BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit
Mahkememizde görülmekte olan 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit davasının yapılan dosya incelemesi neticesinde;
Davacılar vekili vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı ..... tarafından Bakırköy ..... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı dosyası ile icra dosya borçlusu .... Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatılmış olduğunu, müvekkillerine tebliğ edilen üçüncü haciz ihbarnamesinin içeriği " Yukarıda adı yazılı borçlunun sizdeki alacağı 2.035.313,35 TL üzerine ve giderlerle birlikte borçtan dolayı haciz konularak yapılan ikinci ihbara rağmen müddeti içinde itiraz etmemeniz sebebiyle borç zimmetinizde sayılmıştır" şeklinde yazılmış olduğunu, ayrıca ihbarnamenin tebliğinden 15 gün içinde takibin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde menfi tespit davası açma haklarının bulunduğunun da belirtilmiş olduğunu, üçüncü haciz ihbarnamesine karşı süresi içerisinde işbu menfi tespit davasını ikame ediyor olduklarını, öncelikle İİK m. 89 kapsamında haciz ihbarnamelerinin müvekkillerine usulüne uygun tebliğ edilmemiş olduğunu, davacı ..... 'in adına çıkarılan 89/1 haciz ihbarnamesini eşi ...... 'in teslim almış, ancak eşe yapılan tebligat istisnai bir durum olup şekli olan tebliğ işleminin yanı sıra muhatabın tebligattan fiilen haberdar edilmesini güvence altına alan maddi koşulların da gerçekleşmiş olması gerektiğini, yine ..... adına çıkarılan 89/2 haciz ihbarnamesi ve ..... adına çıkarılan 89/1 haciz ihbarnamesi postacı tarafından yeterli adres araştırması yapılmadan doğrudan muhtara tebliğ edilmiş olduğunu, müvekkillerinin yapılan bu tebligatlardan muhtarlar tarafından müvekkillerine bildirimde bulunulmaması nedeniyle haberdar olamadıklarını, keza her ne kadar tebligatta haber kağıdının kapıya bırakıldığı belirtilmişse de müvekkillerinin kapısında böyle bir bildirime rastlanmamış olduğunu, müvekkillerine yapılan tebligat işlemlerinin şekli ve maddi olarak usulsüz bir şekilde gerçekleşmiş olduğunu, Hukukumuzda tebligat işleminin şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ve titizlikte yapılmasının zorunlu olduğunu, müvekkillerinin tebligatı fiili öğrenme durumunun tereddüte yer vermesi halinde bu durumun icra dosyasında üçüncü kişi konumunda bulunan müvekkilleri aleyhine dar yorumlanması mümkün olmayıp müvekkilleri lehine değerlendirme yapılması gerektiğini, müvekkillerine bu şekilde yapılan usulsüz tebligatların hukuken sonuç doğurmayacağını, takip borçlusu şirketin bir aile şirketi niteliğinde olmakta olup müvekkillerinin şirket yetkilisi sıfatını taşımakla birlikte şirketin fiili yönetimi, ticari faaliyetleri, banka ve mali işlemlerinin diğer yetkili ..... tarafından yürütülmekte olduğunu, ticari karar alma ve fiili icrai işlemlerin müvekkillerin kontrolünde olmadığını, müvekkillerinin şirket adına kişisel tasarruflarda bulunmamakta, şirket malvarlığı üzerinde şahsi ve fiili hakimiyet kullanmamakta olduklarını, Türk Ticaret Kanunu gereğince limited şirket ortakları ve yöneticilerinin şirket borçlarından dolayı kural olarak şahsi sorumlulukları bulunmadığını, şirket tüzel kişiliği ile ortakların malvarlığının ayrı olduğunu, bu temel kural karşısında davalı tarafından şirket borcunun yalnızca dosya borcunu temin etme amacıyla gelişi güzel ve kötü niyetli hareket edilerek, dolaylı bir şekilde müvekkillerine yükletilmesinin taraflarınca kabul edilemez olduğunu, İİK m. 89 uygulamasında üçüncü kişinin sorumluluğu borçluya ait bir malın üçüncü şahısların elinde bulunması ve borçluya karşı mevcut ve muaccel bir borcunun mevcut olması halinde söz konusu olabileceğini, ancak somut olayda müvekkillerinin borçlu şirkete karşı şahsi borcu bulunmadığını, yine müvekkillerinin nezdinde şirkete ait doğmuş ve ya doğacak olan hiçbir alacak da mevcut olmadığını, borçlu şirketin müvekkilleri nezdinde doğmuş ve ya doğacak herhangi bir hak ve alacağı mevcut olmadığı gibi, borçluya ait menkul mal dahi bulunmadığını, müvekkilleri ile borçlu şirket arasında alacaklı–borçlu ilişkisi doğuran herhangi bir cari hesap, ödünç, teminat veya benzeri bir işlem de bulunmadığını, dolayısıyla İİK. m. 89/3 kapsamında müvekkilleri aleyhine uygulanan karinenin somut olayın maddi gerçekliğiyle bağdaşmadığını, müvekkillerinin usulsüz tebligatlara sırf süresinde itiraz edilememesi nedeniyle gerçekte mevcut olmayan bir borçtan dolayı sorumlu tutulmalarının hukuka ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, İİK m. 89/3 kapsamında müvekkilleri aleyhine icra işlemlerinin ilerletilerek müvekkillerinin kişisel malvarlıklarına haciz işlemlerinin