İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
İSTİNAF KARARI
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete ait 30.100 Euro değerindeki muhtelif emtianın İstanbul Halkalı Gümrüğünde ihraç işlemlerine müteakip alıcı ...'ye teslim edilmek üzere davalılardan ... A.Ş.'nin ...plakalı aracına yüklendiğini, ... AŞ'ye ait aracın 02/02/2008 tarihinde İstanbul'da Pendik Limanında içine yükler ile birlikte yolculuğun deniz ayağını yapmak üzere davalılardan ... AŞ'ye ait ... gemisine bindiğini, müvekkili firmanın yoluculuğun deniz ayağı ile ilgili hiçbir bilgisi ve onayı bulunmadığını, müvekkili firmaya ait yükleri taşıyan ... A.Ş.'ye ait aracın davalılardan ... Sigorta A.Ş.'ye sigorta poliçesi ile CMR sigortalı olduğunu, ancak CMR sigortacısı tarafından bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, 02/02/2008 tarihinde Pendik Limanından İtalya'nın Trieste limanına seyir halinde iken Adriyatik denizinde içinde müvekkili şirketin yüklerinin bulunduğu ...plakalı dorse ve dorsede bulunan yüklerin gemide bulunan muhtelif şirketlere ait çekici ve dorseler ile birlikte çıkan yangın sonucu tamamen yanarak zayi olduğunu, yangının gemideki yangın söndürme sistemlerinin çalışmaması, devreye girmemesi ve gemi adamlarının bilgisizliğinden meydana geldiğini iddia ederek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 30.100,00 EURO yük zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Nakliyat ve Ticaret Anonim Şirketi vekili savunmasında özetle; Mahkemenin yetkisiz olduğunu, yetkili Mahkemelerin Bursa Mahkemeleri olduğunu, davada kusurlu olan tarafın ... şirketi olduğunu bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin kendisine ait ... plakalı araca yüklediğini ve aracın da ... şirketine ait gemiye yüklendiğini, müvekkiline ait aracın ve yüklerin ... Sigorta tarafından sigortalı olduğunu, dava konusu olayda müvekkilinin de zarar gördüğünü savunarak, öncelikle yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Bursa Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesini ve ardından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi (Eski Unvan ... Sigorta A.Ş.) vekili savunmasında özetle; davaya konu olayın 3 nolu davalı ... şirketinin tam kusuru nedeni ile meydana geldiğini, müvekkilinin herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, olayda hukuki ve fiili sorumluluğun ... şirketinde olduğunu, dava konusu olayda CMR hükümlerinin uygulanması gerektiğini ve CMR'nin 17/2 maddesi uyarınca da müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, kabul anlamına gelmemekle birlikte sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...Şirketi vekili, savunmasında özetle; dava konusu zararın gemide çıkan yangın sonucu meydana geldiğini, müvekkiline ait ... isimli ... gemisinin 03/02/2008 tarihinde hareket ettiğini, 06/02/2008 tarihinde saat 05: 30 civarında geminin varma limanına ulaşmasına üç saat kala ana güvertedeki kamyonlardan birinde başlayan yangının on dakika gibi bir süre içerisinde tüm gemiyi sardığını ve gemideki tüm yüklerin tamamen zayi olduğunu, dava konusu olayda yangının müvekkili donatanın ve gemi adamlarının bir kusur ya da ihmalinden kaynaklanmadığı gibi yangının çıkmasında müvekkili donatanın herhangi bir şahsi kusuru da bulunmadığını, müvekkili donatanın dava konusu zarardan sorumlu tutulabileceği bir an için ihtimal dâhilinde görülse bile bu durumda müvekkili donatanın yük zararının tazmin borcu hakkında 1976 Londra Konvansiyonu'nun uygulanması gerektiğini, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 6. maddesinin 1. paragrafına göre toplam hesap biriminin 3.907.800 olduğunu ve toplam 7.331.423,58 YTL müvekkilinin borcu olduğunu, 1976 Londra Konvansiyonu'nun 2. maddesi uyarınca dava konusu yükün zararından kaynaklanan tazminat alacağı dâhil gemide bulunan yüklerin yanarak zayi olmasından kaynaklanan tüm tazminat alacaklarının sınırlamaya tabi olduğunu, taşıma konusu konişmentonun arka yüzünde yer alan 19. maddede parça başında sorumluluk kuralı gereğince ünite veya birim başına taşıyanın sorumluluğunun 100.000,00 TL olarak sınırlandırıldığını