Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz

Taraflar arasındaki ticaret sicil memurunun kararına itiraz davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 11.01.2022 tarihinde tarafına tebliğ edilen ... takip ve ... kart numaralı ödeme emrinde, daha önce haberdar olmadığı ... Şti'nin müdürü olduğunu, bu şirketin 100.000 TL'yi aşan prim borçlarından dolayı sorumlu olduğunu öğrenidğini, 17.01.2022 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, görevi kötüye kullanma nedeniyle suç duyurusunda bulunduğunu, işlemlerin 2022/25448 Soruşturma numarası ile devam ettiğini, soruşturma dosyasında Ticaret Sicil Müdürlüğü ve SGK'dan istenen noter belgelerinin kendisince imzalanmadığını, kendisince düzenlenmiş bir imza sirküleri bulunmadığının görüldüğünü, bu nedenle kendisine SGK tarafından gönderilen ödeme emrine ilişkin SGK İstanbul İl Müdürlüğüne 04.04.2022 tarihinde, ödeme emrinde belirtilen şirketle gerçekte hiçbir ilgi bulunmadı ve suç duyurusunda bulunduğu bildirerek bu aşamada herhangi bir hukuki işlem ya da icra takibi başlatmamasının ve ödeme emrinin iptalinin istendiğini, aynı hususların davalı sicil memurluğuna da bildirildiğini, anılan şirketin 18.08.2014 tarihli sicil gazetesindeki 8 nolu maddesi ile hatalı olarak şirket müdürü olarak seçildiğine ilişkin kısmının düzeltilmesi, şirketin 15.09.2017 tarihli sicil gazetesinin 4 nolu maddesinden isminin kaldırılmasını ve buna ilişkin kayıtlarının düzeltilmesini, SGK haczin durdurulabilmesi için yapılan düzeltmelere ilişkin belge verilmesinin istendiğini, davalı memurlukça tescil edilen hususların re'sen terkininin mümkün olmayıp, ancak kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptalin mümkün olduğunun belirtildiğini, hatalı kayıtlar nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğradığını, 2014 ile 2017 yıllarında bu şirketin müdürü olarak görünmesinden SGK tarafından mal varlığının haczedildiğini ileri sürerek, 18.08.2014 tarihli sicil gazetesinin 8 nolu maddesinde hatalı olarak kayıt edilen şirket müdürü seçilmesine ilişkin kayıt ile aynı şirketin 15.09.2017 tarihli sicil gazetesindeki 4 nolu maddesi ile yazılan adının kaldırılmasına, SGK hacizlerinin durdurulabilmesi için yapılan düzeltmelere ilişkin belge verilmesine ve düzeltme kararının ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davada tescil edilmiş müdür atanmasına ilişkin kayıtların ticaret sicilinden terkinin istendiğini, tescil edilmiş olguların terkinin de ancak kesinleşmiş mahkeme kararı ile mümkün olduğunu ve bu davalarda husumetin ilgili şirkete yöneltilmesi gerektiğini, tescil edilmiş hususlarla ilgili müvekkilinin re'sen değişiklik yapma yetkisi bulunmadığını, bu konularda müvekkilince verilmiş bir red kararı bulunmadığından dava şartının oluşmadığını, TTK'nın 34.maddesine göre sicil müdürlüğünce verilen karara karşı, bu kararın tebliğinden itibaren 8 gün içinde itiraz edilmesi gerektiğini ileri sürerek, dava şartı, pasif husumet yokluğu ve esas yönünden davanı reddine karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin verilen karar, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 06.02.2025 tarih ve 2024/1166 Esas, 2025/147 Karar sayılı ilamı ile karara karşı süresinde başvuru yapılıp yapılmadığının araştırılaması için ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda uyuşmazlık incelenerek karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, dava; davalının dava dışı ... Şti müdürü olarak seçildiğine