DAVACI: EREN KALAYCI
VEKİLİ: Av.....
DAVALI:
1- ........
VEKİLİ: Av.....
DAVALI:
2- ........
VEKİLİ: Av.....

Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 25.10.2023 tarihinde ........ plakalı araç sürücüsü ........'in idaresindeki araç ile müvekkiline çarpması neticesinde trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin meydana gelen kazada hiçbir kusuru olmadığını, davalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, kazada müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, tedavi süreci boyunca yatağa mahkum kaldığını, geçici ve kalıcı iş göremezliğe maruz kaldığını, bakım ihtiyacından dolayı bakıcı gideri ihtiyacı da duyduğunu, dava konusu trafik kazası nedeniyle Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ... soruşturma numaralı dosya ile soruşturma başlatıldığını, soruşturma işlemleri tamamlanarak Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosya ile kovuşturmanın başlatıldığını, dosyalın derdest olduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin uğramış olduğu kalıcı iş göremezlik oranının tespiti ile; kalıcı iş göremezlik, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi giderleri zararını davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı ........'den tahsili ile müvekkiline ödenmesine, her türlü yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı yanlar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ........ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı araç sürücüsünün müvekkilinin sigortalısı olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limitleri dahilinde ve sigortalı araç sürücüsünün kusuru orununda olduğunu, kaza tespit tutanağında her ne kadar uyuşmazlık konusu kazanın oluşumunda müvekkil şirket nezdinde sigortalı olan araç sürücünün tam kusurlu olduğu iddia edilse de bu iddiayı kabul etmediklerini, kusur durumunun tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını, davacının kaza nedeniyle eğer oluşan maluliyeti var ise bunun belirlenmesi gerektiğini, davacıda oluşan sakatlığın gerçekleşen trafik kazası ile illiyet bağının bulunduğunun ispatının gerektiğini, davacının 12 aylık tedavi süreci tamamlanmadan müvekkiline başvuruda bulunduğunu, bu nedenlerle davacının davasının esastan reddine ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ........ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu olay üzerine Konya ... ASCM nin ... E. sayılı dosyasından ceza davası açıldığını, dava konusu kazanın toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı duran minibüsün önünden aniden yola çıkmak suretiyle kazaya sebep olduğunu, ceza dosyasında adli trafik bilirkişisi ........ tarafından düzenlenen 01.05.2024 tarihli raporda müvekkilinin kusursuz olduğu, ATK'nın 06.09.2024 tarih ve 6922 sayılı raporunda da davacının asli kusurlu olduğunun belirtildiğini, davacının maluliyetinin tespiti için dosyanın ATK'ya gönderilmesini, dava konusu olayda davacının asli ve tam kusurlu olduğu dikkate alındığında, davacının maddi tazminat talepleri ve manevi tazminat talebi hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, aksi düşünülse bile talep edilen manevi tazminatın fahiş ve yüksek olduğunu, davaya konu kazada tam ve asli kusurlu olan davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin ve buna ilişkin davasının reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, müvekkilimin karşı yasal haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve aktüerya raporları ile birlikte davacı vekilinin 27/06/2025 tarihli değer artırım dilekçesi de nazara alınarak; Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara ilişkin taleple bağlı kalınarak 64.501,16 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 22.423,29 TL, bakıcı giderinden kaynaklı zararı için 6.707,00 TL ve kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 750,00 TL' nin davalı sigorta şirketinden 21/09/2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalı ........ yönünden kaza tarihi olan 25/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Davacının kusur durumu ve maluliyet oranı dikkate alınarak belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kabulü ile; 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........'dan kaza tarihi olan 25/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya ödenmesine karar verilerek;
Davanın KABULÜ İLE;
Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara ilişkin taleple bağlı kalınarak 64.501,16 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 22.423,29 TL, bakıcı giderinden kaynaklı zararı için 6.707,00 TL ve kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 750,00 TL'nin davalı sigorta şirketinden 21/09/2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalı ........ yönünden kaza tarihi olan 25/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........'dan kaza tarihi olan 25/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya verilmesine, " şeklinde hüküm kurulmuştur.

