Tespit

Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin yaklaşık on sekiz yıldır davalı ve bağlı grup şirketlerinde üst düzey yönetici olarak görev yaptığını, bu sure boyunca gerek yurtiçi gerekse uluslararası faaliyetlerinde stratejik sorumluluk üstlendiğini, davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve grup finans bölüm başkanı olarak görev yaptığını, doğrudan bağlı ortaklık olan ... AŞ'de ise uzun yıllar CEO sıfatıyla hizmet verdiğini, ayrıca ...'da kurulu grup şirketlerinde %5 oranında doğrudan hissedarlığı bulunduğunu, 23/06/2025 tarihinde davalı şirket yönetim kurulu üyesi ... tarafından herhangi bir yazılı karar, yönetim kurulu onayı veya gerekçe olmaksızın müvekkiline bir süre izne çıkması gerektiğini telefon görüşmesinde iletildiğini, bu kararın şirket organ kararı olmaksızın tamamen tek taraflı bir irade beyanı ile alındığını ve aynı gün içinde müvekkilinin şirket merkezine fiziki erişiminin güvenlik görevlileri aracılığı ile engellendiğini, ofisinin kilidi ve anahtarı değiştirilerek müvekkilinin şahsi eşyalarının toplanmasına izin verilmediğini, şirket GSM hattının geri alındığını, müvekkilinin şirket e-posta hesabı ... platformu sunucu ve diğer dijital sistemlere erişimi kapatılarak, yöneticiler arası WhatsApp gruplarından çıkartılarak çalışanlar ile iletişiminin engellendiğini, güya ve zorunlu şekilde izne çıkarılmasının hemen ardından müvekkilinin yalnızca kendisine tahsis edilen ve içinde hem şirkete ait belgeler hem de şahsi mal varlığı bulunan ofis odası ve kasalarına, rızası ve bilgisi dışında zorla girilerek çilingir marifetiyle kasaların açıldığını, bu işlemlerin video kaydına alındığı ve eksper aracılığıyla değerleme yapıldığını, kasalarda ruhsatlı tabanca, noter belgeleri, tapu fotokopileri, aile yadigarı altınlar, antika ve sanat eserleri, kişisel evraklar, özel yazışmalar ve giyim eşyaları gibi yüksek maddi ve manevi değere sahip eşyalar yer aldığını, bu eşyaların kendisine iade edilmesi için farklı tarihlerde noter ihtarı gönderdiğini, ancak taleplerinin cevapsız kaldığını nerede muhafaza edildiği, kimlerin erişiminde olduğuna dair müvekkiline bilgi verilmediğini, müvekkiline sözlü olarak 3 ile 4 haftalık izne ayrılmaya mecbur kaldığını akabinde bu sözlü uzaklaştırma beyanının yazılı olarak kendisine iletildiğini, müvekkilinin 18 yıldır bifiil üst düzey yönetici, şirket yönetim kurulu üyesi ve finans grup başkanlığı görevini sürdürmekte olduğundan, ailesi gibi gördüğü şirketinde kendisine tahsis edilen oda ve eklentilerine bir takım özel eşyalarını bıraktığını, ayrıca şirket çalışanları ait şahsi kasaların bulunduğu bir oda içinde ise müvekkilinin kendisine ait olan üç adet kilitli kasayı muhafaza altına almış olup, ayrıca şirket tarafından sadece şahsi kullanıma tahsis edilen özel odasında ve eklendilerinde kişisel eşyalarını bıraktığını, söz konusu oda ve kasalar, özel hayatın gizliliği ve mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken alanlar olduğunu ve müvekkilinin açık rızası bulunmaksızın bu alanlara herhangi bir üçüncü kişilerin doğrudan erişiminin hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin izni sürecinde şirkete giriş çıkış yetkileri sistemsel olarak iptal edilerek şirket yerleşkelerinde bulunan müvekkiline ait özel ofislerine erişiminin tamamen engellendiğini, bu süreçte müvekkilinin bilgisi ve rızası olmaksızın şahsi kullanımına özgülenmiş olan ofislerinin kapılara ve kasaları, kilitleri çilingir marifetiyle kırılmak suretiyle zorla açılarak kişisel maddi ve manevi değeri haiz eşyalarına hukuka aykırı şekilde müdahale edildiğini ve 24/07/2025 tarihinde ise müvekkiline noter kanalıyla gönderilen azilname ile davalı şirket nezdindeki temsil ve ilzama ilişkin tüm vekalet yetkilerinin herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin geri alındığının bildirildiğini, bu azilnamelerin aynı gün ve art arda düzenlendiğini, müvekkiline tek taraflı irade beyanıyla iletildiğini, bu belgelerin müvekkiline tebliğ edilen bir yönetim kurulu kararı olmaksızın ve herhangi makul bir gerekçe gösterilmeksizin tanzim edildiğini, bu işlemin müvekkilinin şirket nezdindeki hukuki statüsünü bir anda sona erdirdiğini, görev yaptığı süre boyunca oluşturduğu profesyonel itibarını, iş çevresindeki güven ilişkilerini ve mesleki saygınlığını ciddi biçimde