ilişkin 18/08/2014 tarihli sicil gazetesi 8 nolu kısmında ve 15/04/2017 tarihli sicil gazetesinin 4 nolu maddesinde yer alan davacı isminin kaldırılması talepli dava olduğu, davalının husumet ve esasa ilişkin itirazlarda bulunduğu görülmüştür.Dava dosyasındaki bilgi belgeler, dosyaya ibraz edilen raporlar ve icra dosyası birlikte değerlendirildiğinde mahkememizin önceki kabul kararı, İstanbul BAM 14.HD'nin 'Eldeki dava TTK'nın 34/1 maddesi uyarınca sicil kararının tebliğinden itibaren sekiz günlük hak düşürücü süreye tabidir. Mahkemece öncelikle bu husus üzerinde durularak ve taraflardan izahat ve belge istenmek üzere öncelikle hak düşürücü süre yönünden bir karar verilmesi gerekirken bu hususun ihmal edilmesi usule aykırı olmuştur. Bu husus araştırılması gerektiğinden istinafa konu kararın kaldırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.' gerekçeli istinaf kararı ile kaldırılmıştır.BAM kaldırma kararı doğrultusunda davalı TSM'nden dava konusu sicil ret kararının davacıya tebliğ tarihi sorulmuş gönderilen yazı cevabı ekindeki PTT tebliğ sorgu ekran çıktısı ile davacıya tebliğin 15.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Huzurdaki dava ise 23.02.2023 tarihinde ikame olduğu..." gerekçesiyle davanın TTK'nın 34/1 maddesindeki hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece hatılı şekilde nitelendirildiğini, dava dilekçesinde bu davanın "Hatalı Ticaret Sicil Kaydının Düzeltilmesi" talepli olduğunun açıklandığını, hiç lir dilekçede Ticaret Sicil Müdürlüğü kararına karşı itiraz anlamına gelebilecek bir açıklama bulunmadığını, her iki davanın ayrı davalar olduğunu, asla dile getirilmeyen bir talep üzerinden davanın hatalı şekilde nitelendirilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu,Bu nedenle davanın öncelikle "Ticaret Sicil Kaydının Düzeltilmesi" olarak ele alınması gerektiğini, bu davada TTK'nın 34.maddesinin uygulanmasını gerektirir bir neden bulunmadığını, davalı tarafından verilmiş bir karar bulunmadığını, sicil müdürlüğünce gönderilen 12.04.2022 tarih... sayı numaralı yazının ilk 3 paragrafta şirketle ilgili bilgi verildikten sonra, tescil olunan hususların ancak kesinleşmiş yargı kararlarıyla mümkün olduğunun belirtildiği, sonuç kısmında ise bu şekildeki mahkeme kararı alındıktan sonra temsilciliklere müracaat edilerek harç yatırılması gerektiği hususunun bildirildiğini, bunun esasında bir karar niteliğinde olmadığını, itiraz edilebilecek bir konu bulunmadığını, bu hususun cevap dilekçesinde de açıklanarak davalının bir ret kararının bulunmadığının belirtildiğini, cevap dilekçesinde ayrıca davacının başvurusuna karşı açıklayıcı bir yazı yazıldığının ve teknik anlamda bir ret kararı yazılmadığının açıklandığını, buna rağmen mahkemenin idare yerine geçerek bu yazının bir ret kararı olduğunu kabul ederek TTK'nın 34. maddesindeki sürenin uygulanmasının hatalı olduğunu, kaldı ki anılan yazıda başvurulacak kanun yolunun gösterilmediğini, yazıda karar ibaresinin dahi geçmediğini, idari işlemlerde kanun yolunun gösterilmemesi halinde sürenin işlemeyeceğine ilişkin bir çok mahkeme kararı bulunduğunu, bu olayda bir karar bulunmadığı gibi karar olsa dahi kanun yolu ve başvuru süresinin gösterilmemesi nedeniyle hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,Davalı müdürlüğünün TTK da gösterilen yükümlülüklerine aykırı hareket ederek bir kararı tescil ettiğini, şirket dışında müdür atanması halinde Ticaret Sicili Yönetmeliğinin 90/1-c maddesine uygun