İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF MAHKEMESİ KARARI
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı adına tescilli ... tescil numaralı markanın 3. Kişilere devrinin önlenmesi hususunda TPMK kaydına teminatsız olarak tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir Mahkemenin 07/07/2025 tarihli ara kararı gereğince, "...Davacı vekilinin İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜ ile; Dava konusu ... tescil numaralı marka tescil belgesinin davalı adına tescilli ise dava sonuçlanıncaya kadar 3.kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, davalının dava konusu markayı devretmek için ciddi bir girişimde bulunması, müşteri bulduğunu veya ekonomik zararının bulunduğunu ileri sürerek bu konuda delil ibraz etmesi halinde bu hususun tekrar ele alınmasına, bu hususta TPMK'ya müzekkere yazılmasına, karar verilmiştir. Davalı vekili 30/08/2025 tarihli cevap dilekçesi ile, marka sicil kaydı üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.İlk derece mahkemesince 27/11/2025 tarihinde yapılan yargılama sonunda;"... Davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına yönelik yapmış olduğu itirazın REDDİNE" karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Müvekkili taraf dinlenilmeden, koşulları oluşmadan dosya üzerinden verilen ihtiyati tedbir kararının müvekkili açısından mağduriyetlere neden olduğunu,
-Hukuki dayanaktan yoksun olan ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, makul bir gerekçe sunulmaksızın tedbir itirazının reddi ve tedbirin devamına dair verilen kararın hatalı olduğunu, ihtiyati tedbir kararı, delil ve ispat yükü yerine getirilmeksizin, salt karşı tarafın soyut iddiaları üzerinden tesis edildiğini, yetersiz gerekçe ve somut delil olmadığını,Müvekkiline ait firma hidrolik lift ve makine üretimi üzerine 1952 yılında Nevşehir'de faaliyete başladığını, treyler ve frigorifik kasa üreticileri için üst yapı ekipmanları üreten firma üretimleri ile Türkiye’de bu sektörün tek lideri konumunda bir grup şirket olduğunu, üretilen her bir parçanın, can ve mal güvenliği açısından, ne kadar önemli bir sorumluluğu olduğunun bilinci ile ürünlerini her türlü güvenlik ve kalite testlerine tabi tutmakta ve sektörün gereksinim duyduğu tüm kalite ve güvenlik sertifikalarına sahip olarak ancak kalitesinden emin olduğu ürünleri pazara arz ettiğini, bu şekilde de piyasada ki güvenilirliğini koruduğunu, müvekkilinin gerek üretimsel gerekse ekonomik hacmi ile holdingleşmiş olup pazardaki önceki ve yerleşik konumun zaten yegane sahibi olduğunu, müvekkilinin 1952 yılından itibaren fiili kullanımında olan "..." markasının Türk Patent ve Marka Kurumuna yapmış olduğu 25/12/2008 tarih ve ... Marka numaralı başvuru ile Marka Tescil Belgesini alarak markasını hukuki güvenlik altına almak amacı ile tescil ettirdiğini, davalının piyasada kendisini "..." marka hakkının sahibi olarak lanse ederek, müvekkilinin hem marka hakkını ihlal etmekte hemde kötüniyetli olarak müvekkillinin tanınırlığından nemalanma gayretini sürdürdüğünü, ihtara verilen cevap ile davacı firma müvekkili " ..." şirketinin bayisi konumunda olduğunu yazılı olarak dahi ikrar ettiğini,Davacı müvekkili firmaya ait olan "..." markasını ve logosunu gerek sosyal medya hesaplarında ve faturalarında, gerekse de tabela ve totemlerinde kullandığını, Davacı tarafın müvekkili firma ile uzun yıllar süren bayilik ilişkisi boyunca, müvekkilinin markasını serbestçe ve müvekkilinin itibarından,tanınırlığından faydalanarak kullandığını, ticari kazancını da müvekkiline ait markanın gücü ile elde ettiğini, açılmış olan dava davacının haksız eylemlerini meşrulaştırma girişimi ve hakkın kötüye kullanılmış olduğu gözetilerek tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, aslında zarara uğrayan müvekkili davalı şirket olduğunu, her ne kadar ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuşsa da tedbir için yasada aranılan şartların gerçekleşmediğini, ihtiyati tedbir kararının davalının ticari faaliyetini kısıtladığı gözönüne alınarak, istinaf isteminin 6100 sayılı HMK 353/1-b.2 maddesi uyarınca kabulü ile mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini,