zedelediğini, tüm bu işlemler sırasında müvekkiline herhangi bir savunma hakkı tanınmadığını, şirket çalışanlarına ve üst düzey yöneticilere müvekkilinin artık şirkette olmadığı yönünde beyanlarda bulunulduğunu, müvekkili hakkında olumsuz açıklamalar yapılacağı, KAP a bu yönde bildirim yapılacağı yönünde caydırma niteliğinde mesajlar iletildiğini, müvekkilinin görevden fiilen uzaklaştırılması, yetkilerinin geri alınması, kişisel eşyalarına hukuka aykırı şekilde el konulması, savunma hakkının engellenmesi, mesleki itibarının zedelenmesi ve iş çevresi nezdinde küçük düşürülmesi, hem kişilik haklarını hem de sozlay ve profesyonel konumunu ağır biçimde sarstığını, davalı tarafın sözde denetim faaliyetinin ... çatısı altında yapıldığını ileri sürdüğünü, ancak denetimin ne bağımsız denetçiler tarafından ne de bu belirtilen organ eliyle yürütüldüğünü fiiliyatta yapılan işlemlerin davalı şirket personeli olan ve ... nezdinde herhangi bir organ sıfatına sahip bulunmayan İsmail Kırtay tarafından gerçekleştirildiğini, bu kişinin ... ve ... talimatıyla hareket ettiğini, akabinde şirket yetkililerince müvekkiline gönderilen ihtarnameler ile yapılan savunmalarda kasalarda ve odada bulunan eşyaların şirket malvarlığına dahil olduğu iddia edildiğini, ancak bu iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu, zira ruhsatlı tabancaların doğrudan müvekkiline kayıtlı olduğu gibi resmi belgelerle sabit olduğunu, tapu senetleri ve noter belgeleri şahsi malvarlığına ilişkin olduğunu, oğluna ait vaftiz altınları, aile yadigarı ziynetler ve kişisel sanat koleksiyonlarının şirket malvarlığı kapsamında gösterilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki noter tastikli şirket envander defterlerinde bu mallara ilişkin hiçbir kaydın bulunmadığının kolaylıkla görüleceğini, müvekkilinin davalı şirkette yalnızca üst düzey yönetici değil, aynı zamanda şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, TTK ve SPK Kanununun muhtelif hükümleri A.Ş lerde yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğunun açıkça düzenlendiğini, TTK m.408 uyarınca bu yetki paydaşlara veya yönetime devredilemez ve bu ilke sözleşmeyle dahi sınırlanamayacağını, müvekkili tarafından açıkladığı bu hususlar kapsamında ... CBS ... sayılı soruşturma dosyasında yer alan evraklar incelerken davalı şirket tarafından alındığı bildirilen ... tarihli ve ... sayılı yönetim kurulu kararları müvekkili tarafından ilk kez bu dosya kapsamında öğrenildiğini, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi sıfatına rağmen herhangi bir toplantıya çağrı yapılmaksızın ve kendisine tebliğ edilmeksizin alınmış olduğunun anlaşılması üzerine bu yönetim kurulu kararlarının butlanı istemli dava ikame ettiklerini, müvekkilinin 23/06/2025 tarihinden itibaren hiçbir yönetim kurulu toplantısına çağrılmadığını, çağrı yapılmaksızın gerçekleştirilen toplantının yönetim kurulu toplantısı niteliği taşımayacağını, müvekkilinin toplantıya çağrılmamasının yalnızca şekli bir eksiklik değil aynı zamanda oy kullanma, görüş bildirme, bilgi alma ve inceleme, yönetim faaliyetlerine katılma haklarının tümüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğunu beyan ederek müvekkilinin davalı şirket tarafından gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarına usulüne uygun şekilde çağrılmadığının tespitine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili Davasında:
Davalı vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, şirket yapısının TTK 195.mad kapsamında grup şirketi hüviyetine haiz olduğunu, hakim şirket ve altında yer alan bağlı şirketlerin turizm, gayrimenkul, araç kiralama, otopark işletmeciliği, yayın sektörlerinde hizmet verdiğini, hem yurt içinde, hem de yurt dışında müşterileri ile buluştuğunu, davacının dilekçesinde gösterdiği sebeplerin bir çoğunun müvekkilinin yetkisiz olduğu iddiaları olduğunu, geriği halinde bağlı şirkette iç denetim, finansal inceleme, risk raporu hazırlanması hatta dış uzmanla denetim yapılması yönünde talimat verilmesi TTK 203 kapsamında meşru yönetim talimatı olduğunu, hakim şirket tarafından bağlı şirketin denetimine ilişkin karar almak sadece yapabilir değil güven sorumluluğunun ağırlığı nedeniyle yapmalıdır sonucunu ortaya koyduğunu, öncelikle davanın açılması için hukuki menfaatin bulunması şartına bağlı olduğunu, davacının müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarına usulüne uygun şekilde çağrılmadığının tespitine demek sureti ile dile getirdiğini, bu nedenle iş bu dava herhangi bir yönetim kurulu kararının içeriğine ilişkin olmayıp diyerek tespit davasının maddi vakıa tespitini konu ettiğini, esasa dair hiçbir talebi bulunmadığını ikrar ettiğini, davacının salt maddi bir vakıanın gerçekleşip gerçekleşmediğini sorduğunu, bunun HMK nun 106 maddesine aykırı olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, davaya sebebiyet veren süreç hakkındaki beyanlarında ise ... gerek kendi tarafından tespit edilen gerekse de ihbar yolu ile müvekkiline iletilen hususlar kapsamında 19/08/2025 tarihinde soruşturma yapılması isteği ile başvuru yapıldığını, başvurunun incelenerek, denetim kurulu, soruşturma kararı verilmesi tavsiyesi ile konunun yönetim kuruluna iletildiğini, bu kapsamda denetim sürecinde özellikle davacıya karşı şeffaf hareket ettiklerini, davacıyı da ilgilendiren bu denetim sürecinde katılımcı bir politika takip edilerek tek yanlı olmaktan uzak bir tutum sergilendiğini, müvekkili yetkili organları tarafından alınan kararlar, soruşturmanın başladığı ve kimler tarafından yürütüldüğüne dair davacıya ihtarname gönderildiğini, davacının görüşme taleplerinin nasıl karşılanacağı ve kendisinin kimler ile her zaman irtibat kurabileceğine dair ihtarnameleri dosyaya ibraz ettiklerini, ancak bu kararın alınmasından sonra davacı ilk önce kendi isteği ile izin kullanan davacı denetleme süreci ilerledikçe ihtar çekmeye, tehdit vari bir takım ifadeler kullanmaya, müvekkili yetkililer hakkında suçlamalarda bulunmaya başladığını, soruşturmanın genişletilmesi ile davacının bu tutumlarının sebeplerinin ortaya çıkmaya başladığını, davacının şirkete giremediği odasına alınmadığı, güvenlik tarafından geri çevrildiğine dair iddialarının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının şirkete kendi avukatlarını göndererek soruşturma sürecine dair sorulacakların ticari sır olduğunu bilmesine karşın yalnızca yazılı olarak avukatına verilecek soruların cevaplandırılacağını söylemekle yetindiğini, davacının müvekkili şirketi muhatap almama yolunu seçtiğini, şirket merkezine gelmeyen ve ticari sırları üçüncü kişiler ile paylaşmamızı isteyen, müvekkiline karşı hukuka ve gerçeğe aykırı ithamlar ile dava açan davacının TTK 369 maddesi kapsamında özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacının bu anlatılanlarla da sınırlı kalmaksızın TTK 395 maddesi kapsamında şirkette işlem yapma, şirkete borçlama yasağı ve TTK 393 maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağına aykırı davrandığını, davacının denetim sürecinde kendisine gönderilen ihtarnamelere karşı olumsuz tutum sergilediğini, denetim yapan kimselere karşı tehditler savurarak sürece katılmayı reddettiğini, müvekkilinin kendisine hizmet odasını tahsis ettiği ... binasına hiç bir zaman gelmediğini, davacının inceleme ve denetim sürecinde müvekkili şirket adreslerine gelmek yerine sürekli olarak müvekkiline ihtarnameler göndermek suretiyle ve gizli sayılabilecek bilgileri vekili aracılığı ve noter ihtarları ile ifşa ederek müvekkili şirkette ve yetkililere zarar vermeyi hedeflediğini, müvekkili şirketin gurup şirketlerinden olan ... AŞ firmasının danışmanlık verdiği ve yurt dışında bulunan firmalardan müvekkil şirket yetkililerine gelen ihbarlar üzerine müvekkil şirketin denetim kurulu aracılığıyla yapılan araştırmaya ilişkin denetim raporu tesis edildiğini, davacının şirkette bulunan odasına izinsiz girildiği iddiasının asılsız olduğunu, davacının iş sözleşmesine aykırı olarak kendisine tahsis edilen hizmet orasında ateşli silahlar bulundurduğunun öğrenilmesi nedeniyle ve davacının da imzalı iş sözleşmesine aykırı olacak şekilde tehlike arz eden bu ateşli silahları teslim almaktan imtina etmiş olması sebebi ile iş bu ateşli silahlar kesici delici alet ve gaz fişekleri emniyet görevlileri nezdinde tutanak mukabilinde ... İlçe Emniyet Müdürlüğüne teslim edildiğini, davacının iddia ettiği hiçbir eşyaya zorla el konulmamış veya gasp edilmediğini, denetim kapsamında davacı tarafından şirket aleyhine kendi menfaatine gerçekleştirilen iş ve işlemlerin tespit edildiğini, tüm bu yaşananlar akabinde davacının müvekkiline karşı son derece kötü bir tutum sergilemesi ve