BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesinin .... Esas, ... Karar sayılı 15/09/2025 tarihli görevsizlik kararı üzerine Mahkememize gönderilen dava dosyasının Mahkememizin yukarıdaki esasına kaydının yapıldığı görülmekle davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil, 02.05.2023 tarihinde .... ait ... plakalı 2013 model .... MOTOR nolu ... ŞASİ nolu 154.000 KM ... MARKA .... GALERİSİ aracılığıyla BAKIRKÖY ... Noterliği ... Yevmiye Numaralı Araç Satış Sözleşmesinde yer alan satıcı ...’ye 90.000 TL Peşinat ve aylık 11.000 TL olmak üzere 24 aylık senet yaparak toplam 354.000 TL karşılığında aracı satın almış olduğunu, Müvekkil aracın muayenesini yaptırdığı esnada ....yetkililerince aracın şaşi numarasında sıkıntı olduğunu bu şekilde aracın muayeneden geçemeyeceğini aynı zamanda aracı İTÜ Makine Fakültesine götürmesi gerektiği bildirilmesi üzerine müvekkil aracı 22.01.2024 tarihinde İTÜ Makine Fakültesine götürmüş, 8.190,00 TL döner sermaye ücreti ödemiş ve aldığı raporda aracın şasi numarasının değiştirildiği Change araç olduğu belirtilmiş ve araca el konulmuş olduğunu, Araç, satıcı tarafından ayıplı olarak satılmıştır. Aracın şase numarasına müdahale edilmesi aynı zamanda Türk Ceza Kanununa göre nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturmaktadır. Bu konuya ilişkin de hem müvekkil hem de aracı fiili olarak kullanan eşi tarafından ilgili kolluk birimine başvurarak şikayette bulunulmuş olduğunu, müvekkil araçta gizli ayıp olduğunu ve uğramış olduğu zararların karşılanması için 07.02.2024 tarihinde davalıya ihtarname göndermiş, Davalı ise ihtarname cevabında özetle kendisinin sorumlu olmadığını ve aracın change araç olduğunu bilmediğini belirtmiş olduğunu, Sözleşmeden dönülerek araç satış bedeli olan 354.000 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesini ve aracın müvekkilin elinden alınması nedeniyle zapta karşı teffekkül hükümleri kapsamnda oluşan zararların şimdilik 1000 TL olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının mazeretsiz olarak ilk toplantıya katılmamış olması nedeniyle davanın sonucuna bakılmaksızın yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde;
“Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir.
Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425).
Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).
Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır.
Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).
Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.
Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticari dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. (Yargıtay 5. HD 2021/13914 esas, 2022/643 karar, Yargıtay 3. HD 2020/268 esas, 2022/813 karar, Yargıtay HGK 2020(23)-6-663 esas, 2022/1789 karar sayılı ilamları)
Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;
“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.”
5. maddesinin 3. fıkrası;
“Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan bu düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).
Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895).
Esenler Vergi Dairesi Müdürlüğü yazı cevabında davacı ...'ın 25/09/2023 tarihinde işini terk ettiği, en son bildirdiği yıllık gelir vergisi beyannamesinin bu döneme ait olduğu, beyannamesini işletme hesabı esasına göre verdiği, beyannamesinde yer alan bilgilere göre 544 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan VUK’un 177.maddesi 1. ve 3. fıkrasındaki yazılı limitlerin 2 bendindeki fıkrasında nakdi limitin tamamını aşıp aşmadığına ilişkin bahsi geçen hususun altında kaldığı anlaşılmıştır.
İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları içeriğine göre; her ne kadar Asliye Hukuk Mahkemesince eldeki uyuşmazlık ticari dava olarak nitelendirilerek mahkememize tevzi edilmiş ise de, davacının tacir olup olmadığına ilişkin mahkememizce yazılan yazı cevapları incelendiğinde davacının vergi beyanlarının VUK 177. Maddesindeki hadleri aşmadığı ve gerçek kişi tacir kaydının da bulunmadığı görülmüş olup, yalnızca aracın yük nakli kaydının bulunması tarafların tacir ve işin ticari iş olduğunu göstermediği yukarıda detayı açıklanan hususlar ile sabit olduğundan uyuşmazlığın konu itibari ile mutlak ve nispi ticari dava tanımına uymadığı anlaşılmakla yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden mahkememizin karşı görevsizliğine karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla;açılan davanın, HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Görevli Mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi OLDUĞUNA ;
3-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararına karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kararın kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren olumsuz görev uyuşmazlığının halli için dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'ne re'sen gönderilmesine,
4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,
5-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,
Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstinaf Dairesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 01/12/2025