İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tazminat (Ticari Nitelikteki Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirket nezdinde bir yatırım hesabı açtığını, bu hesap üzerinden ağırlıklı olarak ABD borsalarında pay senedi işlemleri gerçekleştirtiğini, davalının sunduğu elektronik işlem platformu aracılığıyla alım-satım emirleri verdiğini, portföy yönetimini bizzat kendisi yaptığını, davalı tarafından sağlanan imkânlar kapsamında kredili işlem de dâhil olmak üzere çeşitli yatırım işlemlerinde bulunduğunu, müvekkilinin yatırım faaliyetlerini tamamen davalının teknik altyapısı, emir iletim sistemi ve işlem kuralları çerçevesinde yürüttüğünü, emirlerin kabulü, iletimi, icrası ve gerektiğinde pozisyonların kapatılması süreçlerinde davalının özen, sadakat ve mevzuata uygunluk yükümlülüklerine güvenerek hareket ettiğini, ne var ki dava konusu olayların ve zararın, müvekkilin bu yatırım ilişkisi kapsamında gerçekleştirdiği işlemler sırasında, davalı aracı kurumun emir iletimi ve pozisyon yönetimine ilişkin uygulamaları nedeniyle ortaya çıktığını, müvekkilinin malvarlığında ciddi zararlara yol açan bir sürecin başlangıcını oluşturduğunu, müvekkili tarafından, 01.07.2025 tarihinde, ilgili hisse senedinde beklenen yükselişten yararlanmak ve fiyat hareketlerini sürekli olarak takip etmeksizin satış yapılabilmesini teminen, hissenin tamamı için 0,61 USD seviyesinden kâr alma emri verildiğini, aynı gün içerisinde, toplam hisse adedinin yaklaşık %10’u oranında ek alım yapılmış olmasına rağmen, mevcut kâr alma emrinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını, zira olası bir yükseliş halinde, söz konusu emir sayesinde piyasanın anlık olarak takip edilmesine gerek kalmaksızın satış işleminin gerçekleşmesinin amaçlandığını, bir sonraki işlem günü olan 04.07.2025 tarihinde, hisse senedinde öngörülen fiyat hareketi gerçekleştiğini, fiyat seviyesinin yaklaşık 0,20 USD bandından 0,50 USD seviyesinin üzerine yükseldiğini, bu yükseliş üzerine, kâr alma emrine dahil olmayan %10’luk hisse kısmının, 0,46 USD seviyesinden satıldığını ancak, kâr alma emrine konu olan kalan hisse miktarı bakımından 0,49 USD, 0,50 USD ve 0,53 USD seviyelerinden, anlık piyasa fiyatı üzerinden defalarca satış denemesi yapılmasına rağmen herhangi bir satış işleminin gerçekleştirilemediğini, satış işlemlerinin gerçekleştirilememesinin nedeninin, daha önce 0,61 USD seviyesinden verilen kâr alma emrinin iptal edilmemiş olması sebebiyle, emre konu hisse miktarının yaklaşık 2,5 saat boyunca fiilen kilitlenmesinin ve bu süre zarfında söz konusu hisseler üzerinde hiçbir şekilde işlem yapılamaması olduğunu, bu kilitlenme durumunun, müvekkilimin üç yılı aşkın süredir kullandığı işlem platformunda daha önce hiç karşılaşmadığı bir uygulama olduğunu, söz konusu duruma ilişkin olarak müvekkiline herhangi bir bilgilendirme veya uyarı yapılmadığını, bu nedenle müvekkiline, söz konusu süreçte önlem alma, emri iptal etme veya müdahalede bulunma imkânı fiilen tanınmadığını, uygulamada “sentetik hisse” olarak adlandırılan; gerçekte karşılığı bulunmayan hisselerin brokerlar aracılığıyla yatırımcılara satılmasının, hisse alım-satımından doğan kârın broker lehine, zararın ise yatırımcı aleyhine yansıtılması şeklinde gerçekleşen manipülatif işlem ihtimalini kuvvetle düşündürdüğünü, aracı kurumun; kâr alma emrinin iptal edilmemesi suretiyle hisselerin kilitlenmesine sebep olması ve bu kilitlenme devam ederken resen satışlara başvurmasının, ağır hizmet kusuru niteliğinde olduğunu, davalı tarafından emrin gerekçesiz yerine getirilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, özellikle ... hissesinin; müvekkilimin portföyünün %40’ından fazlasını oluşturmasının, uzun süredir kesintisiz şekilde elde tutulması ve müvekkilimin yaptığı kapsamlı araştırmalar neticesinde söz konusu hissenin uzun vadede değer kazanacağına ilişkin güçlü beklenti ve güvene sahip olması nedeniyle, satışa konu edilmesi değil, aksine kademeli biçimde artırılması planlanan bir yatırım niteliğinde olduğunu, davalı yatırım kuruluşunun bu süreçteki eylemlerinin, hem sözleşmesel yükümlülüklere hem de sermaye piyasası mevzuatının öngördüğü özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiğini, davalı tarafından reklam ve tanıtımları yoğun şekilde yapılan ve uzun süredir kesintisiz olarak sunulan hizmetin, somut olayda müvekkilini zarara uğratacak bir zamanlamaya denk gelecek şekilde uygulanmasının, zarar doğumunda belirleyici olduğunu, somut olayda davalının, müvekkile önceden fiilen kullandırdığı bir ürünü (yurtdışı hisselerde kaldıraçlı işlem olanağını) sonradan düzenleyici uyum gerekçesiyle ortadan kaldırmaya yöneldiğini, bu sürecin, davalının uyum/ürün yönetimindeki öngörüsüzlüğünün faturasının müvekkile çıkarıldığını gösterdiğini, müvekkilinin portföyünde meydana gelen kayıpların başlangıç noktasının, aracı kurum tarafından gerçekleştirilen resen satış işlemleri oluşturduğunu, sonuç itibariyle, müvekkilinin kârdan mahrum kalma zararı ile davalının kusurlu eylemleri arasında uygun illiyet bağının kurulu olduğunu beyanla hukuka aykırı eylemlerle müvekkilinin rızası dışında satılan hisselerin mülkiyetlerinin davacıya iadesini ve fiili zararlarının ve yoksun kalınan karlarının hesaplatılarak şimdilik 100-Amerikan Doları zararımızın yasal faiziyle tarafımıza ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkememizde açılan işbu dava, taraflar arasında akdedilen Yurt Dışı Borsalar Kredili Alım İşlemleri Sözleşmesi'nden kaynaklı iş ve işlemlerin ayıplı verildiği iddiası nedeniyle davacının davalıdan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkememizde davacı tarafından davalı ... MENKUL DEĞERLER ANONİM ŞİRKETİ aleyhine açılan, davalı nezdinde yatırım hesabı açılarak bu hesap üzerinden ABD borsalarında pay senedi işlemleri, alım-satım ve portföy yönetimi hizmetleri alımı için yurt dışı borsalar kredili alım işlemleri sözleşmesi ve Müşteri Çerçeve Sözleşmesi yapılmak suretiyle davalıdan hizmet alımı yapıldığını, ancak hizmetin ayıplı verildiği, davalının kar alma emirlerini iptal etmemesi nedeniyle hisselerin kilitlenmesine sebep olması ve kilitlenmeye devam ederken resen satışlara başvurmasının ağır hizmet kusuru olduğu iddiası ile davacının portföyünde oluşan zararın tazmini talep edildiği, iş bu taleplerin dayanağının 6362 SPK Mevzuatına dayandırıldığı ve SPK'nın 3/37.1 ve 45 maddeleri gereğince portföy yönetimindeki hizmet kusuruna dayalı tazminat davası niteliğinde bulunması, davalının finans şirketi ve SPK mevzuatının uygulanmasının gerekmesi karşısında, davanın niteliğinin Finans Uyuşmazlığından kaynaklanan SPK mevzuatına dayalı bulunduğu mahkememizce benimsenmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığının 25/11/2021 tarihli ve 1232 sayılı kararı ile; "26/09/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 5. maddesinin beşinci fıkrasında, özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımının Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebileceği düzenlenmiştir. Asliye ticaret mahkemelerine gelen işlerin vasıf ve mahiyeti itibarıyla çeşitli olması, bu çerçevede finans davalarının yoğunluğu ve niteliklerinin farklı olması göz önünde bulundurularak, gerek uygulama birliğinin sağlanması, gerekse etkinlik ve verimliliğin artırılması