uygulanmasının, banka hesaplarının bloke edilmesinin telafisi güç ve imkansız zararlara sebebiyet verecek olduğunu, anılan icra dosyasının kapsamı incelendiğinde de görüleceği üzere davalı tarafın davacı müvekkillerinin takip borçlusu şirkete borcu olduğuna ilişkin hiçbir bilgi ve belge dosyaya sunamamış olduğunu, borca ilişkin hiçbir bilgi ve belge sunulmadan sadece şirketin yetkilisi konumunda gözükmeleri sebebiyle davacı müvekkilleri aleyhine haciz ihbarnameleri gönderilmesinin, davalı tarafın yalnızca dosya borcunu temin etme amacıyla gelişigüzel ve kötü niyetli hareket ettiğini açıkça gösterir nitelikte olduğunu beyanla; davanın kabulü ile davacı müvekkillerinin nezdinde borçlu şirkete ait doğmuş ve ya doğacak olan hiçbir alacak ve menkul malın bulunmadığının İİK md 89/3 hükmü uyarınca tespitine, Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı dosyasına, taraflarına gönderilen 3. Haciz İhbarnamesine ilişkin, işbu menfi tespit davasının açıldığının bildirilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf uhdesinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava, İİK 89 uyarınca açılan menfi tespit davasıdır.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. 6100 Sayılı HMK'nun 114/c maddesi gereğince mahkemelerin görevi dava şartı olup, yasanın 115. maddesi gereğince mahkeme dava şartının bulunup bulunmadığını res'en araştırmakla yükümlüdür.
6102 Sayılı T.T.K.'nun 4. maddesinin 1. fıkrası 6335 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile değiştirilerek ticari davalar her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları, T.T.K.'nun 4. maddesinin a bendi gereğince T.T.K.'nun dan kaynaklanan davalar, T.T.K.'nun 4. maddesinin b, c, d, e, f bentlerinde sayılan davalar ve diğer özel kanunlarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu kararlaştırılan davalar ticari dava olarak Ticaret Mahkemelerinde görülecektir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
" 2004 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına istinaden gönderilen haciz ihbarnamesi nedeniyle ihbarnameye muhatap olan üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında görevli mahkemenin; davanın tarafları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaması ve uyuşmazlığın takip hukukundan kaynaklanması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının veyahut borcun temelini oluşturan senedin kambiyo senedi niteliğinde olmasının mahkemenin görevinin belirlenmesinde bir etkisinin bulunmadığına, yukarıda belirtilen Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, (Yargıtay 11. Hukuk dairesi 06/11/2023 tarih ve 2023/5228E.2023/6468K. Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi Kararı)
Somut olayda talebin İİK'nın 89/3. maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit istemine ilişkin olduğu, her ne kadar İİK 89/3 maddesinde görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmemiş ise de iddianın ileri sürülüş biçimi, dava dilekçesindeki anlatım, konuya ilişkin yasal düzenleme ile Yargıtay ..... Hukuk dairesi 06/11/2023 tarih ve ..... E......K. Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi Kararı dikkate alındığında uyuşmazlığın çözümünde Mahkememizin görevli olmadığı, İİK 89/3 haciz ihbarnamesi üzerine 3. şahıs tarafından açılan menfi tespit davasında tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının görevin belirlenmesinde bir etkisi bulunmadığından, Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı, uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, Asliye Hukuk Mahkemesi ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin TTK' nun 5/3. maddesi uyarınca görev ilişkisi olduğu, göreve ilişkin usul kurallarının HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartı olduğu, dava şartlarının ise kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususların da resen dikkate alınacak hususlardan olması sebebiyle dava şartı yokluğundan HMK'nun115/2. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
1-Mahkememizin görevli olmaması nedeniyle, HMK'nun 114/.1.(c).b,115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğine, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
3-6100 sayılı HMK'nun 331/2 maddesi gereğince görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine o mahkemenin hükmedeceğine; şayet görevsizlik kararından sonra davaya başka bir mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine mahkememizin dosya üzerinden bu durumu tespiti ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum edeceğine,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemelerinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/03/2026