olarak, dışarıdan atanan müdürlerin görevi kabul ettiğine ilişkin belgenin sunulması gerekirken, bu belge olmadan işlem tesis edildiğini, aynı Yönetmeliğin 90/1-ğ maddesine göre müdürün imza beyannamesinin sunulması gerekirken, bu belge de olmadan işlem yapıldığını, bu iki belgenin olmadan işlem yapılmasının TTK'nın 623/1. maddesine de aykırı olduğunu, sunulan belgelerin davalı tarafından denetlenerek incelenmesi gerektiğini, alınan hatalı kararın değil, doğrudan hatalı tescilin iptalinin söz konusu olduğunu, bu nedenle kayıtları denetleyerek tescili gerçekleştirmesi gereken davalı müdürlüğe davanın yöneltildiğini, bir çok kararda bu gibi durumlarda sicil memurluğuna açılan davaların reddedilmediğinin görüldüğünü, davalı müdürlüğün bu kayıtların denetlenmesi ve arşivlenmesinden sorumlu olduğunu, davalının kayıtların düzeltilmesi ve sorumluların cezalandırılması için hiç bir işlem yapmayarak yükümlülüklerine aykırı davrandığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.

Dava, davacının davalı nezdinde sicile kayıtlı dava dışı şirketin müdürü seçildiğine ilişkin 18.08.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen genel kurul kararın 8 nolu maddesinde şirket müdürü olduğuna dair ibare ile aynı şirketin 15.09.2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan kararın 4 nolu maddesinde yer alan isminin kaldırılması talebinin reddine ilişkin Ticaret Sicil Müdürlüğü kararına TTK'nın 34. maddesi uyarınca itiraz davasıdır.İlk derece mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava, davacının limited şirket müdürü olmadığı, bu kapsamda 18.08.2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinin 8 nolu maddesinde dava dışı şirket müdürü olduğuna dair ibare ile aynı şirketin 15.09.2017 tarihli Sicil Gazetesi'nde 4 nolu maddede yer alan müdürlük görevinin geçerli şekilde başlamadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince başlangıçta dava ticaret sicil memurluğu kararına itiraz davası olarak değerlendirilmiş ve yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı, dava dışı şirketin hiç bir zaman müdürü olmadığının tespiti için ticaret sicili müdürlüğüne husumet yöneltmiştir. Bu tür bir davada esas olarak şirkete husumet yöneltilmelidir. Ancak mahkemece, sicil müdürlüğünün 12.04.2022 tarihli kararından söz edilerek bu kararın hatalı olduğu ve davacının şirket müdürü olmadığı belirtilmekle, bu davanın yapılan yargılama içeriğine göre sicil müdürlüğü kararının iptali davası olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim ilk karar aşamasında davanın bu şekilde nitelendirilmesine de davacının bir itirazının bulunmamaktadır.Sicil memuru kararına itiraz davası TTK'nın 34/1. maddesi uyarınca sicil kararının tebliğinden itibaren sekiz günlük hak düşürücü süreye tabidir. Mahkemece yapılan incelemede ret kararının 15.04.2022 tarihinde davacıya tebliğ edildiği görülmüştür. Yasada açık şekilde bu tür bir karara karşı 8 günlük süre içinde itiraz edilebileceği belirtilmiş olup, sicil memurluğu yazısında bu hususun belirtilmemiş olması sonuca etkili görülmemiştir. Bu tür bir davada amaçlanan sonucun esasında doğru hasma yöneltilerek her zaman açılması mümkün olan bir dava ile talep edilebileceği de dikkate alınarak davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Davanın türüne göre süresinde açılmayan bu davada, istinaf başvurusunda ileri sürülen diğer hususların incelenmesine gerek bulunmamaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.