ile ihtisaslaşmanın önemi nazara alınarak, finans davalarında iş dağılımı bakımından iki veya daha fazla dairesi bulunan mahallerde ihtisaslaşmaya gidilmesinde fayda olacağı değerlendirilmiştir. Kanuni düzenlemelerden ya da Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kararlarından kaynaklı olarak, asliye ticaret mahkemesinin hangi dairelerinin iflâs ve konkordato, deniz ticareti ve deniz sigortaları gibi davalar dolayısıyla gelecek işlere ilişkin ihtisas mahkemesi sıfatıyla bakacağı gözetilerek, aynı dairelerde iş yoğunluğu oluşmaması bakımından finans davaları olabildiğince farklı dairelerde bakılmak üzere ihtisas mahkemeleri belirlenmiştir. Bu itibarla;
1) 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinden,
2) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinden,
3) 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan (142. Maddesinde düzenlenenler hariç),
4) 23.02.2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’ndan,
5) 21.11.2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’ndan,
6) 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’ndan,
7)20.06.2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’dan, Kaynaklanan ve asliye ticaret mahkemesinin görev alanına giren ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı kapsamında gelecek işlere;
İstanbul’da yirmi iki asliye ticaret mahkemesi bulunması nedeniyle 6,7,8 ve 9 numaralı asliye ticaret mahkemelerinin bakmasına karar verilmiştir.
Bu kapsamda görülmekte olan dava ve işlerin iş bölümüne dayanılarak mezkûr mahkemelere gönderilmemesine, 15.12.2021 tarihinden itibaren gelecek yeni dava ve işlerin ise anılan ihtisas mahkemelerine tevzi edilmesine ve dosya sayısına göre genel tevziden de iş verilmeye devam edilmesine" karar verilmiş ve verilen karar 30/11/2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu kapsamda görülmekte olan dava ve işlerin iş bölümüne dayanılarak mezkûr mahkemelere gönderilmemesine, 15.12.2021 tarihinden itibaren gelecek yeni dava ve işlerin ise anılan ihtisas mahkemelerine tevzi edilmesine ve dosya sayısına göre genel tevziden de iş verilmeye devam edilmesine" karar verilmiş ve verilen karar 30/11/2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Mahkememizce yapılan değerlendirmede; HSK'nın 25/11/2021 gün ve 1232 sayılı kararı ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5. Maddesi gereğince, ihtisas mahkemesi olarak finans mahkemeleri kurulmuş ve 15/12/2021 tarihi itibariyle faaliyete geçirilmiş olup, İstanbul 6,7,8 ve 9 . Asliye Ticaret Mahkemeleri 6102 sayılı TTK'nın 4/1-f ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda düzenlenen bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacaklara ilişkin davalar yönünden özel yetkili mahkeme olarak faaliyete geçirilmiş bulunması nedeniyle, 15/12/2021 tarihi sonrasında yapılan işbu talep yönünden görevin finansal mahkemelerine ait olduğu, değerlendirilmekle,
Eldeki dava 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunundan kaynaklanan bir uyuşmazlığa ilişkin olup 27/01/2026 tarihinde mahkememize tevzi edilmiş olup, dosyanın yapılan incelemesinde görevli mahkemenin İstanbul 6,7,8 ve 9 numaralı Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu anlaşılmakla;
Mahkememize tevzi olmuş olan işbu davanın esasının kapatılmasına, dosyanın İstanbul 6,7,8 ve 9. Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
1-İstanbul 6,7,8 ve 9. Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosu'na GÖNDERİLMESİNE,
2-Esasın bu şekilde KAPATILMASINA,
3-Yapılacak iş ve işlemlerin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde KESİN olmak üzere karar verildi. 10/03/2026