savunarak, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarının kabulü ile davanın reddine, aksi halde ise alacakların Sınırlama Fonu tesis edilerek fondon tahsiline ve davacının talep ve faiz miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... isimli ... gemisinde 06/02/2008 tarihinde meydana gelen yangın hadisesinde zarar gören araç sahipleri, yük ilgilileri ve araç ile yük sigorta poliçesi tanzim eden sigorta şirketleri tarafından davalı gemi donatanı ve donatan ile birlikte taşıyıcılara karşı mahkememizde davalar açılmış olup, uygulama birliği olması açısından ve yargılamanın ekonomikliği ilkesi gereği, davalı gemi donatanının sorumluluğunun tespiti için, mahkememizde açılmış olan davalardan 2008 /151 Esas sayılı dosya pilot dosya olarak seçilmiş, TTK'da taşıyan lehine kabul edilen sorumluluktan kurtuluş beyinelerinden davalı gemi donatanının yararlanıp yararlanamayacağı buna göre de davalı donatanın sorumluluğunun bulunup bulunmadığına ilişkin verilecek karar, HMK 165. Maddesi gereğince bekletici mesele yapılmıştır. Bekletici mesele yapılan dosyanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde aldığı ilk Esas numarası 2008/151 olup, bu esas üzerinden yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş; Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 18/07/2011 tarihli 1.bozma ilamı ile davacının bilirkişi raporuna yaptığı itirazların karşılanması konusunda yeniden rapor alınması gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş, bozmadan sonra İstanbul(Kapatılan) 51.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/411 Esasını alan dosyada yapılan yargılama sonucunda 19/12/2013 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İş bu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27/03/2015 tarihli 2. bozma ilamıyla bozulması akabinde 2016/94 Esas sayılı dosya üzerinden mahkemece Direnme kararı verilerek dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/10/2018 tarihli, 2018/11-624 Esas ve 2018/1516 Karar sayılı oy çokluğu kararı ile;"... bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının da yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir." gerekçesi ile yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş; Mahkemece bu aşamadan sonra 2019/211 Esas üzerinden yapılan yargılama neticesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında işaret edilen hususlarda bilirkişi raporu alınarak, 17/03/2021 tarihli karar ile; "... gemisinin... yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın olayı ile davacının ortaya çıkan zararı arasında illiyet bağının bulunduğundan yangında zayi olan davacıya ait 11 adet araç ile ilgili zararından davalı donatanın eTTK m.1019 ve 1062.gereğince sorumlu olduğu, kar kaybı zararının ispatlanamadığı" gerekçesi ile davanın Kısmen Kabulüne karar verilmiştir.İş bu karar davalı vekili tarafından temyiz edildiğinden dosya yeniden Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı ile; "... iddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği" gerekçesi ile hüküm davalı yararına bozulmuştur. Dosya Yargıtay'dan döndükten sonra 2024/215 Esas 2024/294 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay Bozma İlamına uyularak, Bozma ilamında açıklanan gerekçelerle sonuç olarak, davalı gemi donatanının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Bu açıklamalara göre; bekletici mesele yapılan mahkememizin 2024/215 (ilk esas 2008/151) Esas sayılı dosyasında; Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23/02/2023 tarihli, 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamı gereği, ... gemisinde çıkan yangın olayında davalılardan gemi donatanının sorumlu olmadığına karar verilmiş olup, bu durumda sorumluluğunun CMR Konvansiyonunun 2. maddesine göre taşıyan bakımından uygulanan hükümlere göre tespit edileceği anlaşılmış olduğundan.." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, raporların eksik ve hatalı değerlendirildiğini, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verildiğini, mahkeme tarafından taşıma sırasında çıkan yangının taşıyıcı sorumluluktan kurtaran mutlak sorumsuzluk hâlleri kapsamında kabul ettiğini, mahkeme kararında uygulanacak hukuk kurallarını değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünü, taşıma işine uygulanması gereken TTK hükümleri ile CMR Konvansiyonu hükümlerinin yanlış yorumlandığını, CMR'nin 17. maddesine göre taşıyıcının taşınan eşyanın kaybı veya hasarından teslim alma anından teslim edilene kadar sorumlu olduğunu, davanın reddi kararının usul hükümlerine aykırı şekilde eksik incelemeye dayandığını iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, davalı ... İşletmeleri AŞ'ye ait ... isimli ... Gemisinde Hırvatistan açıklarında çıkan yangın sonucu gemiye kara taşıma aracıyla birlikte yüklenen davacıya ait muhtelif emtianın tamamının yanarak zayi olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, davacı şirketin 30.100,00 EURO değerinde muhtelif emtiayı Almanya'daki mukim şirkete sattığı, 1 nolu davalı şirket tarafından emtianın davacı şirketten teslim alındığı, ...tıra yüklendiği, tırın ... Limanından deniz taşımacılığı yapan 3 nolu davalı ... İşletmelerine ait ... gemisi ile yola çıktığı, geminin Hırvatistan açıklarında iken 06.02.2008 tarihinde çıkan yangın sonucunda tırların ve davacı şirkete ait tüm malların yanarak kullanılmaz hâle geldiği, davacı şirket tarafından 04.02.2009 tarihinde iş bu davanın açılmış olduğu, dava dışı... Ltd. Şirketi tarafından aynı taşımada gemide yüklü bulunan dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğu iddiası ile davalı şirket hakkında 2008/1512 Esas sayılı dosyasında dava açtığı, mahkemenin 27.01.2011 tarih, 2008/151 E. ve 2011/20 K. sayılı kararı ile geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen tır araçlarının birinde yangın çıktığı, gemide ... kuralları gereği bulunması gereken tüm sertifika ve teçhizatın tam olarak bulunduğu, personelin de eğitimli görülmesine rağmen yangına yapılan tüm müdahalelerin başarısız kaldığı, olayda 6762 sayılı TTK'nın 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulama yeri olmadığı, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalının mutlak sorumsuzluğu nazara alınarak, gerek gemi adamlarının teknik kusuru, gerekse idari kusuru nedeniyle davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekilince temyiz edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.07.2011 tarih 2011/6376 ESas, 2011/9220 Karar sayılı kararı ile 18.07.2011 tarih, 2011/6376 E. ve 2011/9220 K. sayılı kararıyla davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, davacı tarafın iddialarının tek tek incelenmek suretiyle Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması gereğine işaret edilerek bozulduğu, mahkemenin 19.12.2013 tarih, 2011/411 Esas ve 2013/331 Karar sayılı kararı ile; dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişilerin ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş olmasına rağmen yola elverişliliğin hukuki bir kavram olduğu, ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, yangında yaşanan paniğin yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyanın ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuş olmasının birer karine teşkil etmediği, bu sebeple dava konusu ... gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği,... Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı, davalının gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olduğu, kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediği, davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1072 nci maddesi uyarınca 25.557 euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kâr kaybını kanıtlayamadığından bu kalem yönünden tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın taraf vekillerince temyiz edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.03.2015 tarih, 2014/7243 Esas ve 2015/4347 Karar sayılı kararı ile; dosya içinde mevcut raporların teknik bilirkişileri tespitlerinde dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği yine aynı raporlarda gemi adamlarının yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu ... gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağının belirlendiği, tüm bu hususlar nazara