-Verilen tedbir kararı ölçüsüz olduğunu ve müvekkilinin ticari özgürlüğünü ihlal ettiğini, 6100 sayılı HMK m. 390/3 maddesi uyarınca aykırı karar verildiğini,
-İhtiyati tedbiri kabul anlamına gelmemek ile birlikte mahkemenin aksi kanaatte bulunması durumunda dahi haksız ve teminatsız olarak verilen tedbir kararının müvekkili açsından telafisi güç zararlara sebebiyet verdiğini, 6100 sayılı "ihtiyati tedbirde teminat gösterilmesi" başlıklı 392. maddesi uyarınca; sadece tedbire dair bir karar verildiğini ancak teminat ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadığını, tedbire karşı neden bir teminata hükmedilmediği yönünde gerekçe sunulmadığı gibi karara itiraz merci ve süresine yer verilmeyerek hem öze hemde usule ilişkin olarak eksik bir karar oluşturulduğunu, öncelikle ihtiyati tedbirin kaldırılmasını, kabul anlamına gelmemek üzere ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilecekse dahi teminatın müvekkilinin uğradığı/uğrayacağı zararlara karşılık olabilecek tutarda teminatın davacı tarafından yatırılması yönünde bir değerledirime yapılması gerektiğini,
-Anayasa m. 36’da güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranıldığını, somut delillere dayanmayan ihtiyati tedbir talebi kötü niyetli olup, tedbir kararının müvekkilinin haklarını kısıtlamakta olduğundan İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 07/07/2025 tarih 2025/141 Esas sayılı dosya üzerinden tensip ara kararının 14. maddesiyle verilmiş olan ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazlarının tüm yönleri ile kabul edilerek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını, Davacının beyan, talep ve iddialarını kabul anlamına gelmemek ile birlikte uygun bir teminat belirlenerek tedbirin devamına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının öncelikle müvekkili aleyhine ihtarname keşide ettiğini, ancak daha sonra müvekkilinin davalının bayisi olduğunu beyan ettiğini,Davalının, tamamen tutarsız olduğundan karışılık yaratmaya çalıştığını, müvekkilinin ... markasını kullanmasının davalının bayiliği ile ilgisi olmadığını, ... markasını kullanan birisinin bayisinden ... markasını kullanmasını istemesi hayatın doğal akışı ile bağdaşmayacağını, Müvekkilinin hiçbir zaman davalı markasını kullanmadığını, davalıdan önce ... markasını kullanmaya başladığını, ... markasının davalıyla yada bayiliği ile hiçbir ilgisi olmadığını, zaten ... markası ile faaliyette bulunan birisinin, bir başkası ile bayilik anlaşması yapıp sonra da ... markasını kullanmasını istemesi hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağını, Davalının beyanlarından müvekkilinin ... markasını yıllardır kullandığından haberdar olduğunu ve bu kullanıma hiçbir itirazı olmadığını bu durumda, davalının izah etmesi gereken kendi markası ... iken ... markasını neden tescil ettirmek istediğini, sanki davanın konusu ... markası değil de ... markası imiş gibi karışıklık yaratmaya çalıştığını, ancak neden müvekkilince kullanılan ... markasının tescili için başvuruda bulunduğunu açıklayamadığını, müvekkilinin ... davalı ise ... markasını kullandığını, Yargıtay yerleşik kararları uyarınca da birisinin kullanmadığı bir markayı tescil ettirme girişimi kötüniyet olarak kabul edildiğini, Yargıtay HGK 16.07.2008 T, 2008/11-501 E, 2008/507 K: Belirtmek gerekirse, marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli olarak kabul edildiğini, Davalının beyanlarından dahi, ... markasını kullanmadığı, bu markayı kendisinden önce ve uzun yıllardan bu yana müvekkilinin kullandığı, bu kullanımdan haberdar olduğu, kötüniyetli olarak kullanmadığı bu markanın tescilini sağladığı, sonra da hemen müvekkilimize ihtar göndererek müvekkilini engellemeye çalıştığından davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu davalı adına tescilli ... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğü davasıdır.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; dava konusunun markanın hükümsüzlüğü davası olduğu, hükümsüzlük davalarında dava konusu olan markaların üçüncü kişilere devredilmek suretiyle taraf teşkilinde sorunlar yaşanmaması ve usul ekonomisi prensipleri gereği tedbir kararı verilmesinin gerek ilk derece mahkemesi kararları, gerekse Dairemizin kararları ile yerleşik uygulama haline geldiği, davacının tedbir istemekte hukuki yararının bulunduğu, markanın yargılama sırasında el değiştirmesinin yargılamanın sürüncemede kalmasına yol açacağı bu bakımdan söz konusu tedbir kararının yargılama sırasında taraf değişikliğinin önlenmesine yönelik olup usul ekonomisine de uygun olduğu ve 3. Kişilere rızai devri önlemek dışında verilen tedbir kararının marka sahibince markadan kaynaklanan hakların tasarrufunu engelleyici, ticari faaliyetleri kısıtlayıcı bir fonksiyonunun bulunmadığı, davalının öncelik hakkına ilişkin iddialarının yargılama gerektirdiği, bu nedenle verilen tedbir kararında aykırılık bu bulunmadığı anlaşılmıştır.Ancak HMK 392.maddesi uyarınca davalının zararların karşılanması yönünden makul bir teminat alınmasının, HMK.'nun 389 ve devamı maddelerinde ön görülen, tedbir amaçlarına, usul ve yasaya, hak ve yarar dengesine uygun olacağından, bu konudaki istinaf isteminin kabulü ile 20.000 TL teminat alınmasına karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,
2-İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 27/11/2025 tarih, 2025/141 E. Sayılı ara kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden hüküm kurulmasına,
3-Davacı vekilinin İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜ ile;
4- 20.000 TL teminat yatırıldığında yada muteber bir bankanın kesin ve süresiz teminat mektubu kararın tebliğ tarihinden itibaren bir haftalık kesin süre içerisinde ibrazı halinde, Dava konusu ... tescil numaralı marka tescil belgesinin davalı adına tescilli ise dava sonuçlanıncaya kadar 3.kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına, davalının dava konusu markayı devretmek için ciddi bir girişimde bulunması, müşteri bulduğunu veya ekonomik zararının bulunduğunu ileri sürerek bu konuda delil ibraz etmesi halinde bu hususun tekrar ele alınmasına, bu hususta TPMK'ya müzekkere yazılmasına,
5-Karşı taraflar vekilinin itirazının kısmen kabulü ile, ihtiyati tedbir talebinin kısmen KABULÜNE,
6-İhtiyati tedbire ilişkin karar uygulamasının ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
7-6100 sayılı HMK'nın 393/1 maddesi gereğince iş bu kararın tebliğinden itibaren 1 hafta içinde tedbirin uygulanması için başvurulması aksi halde tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağının ihtarına,
8-6100 sayılı HMK'nın 393/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 1 hafta içinde teminat yatırılmadığı takdirde ya da teminat yatırılsa bile aynı süre içinde kararın infazı için ilgili icra dairesine başvurulmadığı takdirde iş bu tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılmasına,
9-İhtiyati tedbire ilişkin karar uygulamasının ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
10-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
11-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 2.002,00 TL istinaf yoluna başvurma harcının ileride haksız çıkan taraftan tahsil edilmesine,
12-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
13-6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi uyarınca kararın tebliği ve harç tahsil işlemleri ile infazının yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi hükmü gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/03/2026