Tespit

Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket ile müvekkili şirket arasında 27.03.2025 tarihinde “...” başlıklı ana sözleşme akdedildiğini, sözleşme ilişkisi devam ederken, ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çeşitli suçlamalar sebebiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı taraf olan ... Şirketi’ne ...kayyum olarak atandığını, ...Şirketi’ne kayyum olarak atanan ... tarafından müvekkili 27.03.2025 tarihli “...”ne ilişkin görüşmelere davet edildiğini, yapılan görüşmeler kapsamında, tanıklar huzurunda toplantılar gerçekleştirildiğini, müvekkilinin ana sözleşme gereği üzerine düşen program yapım işlerini sürdürmekteyken, davaya konu protokolün imzalanması konusunda ... tarafından baskı altına alındığını ve korkutulduğunu, bu baskı ve korkutmalar sonucunda müvekkilinin iradesinin sakatlandığını ve davaya konu 20.01.2026 tarihli fesih ve ibra protokolü akdedildiğini, davalı yana kayyum olarak atanan ve tüzel kişiliği haiz olan ...tarafından müvekkili üzerinde serbest iradesini ortadan kaldıracak yoğunlukta baskı ve korkutma oluşturulduğunu, bu sebeple müvekkili davaya konu mezkur protokolü imzalamak zorunda kaldığını, bu hususu bilahare bildirecekleri tanık beyanları ile sabit olacağını, yapılan görüşmelerde ve imza anında müvekkilinin ciddi ve yakın tehlike tehdidi altında kaldığını, müvekkilinin karar verme özgürlüğünün ortadan kaldırıldığını, ... tarafından müvekkiline yöneltilen “Bu protokolü imzalamazsan sana ana sözleşme kapsamında verilen tüm paraları faiziyle geri alırız” ve “Senin şirketinle ilgili diğer yapım işleri de askıya uğrar” şeklindeki tehdit içerikli beyanlar sonucunda müvekkilinin iradesinin ağır şekilde baskı altına alındığını, davaya konu protokolü imzalama iradesi hukuken sakatlanacak yoğunluğa ulaşıldığını, bu hukuka aykırı tehditler sebebiyle iradesi sakatlanan müvekkilinin davaya konu protokolü imzalaması ile söz konusu tehditler arasında açık bir illiyet bağı bulunduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 37. maddesi uyarınca; “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.” kanun hükmünün özüyle ve sözüyle net olduğunu, müvekkilinin davaya konu fesih ve ibra protokolünü davalı tarafça oluşturulan baskı ve korkutma altında akdettiğini, tanık beyanları ile de sabit olacağı üzere, korkutma sebebiyle müvekkilinin davaya konu protokol ile bağlı olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Dava, "...” başlıklı sözleşmenin ikrah irade fesadı sebebiyle bağlayıcı olmadığının tespiti talebine ilişkindir.
Somut dava 6100 sayılı HMK'nın 106/1. maddesi uyarınca açılmış bir tespit davasıdır. Tespit davası ile davalı bir şeyi yapmaya veya bir şeyden kaçınmaya mahkum edilemez, sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu ya da tereddütlü olan içeriği tespit edilir. Kanunla belirtilen istisnai durumlar dışında tespit davası açan davacı, eda davası ile inşai davalardan farklı olarak, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir menfaatinin bulunduğu hususunu açıkça ortaya koymak, hukuki yararını ispatlamak durumundadır. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmelidir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa, davacının tespit davası açmasında hukuki bir yararı yoktur. Bir dava içerisinde iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar tespit davasının konusu olamaz. (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 2011, s.300-302)
6100 sayılı HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yarar dava şartıdır. Aynı Kanunun 115. maddesi uyarınca Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı tarafından dava dilekçesi ile taraflar arasındaki sözleşmenin ikrah (korkutma) irade fesadı nedeniyle davacı açısından bağlayıcı olmadığının tespitine karar verilmesi talep edilmiş olup davacının, tespit hükmü talep etmesinde nasıl bir hukuki yararı olduğunu açıklamadığı, tespit hükmü verilmesi ile korunacak menfaatine dair bir beyan ve delil sunmadığı, bu davada verilecek bir tespit hükmünün davacı için herhangi bir hukuksal koruma sağlamayacağı, sözleşmenin bağlayıcı olup olmadığı iddiasının, açılacak olan eda davasında yahut sözleşmenin feshine ilişkin bir davada ön sorun olarak ele alınacağı ve korkutmanın iddia olarak ileri sürülebileceği dikkate alınarak davanın 6100 sayılı HMK 114/1-h maddesinde yazılı hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

(Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);

1-Davanın 6100 sayılı HMK 114/1-h maddesinde yazılı hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,

2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

3-Taraflarca yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

4-Yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine re'sen iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf yoluna başvuru konusu edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/03/2026