alınmadan teknik uzmanlık gerektiren somut uyuşmazlıkta hukukçu bilirkişilerden alınan rapora itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, karar davalı yararına bozulmuştur. Bununla birlikte davacı tarafın navlun bedelinin iadesi talebinin konişmentoda yer alan kayıtlar da dâhil iddia ve savunmalar tam olarak değerlendirilmeksizin salt kanun madde numarası belirtilerek gerekçesiz şekilde reddedilmiş olması davacı yararına bozma sebebi yapılmış olup tarafların sair temyiz itirazları incelenmediği, mahkemenin 27.04.2016 tarih, 2016/94 Esas, 2016/189 Karar sayılı kararı ile; gemi adamları ile ilgili düzenlenen yeterlilik belgeleri yani sertifikaların davalı donatanın gemi adamlarını seçmede ve denetlemede kusursuz olduğuna yalnızca karine teşkil edeceği, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin birinci fıkrasına göre tazminat talebinde bulunanın donatanın kusurlu olduğunu ispatlamak hakkına sahip olduğu,... gemisinde 25-30 dakika içerisinde geminin yanması ile sonuçlanan yangın olayına gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanılması, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymemesi, maske takmaması ve yanında bir mürettebat bulundurması, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçilmediği tüm bu hususların Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilamında işaret edildiği şekilde "...gemi adamlarının tamamen insani duygular ile ani gelişen olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmaları..." olarak değerlendirilemeyeceği, aksine başta ikinci kaptan olmak üzere gemi adamlarının yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları, buna bağlı olarak da yangına en hızlı şekilde ve en doğru yöntemle müdahale edememeleri nedeni ile meydana gelen zararda davalı donatan-taşıyanın şahsi- ticari kusurlu olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki sorumsuzluk hükmünden faydalanamayacağı, dolayısıyla da davacının zararından sorumlu olduğu, dava konusu taşımaya ilişkin konşimentonun ön yüzünde "..." kaydının yer aldığı, sözkonusu ibarenin Türkçe karşılığının "gemi ve/veya yük zayi olsa da navlun ödenecektir" şeklinde olup konşimentonun arka yüzünde de bu hususun ayrıntılı şekilde açıklandığı, 6762 sayılı Kanun'un 1072 inci maddesine göre yükün zayi olması hâlinde navlunun ödenmeyeceği, peşin ödenmiş ise iadesinin emredici bir hüküm olmayıp aksi yönde mukavele düzenlenmesi mümkün olduğu gerekçesi ile Mahkemenin 19.12.2013 tarihli kararında direnilmesine karar verildiği; direnme kararının temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.10.2018 tarih, 2018/11-624 Esas ve 2018/1566 Karar sayılı ilamı ile; bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının değişik gerekçe ile bozulmasına kurul çoğunluğu tarafından karar verildiği; bozma üzerine Mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı doğrultusunda 17.03.2021 tarih, 2019/211 E. ve 2021/140 K. sayılı kararı ile ... gemisinin ... şirketi tarafından verilen olası yangına müdahale talimlerinde yapılanın, yangına önce hortum ile müdahale şayet bu yolla yangın söndürülemez ise yağmurlama sisteminin çalıştırılması şeklinde olduğu, gemi adamlarının da aldıkları bu eğitime uygun şekilde gemideki yangına öncelikle hortum döşeme suretiyle su püskürterek söndürmeye çalıştıkları; ancak bunda başarılı olunamaması üzerine daha sonra yağmurlama (...) sistemini devreye sokarak yangına müdahale etmek istedikleri, gemi adamlarının yağmurlama sistemini kullanmakta geç kaldıkları, gemi adamlarının yolculuk sırasında karşılaşılabilecek deniz tehlikelerinden olan yangına karşı etkili ve doğru müdahale edebilecek talim ve eğitimleri almadıkları, bu konuda ... kurallarının ... hükümlerinin yerine getirilmediği, gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanıldığı, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymediği, maske takmadığı ve bu durumun dumana maruziyeti artırarak müdahaleyi yetersiz kıldığı, yanında yetersiz sayıda (bir kişi) mürettebat bulundurduğu, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde bunun çalıştırılamadığı ve ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçildiği, gemi adamları ile ilgili yapılan bu tespitlerin geminin başlangıçtaki yola elverişsizliği ile ilgili olduğundan 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince taşıyanın kişisel kusuru olarak kabul edilmesi gerektiği, yine ... gemisinin ... yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının da davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hâli ile yangın sonucunda ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu, yangında zayi olan 11 adet dorse ve çekicinin bedelini tazmin etme yükümlülüğünün doğduğu, bu bedelin 430.144,00 TL olduğu, davacının kâr kaybı zararını ispatlayamadığı, konişmentoda yer alan " ..." (gemi ve veya yük zayi olsa dahi navlun ödenecektir) kaydına göre davacının ödediği navlunu geri isteyemeyeceği gerekçesi ile davanın Londra Konvansiyonu hükümleri uyarınca hesaplanan sınırlı sorumluluk hükümleri uyarınca kısmen kabulüne karar verildiği;Bu son kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4620 Esas, 2023/1074 Karar ve 23.02.2023 tarihli ilamı ile; "...İlk Derece Mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe ile dava konusu geminin yola elverişli olmadığı kabul edilerek sonuca gidilmiştir. 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin birinci fıkrası denize elverişli gemiyi tanımlarken ikinci fıkrası "Denize elverişli olan gemi, teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası, gemi adamlarının yeterliği ve sayısı bakımlarından yapacağı yolculuğun (Tamamıyla anormal tehlikeler hariç) tehlikelerine karşı koyabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunduğu taktirde 'Yola elverişli' sayılacaktır." hükmüne haizdir. Aynı zamanda Kanun'un 1019 uncu maddesi de taşıyanın, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan sorumlu olacağını düzenlemiş ve devamla "... meğer ki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun." demek suretiyle taşıyanın hangi hallerde sorumluluktan kurtulacağını da düzenlemiştir. O halde somut uyuşmazlıkta her iki kanun maddesi birlikte değerlendirilerek gemi adamlarının sayısal ve nitelik olarak yeterliliği bakımından geminin yola elverişli olup olmadığı ve buradan varılacak sonuç ile taşıyanın mutlak sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği tartışma konusudur. Bir başka deyişle Mahkeme kabulü ve tarafların iddia, savunmaları dikkate alındığında gemi adamlarının yangına eğitimli- talimli olup olmadıkları, buna rağmen müdahalede, mücadelede yetersiz kalmalarının taşıyanın mutlak sorumluluğunu gerektiren bir "yola elverişsizlik" sonucunu doğurup doğurmadığı uyuşmazlık noktasıdır.Taşıyanın gemi adamlarının kusurlarından ne suretle sorumlu tutulacağı, bu husustaki karine ve ispat yükünün incelenmesine gelince, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinde zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olduğu takdirde taşıyanın yalnız kendi kusurundan mesul olduğu belirtilmiştir. Maddede belirtilen taşıyanın kendi kusuru kavramı ancak geminin başlangıçtaki elverişsizliği şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin geminin elektrik donanımının bozuk olduğunu bile bile taşıyanın gemiyi yeni bir sefere çıkarması şahsi kusurunun olduğuna delalettir. Bu bakımdan önemli olan nokta taşıyanın gemide mevcut olan eksikliği bilmesi ya da bilmesinin gerekmesidir. Dolayısıyla tedbirli bir taşıyanın normal şartlar altında bilemeyeceği bir kusurun yolculuk başlangıcında bulunması kendisinin sorumluluğunu gerektirmemektedir.İddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle, davalı tarafın karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün bozulduğu; Mahkemenin 2024/215 Esas, 2024/294 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verildiği, bu son kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/5455 Esas, 2025/4965 Karar ve 08.07.2025 tarihli ilamı ile onanmış olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda taraflar arasında, olayların gelişimi, yargılama süreci hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalıların sorumluluğu bakımından incelemenin yeterli olup olmadığı, bilirkişi raporlarının usul ve yasaya uygun bulup bulunmadığı, raporlar arasındaki çelişkinin giderilip giderilmediği ve ilk derece mahkemesi kararının usule ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.Mahkeme tarafından 2008/151 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele sayılmasına karar verilmiştir. HMK'nın 165. maddesinde bekletici sorun düzenlenmiştir. Bir davada hüküm verilebilmesi görülmekte olan başka bir davanın sonuçlanmasına bağlı ise mahkeme o davanın sonuçlanmasını beklemeye karar verir.Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HMUK 295.maddede ve hüküm tarihinde ise yürürlükte bulunan HMK 204 maddede; ilamların ve resmî senetlerin ispat gücü düzenlenmiştir.HMK'da pilot dava şeklinde bir düzenleme olmamakla birlikte yasal düzenlemenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekecektir. HMK'nın 30. maddesinde usul ekonomisi ilkesi yer almaktadır. Aynı olaya dair farklı dava dosyalarında farklı ve çok sayıda inceleme ile bilirkişi raporları alınması gereksiz gider yapılmasına neden olmakla birlikte farklı mahkemelerden farklı kararlar çıkması da ihtimal dâhilinde olacaktır. Bu durum ise farklı mahkemelerin birbiri ile çelişkili kararlar vermesinden dolayı adil yargılanma hakkını ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal sonucunu yaratacaktır. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 2013/6932 başvuru numarası ile 06.11.2015 tarihli kararında bu hususa ayrıntılı olarak yer verilmiştirSomut olayda, aynı gemi kazası sonucunda meydana gelen zarardan dolayı açılan birden fazla dava dosyası söz konusudur. Tüm dosyalarda kazanın meydana gelmesinde taşıyıcının sorumluluğunun olup olmadığının belirlenmesi öncelik arz edecektir. Mahkemece aynı kaza nedeni ile taşıyıcının sorumluluğuna dair görülmekte olan dava sonucunun bekletici mesele yapılması, hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ilkelerine uygun düşmektedir.Karar sonucunun beklenilmesinde adil yargılanma ilkesi de göz önünde bulundurulduğunda usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Aynı konuda farklı kararlar verilmesi hukuk güvenirliliğini zedeleyecektir. Ve adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelecektir. Emsal nitelikteki bekletici mesele sayılan dosyada verilen karar ile davalı deniz taşımacısının kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığı belirlenmiştir. Anılan dosyada yapılan bilirkişi incelemeleri ve karar gerekçeleri hüküm vermeye elverişli olup, eldeki dosyada kusur ve sorumluluk incelemesinin yeniden yapılmasını gerektiren bir olgu ileri sürülmediği gibi kesinleşen karara esas alınan bilirkişi raporlarında varılan sonucu etkileyecek yeni bir delil de ileri sürülmediğinden, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada eksiklik görülmemiş, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi erekmiştir.Eldeki uyuşmazlığa konu taşıma, multimodal bir taşıma olup, eşya yüklü kara taşıma aracı, yük indirilmeksizin yani yükle birlikte ... gemisine bindirilmiş, geminin deniz yolculuğu sırasında çıkan yangında eşya ve kara taşıma aracı yanarak tamamen zayi olmuştur. Bu durumda CMR'nin 2. maddesi uyarınca uyuşmazlığa konu taşıma, CMR hükümlerine tabi olup davalıların sorumluluğu, zararın meydana geldiği taşıma aşamasındaki sorumluluk kurallarına göre belirlenmelidir. Hasar deniz taşıması aşamasında meydana geldiğinden, kara taşımacısının ve onun sorumluluk sigortacısının sorumluluğu da deniz taşıma hükümlerine göre belirlenmelidir. Yukarıda açıklandığı üzere, deniz taşıması aşamasında gerek davalı deniz taşımacısının gerekse kara taşımasını yapan davalının bir kusurlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kara taşımacısının eylemlerinden kaynaklı bir zarar söz konusu olmadığı gibi, kara taşımacısının deniz taşımacısını seçmekte bir kusurunun bulunduğu yada kara taşımacısının eylemleri ile yangın hasarı arasında bir illiyet bağının bulunduğu da kanıtlanmamıştır. Bu nedenle, kara taşımacısı olan davalı ile onun sorumluluk sigortacısı olan davalı aleyhindeki davanın da reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.