekim 6098 sayılı Yasanın 117/2. maddesinde; "Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır." düzenlemesine yer verilerek, haksız fiilde temerrüde uygulamada düşülebilecek tereddütler giderilmiştir. Bu nedenle, kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacının çalışmadığından bahisle iş göremezlik tazminatına hak kazanamayacağına yönelik itirazda bulunulmuş ise de, iş göremezlik tazminatı bir çalışmanın karşılığı değil aynı zamanda ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin yerine getirilmesine (efor tazminatı) ilişkin olduğundan buna yönelik itiraz yerinde değildir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2020/3869 Esas, 2021/1624 Karar sayılı ilamı)
Kusura ilişkin olarak, 09.06.2022 günü saat 13.20 sıralarında sürücü ... idaresindeki ... plakalı kamyonet ile şehitler caddesi üzerinde istikametine göre çıkış eğilimli yolda No: 7 önünde aracını park etmesi devamında ayrıldıktan kısa bir süre sonra aracının geri istikamette sürücüsüz bir şekilde hareket etmesi ile yaya kaldırımını takiben sırtı dönük vaziyette yürümekte olan müşteki yaya ...'a çarpması devamında tekeri altına alarak sürüklemesi sonucu yaralamalı trafik kazası meydana geldiği, olayda sürücü ...'nin asli kusurlu, yaya ...'ın kusursuz olduğuna ilişkin dosyada ve ceza dosyasına alınan kusur raporlarının dosya içeriği ile uyumlu olduğu anlaşılmakla hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Hükmedilen manevi tazminat miktarına gelince,
TBK'nın 56/1 maddesinde; "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebilir" hükmü ile aynı Yasa'nın 51. maddesinde; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; kaza tarihi, kusur durumu, davacının yaralanma derecesi ile tarafların sosyal ekonomik durumu, hakkaniyet ve manevi tazminat miktarının bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmaması ilkesi göz önüne alındığında yerel mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya uygun ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı ... ve davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerektiği vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalı ... vekili ve davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davalı ... ve davalı ... Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş.'den alınması gereken 4.030,90 TL nispi istinaf karar harcından, peşin olarak alınan 3.317,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 713,40 TL harcın davalı ... ve davalı ... Ev Aletleri San. Ve Tic. A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf edenlerce yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
4-Gider avansından artan kısım varsa karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili, iadesi ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 05/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.