müvekkili şirkete gelmemesi, ticari sır niteliğindeki hususları ihtarnameler aracılığı ile noter ve vekili aracılığıyla tehditkar bir dille müvekkiline göndermesi, iş yerinde çokça sayıda ateşli silah ve kesici delici nitelikte alet ile gaz fişeği bulundurması, TTK 369 kapsamında özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranması, TTK 395 kapsamında şirketle işlem yapma şirket ile borçlanma yasağı ile TTK 393 kapsamında müzakereye katılma yasağı na aykırı davranması, müvekkilinin davacı tarafından dile getirilen mülkiyet iddialarına karşı teyit amaçlı talep ettiği ve sahipliği ispatlayan belgeleri de müvekkil ile paylaşmaması nedeniyle vekalet görevlerinden azledilerek iş sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedildiğini, SGK nezdinde de çıkış işlemlerinin tamamlandığını, davacıya yönetim kurulu üyesi sıfatının devam ettiği işlerin aksatılmaması ve sorumlulukları hatırlatılarak defaten yazılı biçimde çağrıldığını davacının yönetim kurulunda bulunduğu şirkete gelmediğini, davacıya her türlü çağralıra yapılarak göreve davet edilse dahi davacı bu çağrıların hiçbirine icabet etmeyerek şirkete bir kez dahi gelmediğini, ancak türlü iddialar ile müvekkili hakkında suç duyurularında bulunmaktan ve dava açmaktan geri durmadığını, son olarak müvekkilinin icrai görevlerinden istifa eden davacının kendisine verilen aracı iade etmesi istendiğini, ancak davacının müvekkili şirketin aracını iade etmeyerek el koyduğunu, davacının dilekçesinde yönetim kuruluna çağrılmadığı iddiasına ilişkin beyanlarında ise davacıya ilgilendiren mali boyutları sebebi ile kendisi hakkında karar alınan müzakereye katılmasının yasak olduğunu, TTK 369 kapsamında özen ve bağlılık yükümlülüğüne açıkça aykırı davranan, TTK 395 kapsamında şirketle işlem yapma şirkete borçlanma yasağı ve TTK 393 maddesi kapsamında müzakereye katılma yasağına da defalarca aykırı davrandığını, müvekkili şirketin mevcut yönetim kurulu üyelerini hırsızlık ile suçlayan, şirkete ait mal varlığına el koymak ile hakkında dava açılmış bulunan davacının hiçbir çağrıya icabet etmeyerek yönetim kurulu üyesinin müzakerelere katılması ve oy kullanmasının hukuken mümkün olmadığını, kanunun emredici hükmüne aykırı talebin dinlenmesinin mümkün olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine yükletilmesini talep etmiştir.

Dava; yönetim kurulu toplantısına usulüne uygun şekilde çağrılmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 106. maddesinde "Tespit davası yoluyla bir hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." hükmü bulunmaktadır. Buna göre, tespit davası, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının belirlenmesine ilişkin bir dava olup, hukuki ilişkinin tespit edilmesinde davacının hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması zorunludur.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür. Bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da resen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (Y. 11.HD... E... K.)
6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin (h) bendine göre, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Aynı Kanun'un 115. maddesi uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır ve dava şartı noksanlığının tespiti hâlinde davanın usulden reddine karar verir.
Somut olayda, davacının yönetim kurulu toplantılarına usulüne uygun şekilde çağrılmadığının tespitini istemekteki amacı yönetim kurulu toplantısında alınan kararları iptalini sağlamak olduğundan bu hususta eda davası açabileceği halde, eda davası açılmayarak sadece çağrının usulsüz olduğunun tespiti tespiti davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi karar verilmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davanın dava şartı olan hukuki yarar yokluğundan usulden reddine,

2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettiğinden A.A.Ü.T ne göre hesaplanan 45.000 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

4-Davacı tarafın yapmış olduğu yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

5-Davalı tarafın yapmış olduğu 104,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6- Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadasine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karara karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/03/2026