Davalı ........ A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu kazanın oluş tarihi ve kişinin yaşı göz önünde bulundurulduğunda erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmeliğin uygulanmasının gerektiğini, Yargıtay kararları gereği kazazedelerin hastanede kaldığı günlerde bakımları hastane tarafından gerçekleştirildiği için geçici bakıcı hesaplaması yapılırken bu günlerin hesaplama dışı bırakılması gerektiğini, müvekkil sigorta şirketinden talep edilen tazminat miktarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkil sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından, tedavi bakıcı giderlerinden sorumlu olmadığını, bakıcı tutulduğu belgelendirilmediğinden yapılan hesaplamada asgari net ücretin esas alınması gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/09/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı usul ve yasaya aykırı olan kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını neticede talepleri gibi karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ........ vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davaya konu kazaya ilişkin, Konya ... ASCM nin ... E. Sayılı dosyasından adli trafik bilirkişisi ........ tarafından düzenlenen 01.05.2024 tarihli raporda müvekkilin kusursuz olduğunun tespit edildiğini, yerel mahkemece alınan trafik bilirkişisi ........ tarafından düzenlenen 16/02/2025 tarihli raporda ise, müvekkile %25 kusur izafe edildiğini, davacının duran minibüsün önünden aniden yola çıkmak suretiyle kazaya sebep olduğu dikkate alındığında, dava konusu kazanın meydana gelmesinde ve dolayısıyla davacıda kalıcı maluliyet oluşmasında müvekkile izafe edilecek bir kusurun bulunmadığını, raporlar arasındaki mübayenetin giderilmesine ve itirazlarının değerlendirilmesine ilişkin taleplerinin mahalli mahkemece dikkate alınmadığından, bu nedenle kesin bir kusur tespitinin de yapılmadığından olay ve oluşa aykırı kusur değerlendirilmesine itibar edilerek verilen kararın bu yönden yerinde olmadığını, yine davacının burun eğriliği nedeniyle %2,1 oranında maluliyetinin kabulünün de yerinde olmadığını, mahalli mahkeme kararının manevi tazminat yönünden de olay ve oluşa uygun düşmediğini, dava konusu kazanın oluşumunda %75 oranında asli kusurlu olduğu kabul edilen ve kendi davranışları sebebiyle kaza sonucu yaralanan davacının maluliyet oranının düşüklüğü birlikte değerlendirildiğinde, hükmedilen manevi tazminatın yüksek olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile usul, yasa ve yerleşik içtihatlara açıkça aykırı düşen Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kararının kaldırılmasına, kusura, maluliyet oranına, tazminat hesabına ve manevi tazminat tutarına ilişkin itirazlarının karşılanması için yeniden yargılama yapılmasını teminen dosyanın mahkemesine gönderilmesine, neticeden davacının müvekkil yönünden maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, istinaf ve yargılama gideriyle vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar hükme esas alınan rapor ile müvekkilin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.68/b gereği asli (%75) kusurlu olduğu tespit edilmişse de bu tespite katılmanın mümkün olmadığını, gidişli gelişli yolda müvekkilin karşıdaki üniversite hastanesine geçerken kazanın meydana geldiğini, kazanın meydana geldiği yer üniversite kampüsü olup olay hastanenin hemen yanındaki yolda cereyan ettiğini, davalı sürücünün kendisini yolun ve havanın şartlarına uyduramadığını, davalı sürücü gereken dikkatle hareket etmeyerek kazaya sebebiyet verdiğini, müvekkil açısından tespit edilen maluliyet oranlarının her ikisininde yaralanmasının ağırlığı karşısında çok düşük tespit edilmiş olup tespit edilen oranlar ve sürelerin gerçek durumla bağdaşmadığını, alacağa avans faizi işletilmesi gerekirken yasal faiz işletilmesi ve sigorta yönüyle kaza tarihinden itibaren temerrüt hükümlerinin uygulanmamasının hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamının talepleri doğrultusunda kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Mahkemece verilen karar, tüm taraflarca aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.
Dava, trafik kazası nedeniyle yaralanma nedeniyle maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir.
- Tarafların kusura itirazında;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür" yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Bu itibarla, mahkemece benimsenen trafik bilirkişi raporu ile kaza sonrası düzenlenen Trafik Tespit Tutanağı ve ceza mahkemesinin kabulü ile çelişkilerin giderilmiş bulunduğu ATK kusur raporları benzer mahiyette olup davalının hız kurallarına aykırı hakereti nedeniyle tali derecede % 25, davacının geçiş ihlali kapsamında asli olarak % 75 kusurlu olduğu, benimsenen kusur raporunun dosya kapsamına, dosyadaki mevcut delillere, kazanın gerçekleşme biçimine ve oluşa uygun olup, herhangi bir somut delile dayanmayan kusur itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;
İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR
Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAY IN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
(Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır.
Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece, her ne kadar AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı Selçuk Üniversitesi uzman heyetinden alınan maluliyet raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olsa da netice itibariyle daha düşük tazminat miktarının hesaplandığı davacı tarafça ıslahın yapıldığı tutara göre karar verildiğinden bu sebeple hükmün kaldırılması gerekmemiştir.
-Davalıların bakıcı giderine ilişkin itirazlarında;
Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 E, 2017/5957 K, 2017/1726 E 2017/11442 K)
Davacının geçici iş göremezlik döneminde başkasının yardımına muhtaç olduğu süre de uzman heyet raporu ile belirlenmiş olup bu nedenle brüt asgari ücretle bakıcı gideri hesaplanması doğrudur.
-Davacının faiz türüne yönelik itirazda;
Zarara neden olan, tazminat talep edilen karşı aracın kullanım amacının "hususi araç" olduğunun kazaya ilişkin resimlerden ve trafik tespit tutanağından ve sigorta poliçe araç bilgilerinden anlaşılmış bulunmasına göre, davada tazminat temerrüt faizi olarak yasal faize hükmedilmesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir.
-Davalı tarafın geçici iş göremezliğin, tedavi giderlerinin ve bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,

1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,

2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,

3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;

1-Bakıcı giderleri

2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)

3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİ NİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı tarafın geçici işgörmezlik, tedavi giderleri ve bakıcı tazminatının teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
-Davalı tarafın faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.
- Davalı ........ vekilinin manevi tazminata yönelik itirazında;
6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, davacıda oluşan sürekli ve geçici iş göremezlik durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik davalı istinafının reddi gerekmiştir.
Bu halde, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı ve davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.

1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı ve davalıların istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,

2-Davacının istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 732,00 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3-Davalı ........'nın istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 6.447,19 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 1.611,79 TL'nin mahsubu ile bakiye 4.835,40 TL istinaf karar harcının bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

4-Davalı ........'in istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 9.862,69 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 2.466,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 7.396,69 TL istinaf karar harcının bu davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden taraflar üzerinde bırakılmasına,

6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davacı yönünden taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davalılar yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.
12/03/2026