İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilleri ile davalı arasında 21.04.2025 tarihinde Topçular mahallesi Maltepe caddesi .... Eyüpsultan/İstanbul yerinin pvc doğrama cam ve slikon yapımı ve pvc doğrama körkasa ve membran işlerinin yapılması için iki adet protokol tanzim edildiğini, bahse konu protokollerin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkillerin bahse konu işleri eksiksiz yerine getirmiş olduğu, işlerin toplam bedeli 5.500.000,00 (beş milyon beş yüz bin TL)TL olmasına rağmen davalı tarafın iş bedellerini müvekkillerine 670.000,00(Altı yüz yetmiş bin TL)TL eksik ödediğini, tarafımızca öncelikle Büyükçekmece İcra Dairesi'nin .... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olup davalı tarafça icra takibine itiraz edildiğini, işlerin bedelinin bir kısmı Müvekkil ...'ın ... Bankası TR.... numaralı iban numaralı hesabına, diğer kısmı ise Müvekkil ...'ın .... Bankası TR... Numaralı iban numaralı hesabına yatırıldığını, Davalı taraf ayrıca 1.000.000,00 (Bir Milyon)TL'lik kısmı içinde müvekkillerine çek verdiğini, iş bu anlatılanlardan dolayı, müvekkillerinin ödenmeyen 670.000,00 TL alacağı kaldığını, taraflar arasında Büyükçekmece Arabuluculuk Bürosu'nun .... büro dosya numarası ve .... Arabuluculuk dosya numarası ile ... sicil numaralı Arabulucu koordinesinde görüşmeler yapıldığını ancak görüşme sonucu tarafların, anlaşmaya varamadığını, bu nedenlerle işbu davanın açılması zorunluluğu doğduğu, müvekkillerinin ihtiyaç sahibi ve işsiz olduğu için dava harç ve masraflarını karşılamaya maddi durumlar el vermemekte olduğu, yapılacak olan UYAP sorgulamalarından da anlaşılacağı üzere müvekkillerinin hiçbir mal varlığı olmayıp çalışmamakta olduklarını, davalının müvekkillerinin hakedişlerini ödememesi sebebiyle daha da mağdur olduklarını, bu aşamada adli yardım talebimizin kabulüne karar verilmesini, fazlaya ilişkin dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla; Büyükçekmece İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyasında itirazın iptali ile sözleşmelerde belirtilen işlerin yapılmasından kaynaklı müvekkillerine eksik ödenen iş bedelinden şimdilik 100,00 TL'lik para alacağı için itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak müvekkillere ödenmesine, yargılama giderleri ile karşı taraf vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:

eser sözleşmesinden kaynaklı olarak davacıların davalıdan alacağının tahsili istemine yönelik başlattığı icra takibine itirazın iptali davası niteliğindedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Davacının alacak talebinin taraflar arasındaki sözlü eser sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, bu suretle taraflar arasındaki alacağa konu ilişkinin münhasıran 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ticari işlerden olmadığı gibi havale, vedia ve fikri haklardan kaynaklı davalardan da olmadığı bu suretle nispi ticari dava yönünden değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
Davacıların bağlı oldukları adreslere yönelik İTO ve Van Ticaret Odası'na müzekkere yazılarak davacıların gerçek kişi tacir olarak ticaret sicilde kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmış olup, İTO ve Van Ticaret Odası'ndan gelen müzekkere cevaplarında davacıların gerçek kişi tacir olarak ticaret sicilde kayıtlarının olmadığı bildirilmiştir.
Mahkememizce davacıların bağlı oldukları vergi dairelerine müzekkere yazılmış olup, davacılardan ...'ın UYAP sistemi üzerinden Vergi Dairesi sorgusu yapılmış olup, davacı ...'ın potansiyel mükellef olarak kayıtlı olduğu UYAP sorgusundan anlaşılmış, bağlı olduğu Kocasinan Vergi Dairesi'nden gelen müzekkere cevabında da ...'ın işletme olarak vergi mükellefiyetinin olmadığı bildirilmiştir.
Diğer davacı ...'ın bağlı olduğu Van Vergi Dairesi ise verdiği müzekkere cevabında; davacı ...'ın VUK 176 -177 maddelerine göre 2. Sınıf tüccar olduğunu ve işletme defterine göre defter tuttuğunu bildirmiş ve son 2 vergi beyannamesini göndermiştir.
Bu noktada ... yönünden ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir."
İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir."
İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir.
6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır:
"İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır."
6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır.
Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159)
İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur.
Mahkememizce davacının işletmesinin gelir düzeyinin tespiti için adresinin bağlı bulunduğu vergi dairesine müzekkere yazılmış olup, Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabı incelendiğinde; davacı ...'ın VUK 176 -177. maddesinde belirtilen sınırları aşan düzeyde gelir elde etmediği 2. sınıf tüccar olduğu ve işletme hesabına göre defter tuttuğunun bildirildiği bu suretle davacı ...'un işletmesinin esnaf işletmesi sınırında olduğu anlaşılmaktadır.
Vergi Usul Kanunu uyarınca bir kişinin işletmesinin ticari işletme kabul edilebilmesi için Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddesinde belirtilen limitlerin aşılması ve bilanço esasına göre defter tutulması gerekmekte olup, vergi dairesinden gelen müzekkere cevabına göre davacı ...'ın ilgili limitleri aşmadığı, işletme esasına göre defter tuttuğu bu suretle işletmesinin ticari işletme değil esnaf işletmesi olduğu yani davacının tacir değil esnaf olduğu vergi dairesinin müzekkere cevabından anlaşılmıştır. Nitekim davacı ...'ın vergi beyannameleri incelendiğinde; 2024 ve 2025 yılı için belirlenen VUK 176 -177. Maddesindeki ticari işletmeye ilişkin sınırların aşılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda davacı ...'ın işletme defteri tuttuğu ve tacir olmadığı esnaf statüsünde olduğu, ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarına göre davacının; gerçek kişi tacir olarak ticaret sicil kaydının olmadığı ve davaya konu icra takip dosyasındaki alacak talebinin münhasıran 6102 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan mutlak ticari işlerden olmadığı anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davasının genel mahkeme niteliğinde olan Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenerek sonuçlandırılması gerektiği, Ticaret Mahkemesinin eldeki davada davacıların tacir olmaması esnaf olması sebebiyle görevsiz olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi .... E.,... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.
Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünün 06/08/2019 tarihli cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, ticaret sicil müdürlüğü cevabi yazısına göre gerçek kişi tacir olduğuna ilişkin veya şirket ortağı olduğuna dair bir kaydın bulunmadığı, bu haliyle davalının tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, takibinin cari hesap ekstresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir."
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... Esas, ... Karar sayılı ilamında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise ticari işletme hesabına göre defter tutarlar.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.
Somut olayda davacı, otoyol geçiş hizmeti nedeniyle alacak talebinde bulunmuş olup dosya kapsamına ve vergi dairesinin yazı cevaplarına göre davalının tacir sıfatının bulunmadığı, ticari işletme kaydının bulunmadığı, faaliyetinin esnaf boyutunda olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir." (aynı yönde İstanbul BAM ... HD. ... Esas, ... Karar, İstanbul BAM ...HD. ... Esas, ... Karar sayılı ilamları)

Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki eser sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak davasının ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince alacağın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği, buna karşılık davacı ...'ın işletmesinin gelir düzeyinin Mahkememizce yapılan araştırmalara göre Vergi Usul Kanunu'nun 176. - 177. Maddeleri gereğince esnaf işletmesi sınırlarını aşmadığı (davacının birinci sınıf tüccar olarak bilanço esasına göre defter tutmadığı, ikinci sınıf tüccar olduğu ve işletme esasına göre defter tutarak işletmesinin esnaf işletmesi boyutunda kaldığı) dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı, diğer davacı ...'ın ise herhangi bir işletmesinin olmadığı bu suretle davacıların tacir olarak kabul edilemeyeceği ve işbu eldeki davanın da 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince davacının ticari işletmesinden kaynaklanma koşulunu yerine getirmediği dolayısıyla davacıların tacir statüsünde olamayacağı anlaşılmakla işbu davanın ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Tarafları tacir olmayan eser sözleşmesinden kaynaklı alacaklara yönelik itirazın iptali hakkındaki tarafı esnaf işletmesi olan davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usûlden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

2-Görevli mahkemenin BAKIRKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğuna,

3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE,

4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK'nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA,

5-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA,

6-İhtiyati haciz talebinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda tensiben karar verildi. 09/03/2026