İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;18/01/2024 tarihinde meydana ... ili .. ilçesi sınırlarında meydana gelen trafik kazası neticesinde müvekkiline ait araçta oluşan zararın tespiti ile, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; şimdilik müvekkiline ait ... plakalı, ticari işlerde kullanılan aracın, gerçekleşen kaza nedeniyle tamir edilmesi zorunluluğu doğmuş olduğundan, bu tamirat süresi boyunca müvekkili tarafından kullanılamaması ve işletilememesi sebebiyle ticari kazanç kaybına uğranıldığını, bu kapsamda, davacı müvekkiline ait ... plakalı araç nezdinde 18.01.2024 tarihinde,... plakalı aracın sürücüsünün haksız fiiliyle oluşan ticari kazanç kaybı tazminatının (şimdilik- 200,00 TL) kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar adına dava dilekçesinin uyap sisteminden yapılan sorgulamaya göre 22/01/2026 tarihinde tebliğ edildiği henüz cevap dilekçesi sunmamış oldukları anlaşılmıştır.
DELİLLLERİN DEĞRLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, Haksız Fiilden Kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.
Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Öte yandan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerekir. Buna karşılık, Kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ticari olmayan bir davayı Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görmüş olması açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır.
Yine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114.Maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde “Mahkemenin görevli olması” dava şartı olarak belirlenmiştir. Aynı kanunun 115.maddesinde ise; “(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. …” hükmünü amirdir.
Dosya kapsamından her ne kadar İstanbul 44. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/01/2026 tarih ve ...E. ... K sayılı kararı ile ''...somut olayda, davacının ticari şirket sıfatını haiz olduğu, davalı araç maliki ...'un İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 20/01/2026 tarihli cevap yazısına göre gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunduğu, bu halde uyuşmazlığın ticari işletme unsuru olan araçların karıştığı trafik kazasından dolayı tacirler arası haksız fiilden kaynaklanmakta olup; nisbi nitelikteki ticari davanın, her iki davalı bakımından özel görevli mahkeme olan Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığından mahkememizin görevsizliğine...'' şeklindeki gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş ise de, dosyamızdan davalıların VUK 177. Maddesi uyarınca tacir olup olmadığı yönünden bilgi verilmesi istenmiş, müzekkeremize verilen cevapta davalılardan ...'un yalnızca gayrimenkul sermaye iradı (kira geliri) yönünden beyanname verdiği ve defter tutma yükümlülüğünün bulunmadığının bildirildiği, yine diğer davalı ...'un da potansiyel vergi mükellefi kaydının olduğunun bildirilmiş olduğu, dolayısı ile tarafların tacir olmadığı, dava konusunun da mutlak ticari dava olmadığı anlaşıldığından, mahkememizin görevsiz olması nedeni ile davanın usülden REDDİNE, merci tayini için dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın usülden REDDİNE,
2-Mahkememiz dosyasının merci tayini için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine,
3-Dosya esasının bu şekilde kapatılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda karar verildi. 09/03/2026